<?xml version="1.0"?>
         <rss version="2.0"> 
         <channel>
         <title>Güncel</title>
         <link>https://www.saglikhaberajansi.com/guncel/</link>
         <description></description><item>
			<title>&#39;Bitkisel&#39; tanıtıma rekor ceza!</title>
			<description><![CDATA[Manisa Organize Sanayi Bölgesi'nde faaliyet gösterenr 'Glint' marka mutfak temizleyecisinin yüzde yüz 'Bitkisel' olarak satışa sunulması ve tanıtılmasını inceleyen Reklam Kurulu, firmaya yanıltıcı tanıtım ve reklam yapmaktan 39 milyon 916 bin 524 idari para cezası verip, reklamların durdurulmasına karar verdi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Manisa Organize Sanayi Bölgesi'nde üretim yapan 'Glint' marka mutfak temizleyicisinin üzerinde yazan 'Bitkisel Temizleyici' cümlesi firmaya rekor ceza getirdi.

'Glint Bitkisel Temizleyici' olarak üretim yapan ve içerisinde kimyasal madde bulunan ürünün kullanan tüketicilerin hastanelik olması, artan şikayetler üzerine firma hakkında soruşturma başlatıldı.

 

Glint markasının bazı görsel ve yazılı basın organlarında da kimyasal ürünle ilgili 'Bitkisel' ibaresi kullanddığını tespit eden Reklam Kurulu, firmanın reklamı hakkında savunma istedi. Firmanın ürünlerinin laboratuvar incelemesi sonuçlarını delil olarak kabul eden Reklam Kurulu, 'Bitkisel' kelimesinin tüketici yanıltıcı tanıtım ve reklam olduğuna karar verdi.

 

Reklam Kurulu, 'Glint' firmasına yanıltıcı reklamdan dolayı 39 milyon 916 bin 524 TL idari para cezası kesti. Reklam kurulu, markanın tüm reklamlarının da durdurulmasına karar verdi.

 

Glint marka mutfak temizleyicisi üzerindeki şikayetler 'Bitkisel' yazdığı için tercih ettiklerini ve bu yanıltıcı kelimeden dolayı kimyasal etkiye maruz kalıp, hastanelik olduğunu iddia edenlerin sayısında artış olmasına neden olmuştu.kaynak:songelenhaber
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/06/bitkisel-tanitima-rekor-ceza.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/06/bitkisel-tanitima-rekor-ceza_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/bitkisel-tanitima-rekor-ceza/4985/</link>
			<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 14:44:38 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Büyükşehir&#39;den ikinci Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezi</title>
			<description><![CDATA[Konak Center'da yer alan İzmir Sağlık ve Esenlik Merkezi'nde (İZSEM) açtığı Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezi'nde ücretsiz ve anonim olarak HIV, Hepatit C, Hepatit B ve sifiliz (frengi) test hizmeti veren İzmir Büyükşehir Belediyesi, aynı hizmeti Küçük Çiğli'de bulunan İZSEM bünyesinde de yürütecek.]]></description>
		    <news><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı, Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezi sayısını ikiye çıkardı. İlki İZSEM Konak Center'da faaliyete geçen merkezin ikincisi İZSEM Küçük Çiğli'de çalışmalarına başladı. Merkezlerde ücretsiz ve anonim şekilde HIV, Hepatit C, Hepatit B ve sifiliz (frengi) testleri yapılıyor. Detaylı bilgi ve randevu için 0232 294 22 47 numaralı telefon aranabiliyor.

Gizlilik esasıyla çalışılıyor

Gizlilik esasıyla çalışan merkezde, danışanların kimlik bilgileri alınmıyor ve herhangi bir sosyal güvence de aranmıyor. Parmak ucundan alınan bir damla kan ile yapılan testin sonucu, yaklaşık 20 dakika içinde kişiye bildiriliyor. İlk tanı testi sonucuna göre pozitif şüphesi duyulan hasta, hastanelere yönlendiriliyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı ile Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü arasında imzalanan iş birliği protokolü kapsamında yürütülen çalışma, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar hakkında danışmanlık hizmetini de kapsıyor. Uzman sağlık personelinin verdiği danışmanlık hizmeti, testi yaptıran kişilerin sorularını yanıtlayarak erken teşhis ve tedavi sürecine destek oluyor.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/06/buyuksehir-den-ikinci-gonullu-danismanlik-ve-test-merkezi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/06/buyuksehir-den-ikinci-gonullu-danismanlik-ve-test-merkezi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/buyuksehir-den-ikinci-gonullu-danismanlik-ve-test-merkezi/4984/</link>
			<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 10:35:22 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>“Türkiye&#39;ye örnek olacak sağlık sistemi kuracağız&quot;</title>
			<description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi’nin 12 Mayıs Hemşireler Günü kapsamında düzenlediği “Geçmişten Geleceğe Hemşirelik: Kimlik, Güç, Dönüşüm” panelinde konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, hemşirelik mesleğinin hak ettiği değeri görmesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Eşrefpaşa Hastanesi’ni Türkiye’ye örnek olacak bir sağlık modeli haline getirme hedeflerini dile getiren Tugay, “Huzur ve güven içinde çalışılan, nitelikli sağlık hizmeti sunan bir sistem kurmak için ne gerekiyorsa yapacağız” dedi.

Türkiye’nin ilk ve tek belediye hastanesi olan Eşrefpaşa Hastanesi, 12 Mayıs Hemşireler Günü’nü Tarihi Havagazı Fabrikası’nda düzenlenen “Geçmişten Geleceğe Hemşirelik: Kimlik, Güç, Dönüşüm” paneli ile kutladı. Etkinliğe eşi Öznur Tugay ile katılan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, hemşirelik mesleğine katkılarından dolayı Prof. Dr. İnci Erefe, Prof. Dr. Zeynep Conk ve Prof. Dr. Candan Öztürk’e yaşam boyu onur ödülü verdi. İnci Erefe Onur Ödülü de Eşrefpaşa Hastanesi’nde daha önceki yıllarda başhemşirelik yapmış olan Tülin Topuzoğlu’na takdim edildi.

“Ne gerekiyorsa yapacağız”

Panelin açılış konuşmasını yapan Başkan Tugay, Eşrefpaşa Hastanesi’nde tüm ekibin özveriyle çalıştığını belirterek, “Tabii ki daha iyisini hep birlikte sağlayacağız. Sadece İzmir için değil, Türkiye’ye örnek olacak bir sağlık hizmetini, huzur ve güven içinde çalışılan bir hastane ortamını kurmak için ne gerekiyorsa yapacağız. Bu bizim için çok önemli. ‘Burası belediyenin Eşrefpaşa Hastanesi, hastane böyle olur; çalışanlar böyle huzurlu olur, böyle hizmet verir’ demek istiyoruz. Bizim idealimiz budur” diye konuştu.

“Hakkı tam olarak teslim edilmemiş bir meslek”

Hekimlik yaptığı dönemde hemşirelerin zor şartlarda çalıştığını gözlemlediğini belirten Başkan Tugay, eşi Öznur Tugay’ın da hemşire olduğunu söyledi. Tugay, “Bu meslek bizi bir araya getirdi, bu nedenle hayatımızda özel bir yeri var. Öğrencilikten meslek hayatının en ileri aşamalarına kadar birlikte çalıştığımız hemşirelerin iyi yürekli insanlar olduğuna inanıyorum. Hemşirelik, hakkı tam olarak teslim edilmemiş bir meslek. Özverili çalışmalarına rağmen çoğu zaman yeterince anlaşılmıyorlar. Hastalarla kurdukları şefkat bağı ve gösterdikleri emek çok özel. Gece gündüz hastaların yanında olan, onların ağrılarına çare olmaya çalışan ve onlara sahip çıkanlar hemşirelerdir” dedi.

“Hepsinin çözümü var”

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine göre Türkiye’de bin kişiye düşen hemşire sayısının dörtten az olduğunu, ortalamanın ise dokuzun üzerinde olduğunu kaydeden Başkan Tugay, konuşmasında sağlıkta şiddet verilerine de yer verdi. 2025 yılında yapılan araştırmaya göre sağlık çalışanlarının yüzde 72’sinin sözel, yüzde 23’ünün fiziksel olarak şiddete maruz kaldığını aktaran Başkan Tugay, şunları söyledi:

“Dört sağlık çalışanından birinin şiddete maruz kaldığı bir dönem yaşıyoruz. 2025’te her 30 dakikada bir beyaz kod vakası yaşanmış. 2025’in ilk 6 ayında 8 bin 795 sağlık çalışanı şiddet nedeniyle resmi bildirimde bulunmuş. 8 bin 795 kişiyi bir araya getirelim; Beydağ ilçesi nüfusu kadar. Meslek hayatı boyunca en az bir kez şiddete uğrayan sağlık çalışanlarının oranı yüzde 69. Meslek sahiplerinin ve mağduriyet yaşayanların kendi kendine başa çıkmaya, mücadele etmeye çalıştığı durumlar. Bu sorunlar çaresiz değil, hepsinin çözümü var. Hepsiyle ilgili yapılabilecek bir şeyler, hepimize düşen sorumluluklar var. Öncelikle sahip olduğumuz bu değerin farkında olmamız lazım. Hemşirelik mesleğine kattığınız her şey için yürekten teşekkür ediyorum. Güzel yarınlar kendi kendine gelmiyor. Güzel yarınlar gerçekten mücadele etmekle geliyor. Her türlü sorun; oturduğunuz, edilgen durumda kaldığınız, haksızlığı normal gördüğünüz durumlarda büyüyerek ve artarak devam ediyor. Bu ülkenin yurttaşlarının en iyi sağlık hizmeti alma hakkı onların gerçek hakkıdır ve onlar için hizmet üreten hemşirelerimizin, doktorlarımızın, diğer sağlık çalışanlarımızın insanca çalışma şartlarına sahip olmalarına ihtiyaç var.”

“Daha güçlü bir sağlık yapısı kurmaya çalışıyoruz”

Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Başak Bayram ise “Sağlık hizmetleri, zor bir dönemden geçiyor. Kalabalık hastaneler, giderek ağırlaşan çalışma koşulları, yorgunluklarımız, bazen görünmez hale gelen emeğimiz ve geleceğe dair taşıdığımız kaygılar, meslek hayatımızın ruhunu zorlayan ağır bir yük oluşturuyor. Ancak tam da böyle zamanlarda birbirimize sahip çıkmanın, aynı değerlere tutunmanın ve mesleklerimizin özündeki insan sevgisini hatırlamanın çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Çünkü sağlık hizmeti yalnız bilgiyle, teknolojiyle ve modern binalarla değil vicdanla, merhametle ve dayanışmayla ayakta kalır. Eşrefpaşa Hastanesi, 118 yıllık tarihi boyunca bu topraklarda modern sağlık hizmetlerinin gelişimine tanıklık etmiştir, savaşlara şahitlik etmiş, hatta 1920 yılında Yunan ordusu tarafından işgal edilmiş özel bir kurum. Bütün bunların ötesinde bütün emekleri hafızasında bulunduran bir kurum. Bugün de insan odaklı yaklaşımını ve cumhuriyetin temel değerlerini yaşatmaya devam ediyor. Bir yandan köklü tarihimizin bize bıraktığı değerlere sahip çıkarken, diğer yandan yeni hastanemizle birlikte çağdaş tıbbın gereklerini yerine getiren daha güçlü bir sağlık yapısı kurmaya çalışıyoruz” dedi.

“Güçlendirilmiş hemşireler hayat kurtarır”

Türk Hemşireler Derneği Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ebru Melek Benligül, panelin açılışında yaptığı konuşmada, hemşirelerin sağlık sisteminin temel yükünü taşıdığını vurguladı. “Güçlendirilmiş hemşireler hayat kurtarır” ifadesinin bilimsel bir gerçek olduğunu belirten Benligül, hemşire başına düşen hasta sayısı azaldıkça ölüm oranlarının düştüğünü, hasta güvenliğinin arttığını ve sistemin ekonomik açıdan da rahatladığını söyledi. Hemşirelerin ağır iş yükü ve yetersiz istihdamla çalıştığına dikkat çeken Benligül, istihdamın maliyet değil, yaşama yatırım olarak görülmesi gerektiğini belirterek daha iyi çalışma koşulları talep etti.

“Mesleğin en güzel yanı umut olmak”

Eşrefpaşa Hastanesi Başhemşiresi Gülçin Akın da insanlara umut olmanın hemşirelik mesleğinin en güzel yanı olduğunu belirleterek şunları söyledi: “Bugün, hemşireliğin emeğinin, bilgisinin ödüllendirildiği gün. Birlikte olmaktan mutlu olduğumuz bir gün. Bu mutlu günü bize yaşatan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Dr. Cemil Tugay’a, Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Başak Bayram’a, idarecilerimize, saygıdeğer hocalarımıza, dernek başkanımıza ve meslektaşlarımıza çok teşekkür ederiz ve gururla söylüyoruz ki; iyi ki hemşireyiz.”

Sunum, gösteri ve konser

Programda, mesleği hemşirelik olan Öznur Tugay’a da Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Başak Bayram, çiçek takdim ederek Hemşireler Günü’nü kutladı. Panel kapsamında onur konukları Prof. Dr. İnci Erefe “Bir Meleğin Doğuşu: Hemşireliğin Tarihsel İnşası”, Prof. Dr. Zeynep Conk “Güçlenen Kimlik: Profesyonel Hemşireliğin Bugünü” ve Prof. Dr. Candan Öztürk “Geleceği Şekillendirmek: 2026 ICN Teması ve Hemşireliğin Yarını” başlıklı sunumlar yaptı. Sunumların ardından halk oyunu gösterisi sahnelendi, ardından Uzm. Dr. Güney Yılmaz “Güneyden Esintiler” adlı konser verdi.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/05/turkiye-ye-ornek-olacak-saglik-sistemi-kuracagiz.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/05/turkiye-ye-ornek-olacak-saglik-sistemi-kuracagiz_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/turkiye-ye-ornek-olacak-saglik-sistemi-kuracagiz/4981/</link>
			<pubDate>Tue, 12 May 2026 12:25:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kadın sağlığı seminerleri İzmir genelinde yaygınlaşıyor</title>
			<description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen kadın sağlığı seminerleriyle kadınların doğru bilgiye erişimi güçlenirken, toplumsal farkındalığın artırılması amaçlanıyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı’na bağlı Kadın Çalışmaları Şube Müdürlüğü tarafından yürütülen kadın sağlığı seminerleri, kent genelinde yaygınlaştırılmaya devam ediyor. İzmir Türk Kadınlar Birliği (TKB) ile gerçekleştirilen iş birliği protokolü kapsamında, Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı (TAPV) tarafından sağlanan eğitici eğitimleri doğrultusunda uygulanan program, kadınların sağlık alanında doğru bilgiye erişimini güçlendirmeyi amaçlıyor.  Seminerler, 2025-2027 Yerel Eşitlik Eylem Planı’nın sağlık alanında yer alan hedeflerini de destekliyor.

30 ilçede eğitimler sürüyor

Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı koordinasyonunda, Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı iş birliği ile yürütülen eğitim programı kapsamında, 30 ilçe belediyesinde ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait dayanışma noktalarında hem personele hem de yurttaşlara yönelik eğitimler başladı. 2026 nisan–aralık döneminde 15 ilçe belediyesinde daha gerçekleştirilmesi planlanan seminerler, kademeli olarak kent geneline yaygınlaştırılıyor.

8 başlıkta kapsamlı eğitim programı

Kadın sağlığı seminerleri, sekiz farklı eğitim modülünden oluşuyor. Program kapsamında beden sağlığından güvenli anneliğe, doğurganlığın düzenlenmesinden menopoz sürecine, çocukluk ve ergenlikte cinsel gelişimden mahremiyet ve sınırlar konusuna kadar geniş bir içerik sunuluyor. Eğitimlerde ayrıca eşitlikçi yaklaşımla toplumsal farkındalığın güçlendirilmesi hedeflenirken, kadınların koruyucu sağlık davranışları geliştirmesi, sağlık hizmetlerine erişim konusunda bilinçlenmesi ve yaşam kalitelerinin artırılması amaçlanıyor.

Mayıs ayında 210 kadına ulaşıldı

Mayıs ayında Menderes, Karşıyaka, Çeşme, Torbalı, Bergama ve Selçuk ilçelerinde Göksu, Ballıkuyu Harmandalı, Ferahlı ve Süvari Dayanışma Noktalarında gerçekleştirilen eğitimlerde toplam 210 kadınla bir araya gelindi. İzmir Büyükşehir Belediyesi, eğitim programını önümüzdeki dönemde de farklı ilçelerde yaygınlaştırmayı sürdürecek.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/05/kadin-sagligi-seminerleri-izmir-genelinde-yayginlasiyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/05/kadin-sagligi-seminerleri-izmir-genelinde-yayginlasiyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/kadin-sagligi-seminerleri-izmir-genelinde-yayginlasiyor/4980/</link>
			<pubDate>Mon, 11 May 2026 17:12:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sağlık, destek ve umut merkezi</title>
			<description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Karşıyaka’da hayata geçirdiği merkez; diyabet farkındalığından otizm etkinliklerine, psikolojik danışmanlıktan ailelere desteğe kadar geniş bir yelpazede hizmet sunarak İzmirlilerin yaşam kalitesini artırıyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Karşıyaka Girne Bulvarı’nda, uzun süredir atıl durumdaki üç daireyi dönüştürmesiyle hayata geçen danışmanlık merkezi; Diyabet Farkındalık Merkezi, Otizm Etkinlik Merkezi ve Psikolojik Destek Birimi ile koruyucu ve destekleyici sağlık hizmetleri sunuyor. Merkezde, diyabet hastaları ve risk grubundaki bireylerin yanı sıra tüm vatandaşlara yönelik çalışmalar yürütülürken; otizmli bireyler için uzmanlar eşliğinde eğitici ve eğlenceli etkinlikler düzenleniyor. Psikolojik Destek Birimi’nde ise çocuk, ergen ve yetişkinlere danışmanlık hizmeti veriliyor. Farklı hizmetleri tek çatı altında buluşturan merkez, yalnızca sağlık desteği sağlamakla kalmıyor; bireylerin yaşam kalitesini artırmayı, ailelerin gündelik yaşamına da nefes olmayı hedefliyor.

Ölçümler yapılıyor
Diyabet Farkındalık Merkezi’nin çalışmalarını aktaran Uzman Diyetisyen Semiha Özge Kara, başvuranların önce kayıt altına alındığını, ardından diyabet eğitim hemşiresine yönlendirildiğini belirtti. Danışanın öyküsünün değerlendirilerek kronik hastalıklar ve sağlıklı yaşam konusunda bilgilendirme yapıldığını ifade etti. İhtiyaç halinde diyetisyene yönlendirme yapıldığını aktaran Kara, “Son üç ayda yapılan tetkikleri inceliyor, vücut analizi yapıyor; bel ve kalça çevresi ölçümlerini alıyoruz. Yaşam ve beslenme alışkanlıklarını değerlendirerek kişiye özel öneriler sunuyor, düzenli kontrollerle süreci takip ediyoruz” dedi. Amaçlarının danışanların sağlıklı kiloya ulaşması ve bunu koruması olduğunu vurgulayan Kara, bu sayede kronik hastalıkların yönetimine destek olduklarını, verilen eğitimlerle de farkındalığı artırmayı hedeflediklerini söyledi.

Türkiye’de diyabet oranı yüksek
Kara, diyabetin; pankreasın yeterli insülin üretememesi ya da üretilen insülinin vücut tarafından etkin kullanılamaması sonucu ortaya çıkan kronik bir hastalık olduğunu belirtti. Tip 1, tip 2 ve gebelik diyabeti gibi türleri bulunduğunu ifade etti. Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun 2025 raporuna göre Türkiye’de diyabet oranının yüzde 16,3’e yükseldiğini aktaran Kara, bu oranla Türkiye’nin Avrupa’da en yüksek diyabet görülme sıklığına sahip ülke konumunda olduğunu söyledi. Tip 2 diyabetin en önemli nedenlerinden birinin obezite olduğuna dikkat çeken Kara, prediyabet ve insülin direnci bulunan bireylerde riskin daha yüksek olduğunu vurguladı. Kara, yaşam tarzı değişikliğinin önemine işaret ederek, Diyabet Farkındalık Merkezi’nde danışanlara bu süreçte destek verdiklerini dile getirdi.

“Artık içim rahat edecek”
Otizm Etkinlik Merkezi, aileler için önemli bir ihtiyaca yanıt veriyor. Otizmli kızı Seray’ı merkeze getiren Sema Tokalı, kızının 4 yaşında atipik otizm tanısı aldığını belirterek merkezin açılmasından büyük memnuniyet duyduğunu söyledi. Tokalı, “İşlerimi hep kızıma göre ayarlıyordum. Onu güvenle bırakabileceğim bir yer olması beni rahatlattı. Uzmanlar eşliğinde etkinliklere katılacak, sosyalleşecek ve gelişim gösterecek. Artık içim daha rahat, ben de işlerimi daha kolay halledebileceğim” dedi. Merkezin otizmli çocuklar ve aileleri için önemli bir destek olduğunu vurgulayan Tokalı, hizmetten dolayı İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür etti.

Böyle bir merkeze çok ihtiyacımız vardı”
“Otizmli oğlu Toprak’ı merkeze getiren Aysun Ediz Aslan, hizmetten duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Aslan, çocuğunu 2 yaşından bu yana özel eğitimlere götürdüğünü belirterek merkezin önemli bir ihtiyaca yanıt verdiğini söyledi. “Çocuklarımızı güvenle bırakabileceğimiz bir yer yoktu. Bu merkez hayatımızı kolaylaştırdı” diyen Aslan, burada çocuklara birebir ilgi gösterildiğini ve hizmetin hem çocuklar hem de aileler için büyük katkı sağladığını ifade etti. Aslan, merkezin açılmasında emeği geçenlere teşekkür etti.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/04/saglik-destek-ve-umut-merkezi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/04/saglik-destek-ve-umut-merkezi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/saglik-destek-ve-umut-merkezi/4977/</link>
			<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 10:33:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Konak&#39;tan Dünya Sağlık Haftası&#39;na özel yürüyüş</title>
			<description><![CDATA[Konak Belediyesi’nin Dünya Sağlık Haftası kapsamında düzenlediği “Nefes Al, Mutlu Kal Doğa Yürüyüşü” hem fark hem de farkındalık yarattı. 3000 metrelik parkuru tamamlayan katılımcılar, yürüyüşü açık havada spor ve aerodans ile taçlandırdı.

 ]]></description>
		    <news><![CDATA[Konak Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Müdürlüğü, Dünya Sağlık Haftası kapsamında Konaklıları “Nefes Al, Mutlu Kal Doğa Yürüyüşü”nde buluşturdu. İnciraltı Kent Ormanı’nda gerçekleştirilen etkinlikte 150 Konaklı 3000 metrelik parkuru birlikte yürüyerek, Dünya Sağlık Haftası’na dikkat çekti. Kentin dört bir yanından gelen Konaklılar, keyifli yürüyüşün ardından Konak Belediyesi’nin deneyimli spor eğitmenleri eşliğinde açık havada spor ve aerodans etkinliğine katılarak eğlenceli bir gün geçirdi.

 

“Hem sporumuzu yaptık hem yürüyüşümüzü yaptık, temiz hava aldık”

Konak Belediyesi’nin spor kurslarından yararlanan yürüyüş katılımcısı Münevver Tülek, etkinlikten çok memnun kaldığını dile getirerek şunları söyledi: “Konak Belediyesi'ne her şeyden önce çok teşekkür ediyoruz. 5 yıldır Konak Belediyesi’nin spor salonunda pilatese devam ediyorum. Ara ara bu güzel etkinliklerde bir araya geliyoruz. Nilüfer Hanım'a sevgiler, saygılar. İnanılmaz eğlenceli bir gün geçiriyoruz bugün. Hem sporumuzu yaptık hem yürüyüşümüzü yaptık, temiz hava aldık. Şehrimizin en güzel ormanındayız. Daha ne olsun?”

 

“Böyle organizasyonların devamını diliyoruz”

Emine Yağan da bu tür organizasyonların devamını istediklerini ifade ederek, “Konak Belediyesi’nin spor okulu öğrencisiyim. Senelerdir çok mutlu bir şekilde devam ediyoruz. Böyle organizasyonların devamını diliyoruz. Gerçekten çok eğlenceli. Teşekkürler” dedi.

 

“Çok eğlenceli, çok dinamik”

Neşe Demirkıran ise “Gerçekten harika bir ortam, harika bir organizasyon.Çok eğlenceli, çok dinamik, hocalarımız çok güzel, çok tatlı, çok eğleniyoruz. Çok teşekkür ederim” sözleriyle etkinliğin verimli geçtiğini belirtti.

 ]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/04/konak-tan-dunya-saglik-haftasi-na-ozel-yuruyus.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/04/konak-tan-dunya-saglik-haftasi-na-ozel-yuruyus_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/konak-tan-dunya-saglik-haftasi-na-ozel-yuruyus/4976/</link>
			<pubDate>Fri, 17 Apr 2026 11:21:17 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kadınlar için büyük tehlike!</title>
			<description><![CDATA[‘Bitkisel Temizleyici’ etiketiyle piyasaya sürülen Glint marka temizlik ürünlerini, ‘Bitkisel’ yazdığı için tercih eden kadınlar, ellerindeki, parmaklarındaki yanıklardan, solunum yollarındaki rahatsızlıklardan hastanelik oluyorlar.]]></description>
		    <news><![CDATA[Büyük market zincirlerinde ve internet üzerinden ‘Bitkisel Temizleyici’ etiketi taşıdığı için tercih edilen ‘Glint’ marka temizleyici ürünlerinden şikayetlerin artması, mağdur olan insan sayısının ortaya çıkması bir yana üretilen ürünün ‘Bitkisel’ olmadığı, içerisinde kimyasallar bulunduğu gerçekliğini de ortaya çıkardı.

Şikayetvar.com internet portalına ‘Glint’ marka, üzerinde ‘Bitkisel Temizleyici’ yazan ürünü alıp kullandıktan sonra başlarına gelenleri şikayet olarak dile getiren tüketici kadınlar, mutfakta yaşadıkları tehlikeli anları paylaşarak, ilgililerden bu konuyla ilgilenmelerini, daha fazla kadının temizlik yaparken mağdur olmasının, hastanelik olmalarının önüne geçilmesini istediler.

Mağdur şikayetçilerden birisi durumu CİMER’e yazdığını ve sonucu beklediğini şu cümlelerle paylaştı:

“Glint markasına ait “Bitkisel Çok Amaçlı Temizleyici” ürününü yaklaşık bir hafta önce Trendyol Market üzerinden satın alarak kullandım. Ürün bitkisel ibaresi taşıdığı için güvenerek temizlik yaparken kendim de dahil ellerimde ciddi tahriş ve yanma hissi oluştu.

Asıl vahim durum ise küçük kızımın bu spreyi eline alıp göz açıp kapayıncaya kadar sıkmasıyla yaşandı. Sprey bacağına temas etti ve çocuğumun bacağında ciddi bir kimyasal yanık oluştu. Şu an hâlâ hastanede yatıyor ve tedavisi devam ediyor. Bitkisel olduğu iddia edilen bir ürünün bu kadar ağır bir kimyasal yanığa neden olması kabul edilemez.

Olay Ankara Altındağ’da gerçekleşti. Sipariş numarası şu an elimde olmasa da Trendyol Market üzerinden alınan bu ürünle ilgili acilen inceleme yapılmasını, içeriğinin detaylı ve şeffaf şekilde açıklanmasını, yapılan tetkiklere göre gerekli görülüyorsa ürünün toplatılmasını ve çocuğumun yaşadığı sağlık sorunu nedeniyle tüm mağduriyetimin giderilmesini talep ediyorum.

Ürünün ambalajında yer alan “bitkisel” ifadesinin gerçeği yansıtıp yansıtmadığının araştırılmasını, benzer bir durumun başka çocukların ve ailelerin başına gelmemesi için gerekli tüm önleyici adımların atılmasını istiyorum. En kısa sürede tarafıma yazılı ve açıklayıcı bir dönüş yapılmasını bekliyorum. Dönüş yapılmadığı takdirde gerekli bütün mercilere başvuru sağlayacağım!”Başka bir mağdur kadın ise şikayet paylaşımında, yaşadıkları durumu Ticaret Bakanlığına bildirdiğini, ürünle ilgili tüketiciyi yanıltıcı bilgi ve tüketicinin hayatını tehlikeye sokan ürün ürütmekten şikayetçi olduğunu belirtti.

Kaynak:songelenhaber.com.tr
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/04/kadinlar-icin-buyuk-tehlike.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/04/kadinlar-icin-buyuk-tehlike_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/kadinlar-icin-buyuk-tehlike/4975/</link>
			<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 14:06:18 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sağlıklı yaş almanın merkezi Menemen olacak</title>
			<description><![CDATA[Her yaştan hemşehrisi için çalışmalarını en yaşanabilir kent olma hedefiyle sürdüren Menemen Belediyesi, ilçenin çınarları için yeni bir adım daha attı. Huzur Eli Projesi (HEP Yanında) ile birlikte kurulacak yaşlı destek hizmetleri birimi, 65 yaş üstü vatandaşlar için görev yapacak. Projenin tanıtım toplantısında konuşan Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, "Büyüklerimiz bu toprakların hafızasıdır ve bizim de başımızın tacıdır." dedi.]]></description>
		    <news><![CDATA[
Menemen Belediyesi, Aile ve Sosyal hizmetler Bakanlığı desteğiyle hayata geçirilen HEP Yanında - Huzur Eli Projesi için tanıtım töreni gerçekleştirdi. 65 yaş üzeri vatandaşların günlük yaşamlarını kolaylaştırmak ve yaşam kalitesini artırmak amacıyla oluşturulan projenin tanıtım töreni, Menemen Belediyesi Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi. YADES programı kapsamındaki proje için düzenlenen tanıtım toplantısına Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan ile birlikte Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı İzmir İl Müdür Yardımcısı Nadir Maşalacı, Menemen İlçe Sağlık Müdürü Burak Çetin, AK Parti Menemen İlçe Başkanı Hakkı Durmaz, MHP Menemen İlçe Başkanı Barbaros Çalışçı, ilçe protokolü, gaziler, yaş almışlar ve vatandaşlar katıldı.

65 yaş üstü için uzman bir birim kurulacak

Salonda bulunan konuklara proje hakkında detaylı bilgilendirmeyi proje koordinatörü Mehmet Baytar yaptı.Menemen Belediyesi bünyesinde alanında uzman isimlerle yaşlı destek hizmetleri birimi kurulmasını da içeren proje kapsamında proje ekibi dijital bir izleme ve takip sistemi oluşturarak ihtiyaçları kategorize edecek. Yaşlıların kişisel bakımı, sağlık desteği, beslenme ve çeşitli ihtiyaçları, kurulacak birimin çalışma alanı olacak. Moral etkinlikleri, psikolojik destek ve farkındalık çalışmaları yapılacak. Eğitim, isteyenler için istihdam ve ailelere bilinçlendirme çalışmaları yapılacak. Menemen Belediyesi'nin yürütücülüğündeki projenin ortağı İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı olurken, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı da YADES Programı kapsamında fonlayıcı olarak yer alacak.

"Hep yanınızdayız"

Projenin tanıtım toplantısında konuşan Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, "Kıymetli büyüklerimiz; sizler bu şehrin hafızasısınız, bu toprakların duasısınız, bizim baş tacımızsınız. Menemen'de hiçbir büyüğümüz yalnız değildir. Hiçbir ailemiz çaresiz değildir. Çünkü hep yanınızdayız." dedi.

Menemen'de yaşlılara yönelik hizmetlere değinen Başkan Pehlivan, "Evde bakım hizmetlerinden sağlık desteklerine, ambulans hizmetlerinden sosyal yardımlara kadar, Menemen’de hangi büyüğümüz ne zaman bir ihtiyaçla karşılaşsa; o ihtiyaca ortak olmak ve çözüm üretmek için var gücümüzle çalıştık, hamdolsun çalışmaya da devam ediyoruz. Lezzeti ve hijyeni uygun fiyatla sunduğumuz Aynısefa Sosyal Tesislerimizden, tamamen ücretsiz spor ve kültür kurslarımıza kadar birçok hizmetimizde büyüklerimizin mutluluğunu öncelik bildik. Bugün ise bu anlayışımızı; daha güçlü bir yapıya kavuşturmanın ve tek çatı altında toplamanın haklı gururunu yaşıyoruz. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın destekleriyle, Türkiye’deki en kapsamlı YADES birimlerinden birini Menemen’imizde hayata geçiriyoruz. İlçemizde yaşayan 65 yaş üstü büyüklerimiz; kendi evlerinden kopmadan, sağlık takibinden kişisel bakıma, ev temizliğinden sıcak yemeğe, psikososyal destekten sosyal ve kültürel etkinliklere kadar hayatlarını kolaylaştıran bütüncül hizmetlere artık daha kapsamlı, daha düzenli ve daha sürdürülebilir şekilde ulaşabilecek. Sadece büyüklerimizin değil… Onlara emek veren, onların yükünü omuzlayan kıymetli yakınlarının da yanında olacağız." dedi.

"Belediyemizin hizmetlerinden çok memnunuz"

Tanıtım toplantısında, Menemen Belediyesi'nin yaşlılara yönelik hizmetlerinden faydalanan çınarlara da söz verildi. İşte o isimlerin yorumları:

Abdülkadir Elçi:Bütün dertlerimizi belediyemize anlatıyoruz. İsteklerimizi yazılı ve sözlü olarak ilettiğimizde yerine getirildiğini görüyoruz. Bu nedenle hizmetleri ve bizlere gösterdikleri ilgiden dolayı belediyemizden çok memnunuz.

Hacer Esenli: Yaklaşık 4 yıldır Menemen Belediyesi'nden destek almaktayım. İlk günden bugüne çok güzel bir ekiple bana çok destek verdiler. Eve gelen temizliğe yardımcı olan şahane bir ekip var. Ben bunun için öncelikle temizlik ekibine, Başkan Aydın Pehlivan'a ve ekibine teşekkür ediyorum. Kanser hastasıyım ve onun mücadelesi için belediyeye gelip başvurmuştum. Hepinize çok teşekkür ediyorum.
 ]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/04/saglikli-yas-almanin-merkezi-menemen-olacak.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/04/saglikli-yas-almanin-merkezi-menemen-olacak_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/saglikli-yas-almanin-merkezi-menemen-olacak/4974/</link>
			<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 13:26:31 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Görme sağlığının geleceği İzmir&#39;de konuşuldu</title>
			<description><![CDATA[İzmir’de düzenlenen Optic World Fuarı’nda uzmanlar, özellikle çocuklarda hızla artan miyopi vakalarına dikkat çekerek erken teşhis, düzenli muayene ve yeni nesil optik çözümlerin önemini vurguladı. Ayrıca miyopinin küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğunun altı çizildi.]]></description>
		    <news><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde 27-29 Mart tarihlerinde İZFAŞ tarafından gerçekleştirilen Optic World İzmir - 3. Optik, Gözlük, Oftalmoloji ve Teknolojileri Fuarı, ticari kimliğinin yanı sına sektör profesyonellerini ve akademisyenleri bir araya getiren söyleşilerle de ilgi gördü. 
Alanında uzman isimlerin katılımıyla düzenlenen oturumlarda, özellikle çocuklarda ve gençlerde giderek artan miyopi vakalarına dikkat çekildi. Miyopinin yalnızca bireysel bir görme kusuru değil, küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğu vurgulanırken, günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 30'unu etkileyen ve 2050 yılına kadar yüzde 50’sini etkilemesi öngörülen bu sorunda erken teşhisin ve düzenli göz muayenesinin önemi vurgulandı.

“İçinde bulunduğumuz çağı kökten değiştiriyor”
Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren İzmir Ekonomi Üniversitesi Optisyenlik Programı Öğretim Üyesi ve İzmir Optisyen ve Gözlükçüler Odası (İZOGO) Eğitim Komisyonu Başkanı Dr. Hasan Durmuş, “Optic Fuarı ilk düzenlendiğinde temel hedefimiz sektör paydaşlarını bir araya getirmekti. Bugün ise bu yapıyı daha da genişleterek eğitimcileri, üreticileri ve üniversiteleri aynı çatı altında buluşturuyoruz” dedi. 
İzmir Gözlükçüler Odası Eğitim Komisyonu ile birlikte dünyadaki gelişmelere ve yeniliklere uyum sağlayabilecek başlıkları programa dahil ettiklerini belirten Durmuş, yapay zekanın çağın dönüşümünde belirleyici bir rol oynadığını vurguladı. Durmuş, “Tıpkı matbaanın icadı gibi, yapay zeka da içinde bulunduğumuz çağı kökten değiştiren bir kırılma noktası. Optik sektörü de bu dönüşümden etkileniyor. Bu nedenle dijital ölçümleme teknolojilerinden miyopinin küresel ölçekteki durumuna ve ekonomik etkilerine, optisyenlik sektöründe  ön muhasebe süreçlerinden ülkemizde görme sağlığı alanında yapılan iyileştirmelere kadar pek çok başlığı akademik programımız kapsamına aldık” diye konuştu.

Erken teşhisin önemi anlatıldı
Miyopi ve bir çocuğun henüz miyop olmadığı ancak göz yapısının miyopiye dönüşme riskinin yüksek olduğu erken dönem olan premiyopi konusunun ele alındığı ilk oturum, İzmir Tınaztepe Üniversitesi Özel Galen Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Oya Dönmez tarafından gerçekleştirildi. Dönmez, “Miyopi, günümüzde yalnızca bireysel bir görme kusuru değil, küresel ölçekte hızla artan ve toplum sağlığını doğrudan etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu. Özellikle çocukluk çağında başlayan miyopinin görülme sıklığı, her geçen yıl artıyor. Uzun süreli yakın mesafe çalışmaları, dijital ekran kullanımının artışı ve açık havada geçirilen sürenin azalması, miyopinin en önemli nedenleri arasında yer alıyor” ifadelerini kullandı.
Erken teşhisin kritik önem taşıdığını vurgulayan Dönmez, “Miyopi ne kadar erken yaşta başlarsa ilerleme riski o kadar artar. Bu nedenle düzenli göz muayeneleri ile hastalığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Özel tasarımlı gözlük camları, miyopi kontrolüne yönelik kontakt lensler ve yaşam tarzı değişiklikleri ile miyopinin ilerlemesini yavaşlatmak mümkün. Özellikle çocukların açık havada daha fazla zaman geçirmesi koruyucu bir etki sağlıyor” diye konuştu.
Miyopinin tedavi edilmemesi durumunda ortaya çıkabilecek sonuçlara da dikkat çeken Dönmez, “İlerleyen miyopi, retina hastalıkları ve ciddi görme kayıpları gibi komplikasyonlara yol açabilir. Bu durum sağlık sistemleri üzerinde de ciddi bir ekonomik yük oluşturur” sözleriyle konunun küresel boyutuna dikkat çekti.

Miyopi yönetiminde optik çözümler her geçen gün daha da gelişiyor
Miyopi yönetiminde optik çözümlerin hızla geliştiğini belirten Hoya Vision Care Satış Geliştirme Müdürü Begüm Çankırlı, özellikle çocuklarda miyopi ilerlemesini yavaşlatmak için geliştirilen DIMS teknolojisinin bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış yenilikçi bir yaklaşım sunduğunu ifade etti. Çankırlı, merkezi net görüşü korurken çevresel defokus oluşturarak göz uzamasını kontrol etmeyi hedefleyen bu tasarımın, miyosmart camlarla yapılan klinik çalışmalarda miyopi ilerlemesini anlamlı ölçüde yavaşlattığını vurguladı. Çankırlı, günümüzde yalnızca görme kusurunu düzeltmenin değil, miyopiyi yönetmenin de optik sektörünün temel sorumluluklarından biri olduğunu belirtti.

“2050 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlasının miyop olacağı öngörülüyor”
“Miyopi Yönetiminde Kullanılan Kontak Lensler” konulu oturumda konuşan Johnson & Johnson Vision Care Acuvue’den Fatih İbiş, “Miyopi yönetiminde kontakt lens teknolojileri son yıllarda önemli bir gelişim gösterdi. Özellikle miyopi kontrolüne yönelik tasarlanan özel lensler, yalnızca görme düzeltmesi sağlamakla kalmayıp miyopinin ilerlemesini yavaşlatmaya da katkı sunuyor” dedi. Miyopinin küresel ölçekte artışına dikkat çeken İbiş, “Bugün geldiğimiz noktada, 2050 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlasının miyop olacağı öngörülüyor. Bu tablo, miyopi yönetimini bireysel bir ihtiyaç olmaktan çıkarıp küresel bir sağlık önceliği haline getiriyor. Bu nedenle erken müdahale, doğru ürün seçimi ve düzenli takip süreçleri her zamankinden daha kritik bir rol oynuyor” ifadelerini kullandı.
Program kapsamında ayrıca, optisyenler ile göz hekimleri arasındaki iş birliğinin önemi vurgulandı. Görme sağlığında sürdürülebilir başarı için multidisipliner yaklaşımın gerekliliği dile getirilirken, yeni nesil ölçüm teknolojileri ve kişiselleştirilmiş çözümler de sektörün geleceğine ışık tutan başlıklar arasında yer aldı.]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/03/gorme-sagliginin-gelecegi-izmir-de-konusuldu.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/03/gorme-sagliginin-gelecegi-izmir-de-konusuldu_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/gorme-sagliginin-gelecegi-izmir-de-konusuldu/4972/</link>
			<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 12:57:24 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Başkan Tugay&#39;dan sağlık turizminde ortak akıl çağrısı</title>
			<description><![CDATA[Sağlık Turizmi Ege Bölge Toplantısı, İzmir ve Ege Bölgesi’nin sağlık sektörü temsilcilerini bir araya getirdi. ]]></description>
		    <news><![CDATA[
İzmir’in sağlık turizminde küresel bir cazibe merkezi olabilmesi için güven, kalite ve koordinasyonun şart olduğunu vurgulayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı ve Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Başkanı Dr. Cemil Tugay, “Kentimizi dünyayı en iyi şekilde ağırlayacak hale getirmek için tüm paydaşlarla birlikte hareket etmeliyiz Görev sürem boyunca İzmir’in tarım, turizm ve ticarette gelişmesi için elimden gelen her şeyi yapmaya hazırım” dedi.
 
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Türkiye Uluslararası Sağlık Turizmi Meclisi ile İzmir Ticaret Odası iş birliğinde düzenlenen Sağlık Turizmi Ege Bölge Toplantısı, İzmir Ticaret Odası’nda sağlık sektörü temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. Toplantıda İzmir’in sağlık alanındaki mevcut durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı ve Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Başkanı Dr. Cemil Tugay, Türkiye’de hem genel turizmin hem de sağlık turizminin gelişimi açısından güvenlik ve denetimin büyük önem taşıdığını vurguladı. Bu alandaki çalışmaların bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini belirten Tugay, özellikle yaşlı nüfusa yönelik üçüncü yaş turizmi açısından İzmir ve Ege Bölgesi’nin önemli bir potansiyele sahip olduğuna dikkat çekti. Tugay, İzmir’in dünyanın dört bir yanından gelecek ziyaretçileri ağırlayacak şekilde hazırlanması gerektiğini ifade ederek, bu hedef doğrultusunda tüm paydaşların ortak hareket etmesinin zorunlu olduğunu dile getirdi.
 
“Sektör kan kaybediyor”
30 yıl hekimlik yaptıktan sonra belediye başkanlığı görevini üstlendiğini belirten Başkan Dr. Cemil Tugay, 2000’li yılların başından itibaren sağlık turizminin gelişimine önemli katkılar sunduğunu ifade etti. Türkiye’nin hekim kalitesinin yüksek olduğunu ancak bu niteliğin giderek zayıfladığını vurgulayan Tugay, tıp fakültelerindeki eğitim kalitesinin düşmesinin ciddi bir risk oluşturduğunu söyledi. Türkiye’nin güvenli bir ülke olarak algılanmamasının turizmi olumsuz etkilediğini belirten Başkan Tugay, 2025’te sağlık turizmindeki düşüşün genel turizmle paralel ilerlediğini kaydetti. Tugay, artan maliyetler nedeniyle Türkiye’nin rekabette pahalı bir ülke konumuna geldiğini ve sektörün kan kaybettiğini ifade etti.
 
“Güveni sağlamak zorundayız”
Turizm tesisleri ve yatırımcılarına daha fazla destek verilmesi gerektiğini vurgulayan Başkan Tugay, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gerçekten güvenli miyiz sorusunu kendimize objektif biçimde sormamız gerekiyor. Açıkça ifade etmek gerekirse, olması gerektiği kadar güvenli bir ülke değiliz. Artan şiddet olayları, mafyalaşma ve başta yeme-içme sektörü olmak üzere hizmet alanlarında denetimlerin yetersizliği, Türkiye’nin güven algısını zedeliyor. Yaşanan olumsuzluklar da yurt dışında abartılarak aktarılıyor. Sağlık turizminden söz ediyorsak, merdiven altı faaliyetlere kesinlikle izin vermemeliyiz. Özellikle kozmetik işlemler ve cerrahi alanında şarlatanlığa izin vermemek ve güveni sağlamak zorundayız. İnsanların en çok önemsediği unsur güvenlik. Güven duymadıkları yerlere gitmiyorlar. Rekabet ortamında makul fiyatların sunulması, denetimlerin sağlanması ve doğru teşviklerin verilmesi gerekiyor. Ayrıca İzmir’in tanıtımı konusunda önemli eksiklerimiz var. Bu nedenle herkesin kentin tanıtımına daha fazla özen göstermesi gerekiyor.”
 
3. yaş turizmi vurgusu
İzmir’de uzun yıllar sağlık turizminin termal turizmle öne çıktığını, sonraki süreçte ise estetik ve kozmetik işlemlerin ağırlık kazandığını belirten Başkan Tugay, Türkiye’nin bu alanda bir dönem güçlü bir konumda olduğunu ifade etti. Sağlık turizminin bugün büyük ölçüde termal ve kozmetik işlemlerle sınırlı algılandığını söyleyen Tugay, asıl önemli potansiyelin üçüncü yaş turizminde olduğunu vurguladı. Avrupa’daki yaşlı nüfusun doğru tesisler ve iyi planlanmış hizmet modelleriyle ağırlanması halinde büyük bir fırsat doğacağını belirten Tugay, Türkiye’nin iklimi, doğası ve kültürel zenginliğiyle bu alanda avantajlı olduğunu dile getirdi. Ancak güven eksikliği ve yeterli altyapının bulunmaması nedeniyle bu potansiyelin değerlendirilemediğini ifade eden Tugay, özellikle İzmir ve Ege Bölgesi için üçüncü yaş turizminin büyük bir fırsat sunduğunu, bu alanda tesis yatırımları ve güçlü bir organizasyon modeline ihtiyaç olduğunu söyledi.
 
“Mutlaka ortaklaşarak çalışmalıyız”
Brezilya ile 5,5 milyar dolarlık ticaret hacmine dikkat çeken Başkan Cemil Tugay, “Biz onlara 1 milyarlık dolarlık ürün ve hizmet satarken, onlardan 4,5 milyar dolar ürün ve hizmet alıyoruz. Güney Amerika için önemli bir inanç merkezi olan Meryem Ana’yı tanıtamıyoruz. Kentin tanıtımı için kolektif bir çaba gerekiyor. İzmir’in dünyayı en iyi şekilde ağırlayacak biçimde hazırlanmamız gerekiyor. Tüm paydaşların bir arada olduğu ortak çalışma ortamlarına ihtiyaç  var. Görev sürem boyunca kentin tarım, turizm ve ticarette gelişmesi için elimden gelen her şeyi yapmaya hazırım” ifadelerini kullandı.
 
“Önemli bir fırsat penceresi”
İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener de artan sağlık maliyetleri, yaşlanan dünya nüfusu ve kaliteli hizmete erişim ihtiyacının, hastaları sınır ötesi çözümlere yönlendirdiğini belirterek “Bu küresel eğilimler, doğru konumlanan şehirler için önemli bir fırsat penceresi oluşturuyor. Ülkemiz sağlık turizmi pazarında son yıllarda önemli bir yükseliş yakalarken, kentimiz de bu pazardaki payını artırabilecek tüm dinamiklere sahip. Özellikle üç alanda çok güçlü potansiyele sahibiz; medikal turizm, termal turizm, sağlıklı yaşam ve üçüncü yaş turizmi” dedi.

“Bütüncül bir değer zinciri olarak ele almalıyız”
İzmir’in yalnızca bir tedavi noktası değil; sağlık, kültür, inanç ve gastronomiyi bir arada sunan yüksek katma değerli bir destinasyon olduğunu vurgulayan Mahmut Özgener, sağlık turizminin bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini belirtti. Ulaşım altyapısından konaklamaya, dijital tanıtımdan insan kaynağına kadar uzanan çok boyutlu bir ekosisteme ihtiyaç olduğunu ifade eden Özgener, İzmir’in güçlü kurumları ve iş birliği kültürüyle bu potansiyele sahip olduğunu söyledi.
“İnciraltı sağlık turizminin lokomotifi olabilir”
İnciraltı’nın stratejik bir dönüşümle sağlık turizmi açısından önemli bir merkez haline gelebileceğini belirten Özgener, bu alanda bir “Sağlık Turizmi Vadisi” kurulabileceğini ifade etti. Doğru planlama ile bölgenin uluslararası hastaların ağırlandığı, Ar-Ge’nin geliştirildiği ve yaşam kalitesi yüksek bir destinasyona dönüşebileceğini vurgulayan Özgener, İnciraltı’nın İzmir’i sağlık turizminde üst lige taşıyacak önemli bir fırsat olduğunu söyledi. Özgener, “Bugün burada hep birlikte atacağımız adımlar, İzmir’in bu alanda geleceğin öncü şehirlerinden biri olma hedefinin önünü açacaktır” dedi.
 
Sağlık turizminde İzmir farkı
TOBB Türkiye Uluslararası Sağlık Turizmi Meclis Başkanı Doç. Dr. Özgür Öztan, amaçlarının sektör paydaşlarıyla buluşarak bölgelerin ihtiyaçlarını belirlemek ve kamuyla iş birliği içinde çözümler üretmek olduğunu söyledi. Sağlık turizminin küresel bir sektör haline geldiğini ve kalite odaklı yaklaşımın önem kazandığını vurgulayan Öztan, İzmir’in bu alanda payını yüzde 1’den yüzde 5’e çıkararak dikkat çekici bir büyüme yakaladığını ifade etti. Türkiye genelinde düşüş yaşanmasına rağmen İzmir’in yükselişini sürdürdüğünü belirten Öztan, kentin sağlık hizmetleri ile yaşam deneyimini bir arada sunan önemli bir destinasyon olduğunu dile getirdi. İzmir’in güçlü sağlık altyapısı, ileri tanı olanakları ve yüksek kapasiteli tedavi merkezleriyle öne çıktığını kaydeden Öztan, Ege Bölgesi’ndeki sağlık kuruluşlarının yüzde 63’ünün İzmir’de bulunduğunu belirtti.
 
Oturumlar yapılacak
Toplantı, Türkiye’de Sağlık Turizmi ve Kamu Stratejileri ile Ege’den Dünyaya: İzmir’in Sağlık Turizmindeki Potansiyeli ve Gelişim Stratejileri oturumlarıyla devam edecek. Ardından çalıştay oturumları gerçekleştirilecek. Bu kapsamda Medikal Turizm, Sağlık Turizmi Altyapısı ve Kümelenme: Medikalkampüs Yaklaşımı, Sağlık Turizmi Yatırım Stratejileri, İyi Yaşam, Üçüncü Yaş Turizmi ve Termal Turizm, Sağlık Turizminde Dijitalleşme, Sağlık Turizminde Ulusal ve Uluslararası Tanıtım, Sağlık Turizmi Mevzuatı ve Sigorta Uygulamaları konuşulacak. Toplantı, çalıştay sonuçlarının değerlendirilmesi ile sona erecek.]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/03/baskan-tugay-dan-saglik-turizminde-ortak-akil-cagrisi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/03/baskan-tugay-dan-saglik-turizminde-ortak-akil-cagrisi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/baskan-tugay-dan-saglik-turizminde-ortak-akil-cagrisi/4971/</link>
			<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 12:41:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bornova&#39;da Endometriozis Farkındalığı</title>
			<description><![CDATA[Bornova Belediyesi, 1–31 Mart Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi’nde “Adet Sancısı Adetten Değildir!” sloganıyla “İsmini Vermek İstemeyen Söyleşi” başlıklı bir etkinlik düzenledi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Müjde Canday’ın konuşmacı olduğu söyleşide, endometriozis hastalığı hakkında bilgilendirme yapılırken, hastalığı yaşayan kadınlar da deneyimlerini paylaşarak farkındalık oluşturdu.]]></description>
		    <news><![CDATA[Etkinlikte kadın sağlığında sıklıkla göz ardı edilen ancak yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyebilen endometriozis konusunda katılımcılar hem tıbbi bilgiler edindi hem de benzer deneyimleri paylaşan kadınlarla dayanışma ortamı buldu.
 
“Çikolata kisti kronik bir hastalıktır”
 
Söyleşide konuşan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Müjde Canday, halk arasında “çikolata kisti” olarak da bilinen Endometriozisin, rahim içini döşeyen dokuya benzer hücrelerin rahim dışında yerleşmesiyle ortaya çıkan kronik bir hastalık olduğunu söyledi.
 
Canday, hastalığın en sık 30’lu ve 40’lı yaşlardaki kadınlarda görüldüğünü belirterek, her kadında aynı belirtilerin ortaya çıkmadığını vurguladı. Bazı kadınların hiçbir şikâyet yaşamayabileceğini, bazı kadınların ise günlük yaşamı zorlaştıran şiddetli ağrılar yaşayabildiğini ifade etti.
 
Endometriozisin; şiddetli pelvik ağrı, ağrılı cinsel ilişki, karında gaz ve şişkinlik gibi belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirten Doç. Dr. Canday, tedavi edilmediğinde gebe kalmayı zorlaştırabileceğini, ancak düzenli kontroller ve kişiye özel tedavi yöntemleriyle hastalığın etkilerinin kontrol altına alınabileceğini söyledi.
 
En sık görülen belirtiler
 
Müjde Canday, endometriozisin en yaygın belirtilerini; zamanla artan adet sancısı, alt karın ve bel bölgesinde kronik ağrı, cinsel ilişki sırasında ağrı, adet döneminde bağırsak veya idrar yaparken ağrı, şişkinlik, kabızlık veya ishal ve kısırlık (infertilite) olarak sıraladı.
 
Tedaviyle belirtiler kontrol altına alınabiliyor
 
Endometriozisi tamamen ortadan kaldıran kesin bir tedavi bulunmadığını belirten Canday, ancak çeşitli yöntemlerle belirtilerin kontrol altına alınabildiğini ifade etti. Tedavi sürecinde hormonal tedaviler, ağrı kontrolüne yönelik uygulamalar, gerekli durumlarda cerrahi müdahale ve hekim önerisiyle destekleyici tedavi yöntemleri uygulanabileceğini söyleyen Müjde Canday, hastalığın yönetiminde erken tanı ve düzenli doktor kontrolünün büyük önem taşıdığını vurguladı.
 
Kadınlar söyleşinin ardından Yeşilova Höyüğü’nü gezdi
 
Söyleşinin ardından katılımcılar, rehber eşliğinde İzmir’in bilinen tarihini 8500 yıl öncesine dayandıran kazıların yapıldığı Yeşilova Höyüğü ve ziyaretçi merkezini gezdi. Program kapsamında düzenlenen çömlek yapım atölyesine de katılan kadınlar hem bilgi edindi hem de keyifli bir gün geçirdi.
 ]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/03/bornova-da-endometriozis-farkindaligi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/03/bornova-da-endometriozis-farkindaligi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/bornova-da-endometriozis-farkindaligi/4969/</link>
			<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 10:25:51 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Doğdukları hastanede şifa dağıtıyorlar</title>
			<description><![CDATA[118 yıldır hizmet veren İzmir’in sağlık çınarı İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi bu güne kadar binlerce bebeğin ilk nefesine tanıklık etti. Üç farklı kuşaktan Ural Hamurcu, Yasemin Şen, Ekin Başak Bozdağlı ve İrem Ayçetin’in yolları, doğdukları hastane ile yıllar sonra yeniden kesişti. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Eşrefpaşa Hastanesinde doktor, diş hekimi, hemşire ve eczacı olarak görev alan dört ismin ortak noktası ise sadece aynı hastanede doğup aynı çatı altında görev yapmak değil, mesleklerine duydukları sevgi ve insanları iyileştirmenin yaşattığı gurur oldu.
 
Türkiye’nin ilk ve tek belediye hastanesi İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi, 118 yıldır İzmir’e şifa dağıtıyor. Yüz binlerce bebeğin dünyaya geldiği hastane, kalpleri ısıtan anlamlı tesadüflere de sahne oluyor. Yıllar önce Eşrefpaşa Hastanesi’nde doğan Ural Hamurcu, Yasemin Şen, Ekin Başak Bozdağlı ve İrem Ayçetin, doğdukları hastanede birer sağlık emekçisi olarak canla başla çalışıyor. Köklü bir hastanede doğmanın ve yıllar sonra aynı hastanede görev almanın gurur verici olduğunu belirten sağlık emekçileri, İzmirlilere şifa dağıtmanın mutluluğunu yaşadıklarını söyledi. 
 
“Hastanede doğan üç farklı jenerasyondan sağlıkçıyla birlikte çalışıyoruz”
8 Nisan 1972’de Eşrefpaşa Hastanesi’nde doğan üroloji uzmanı Dr. Ural Hamurcu, “Şu an yoğun bakım servisi olarak kullanılan alan, ben doğduğum zaman kadın doğum bölümüymüş. 2004 yılından beri doğduğum hastanede üroloji uzmanı olarak görev alıyorum. Eşrefpaşa Hastanesi çocukluğumda muayene olduğum bir hastaneydi. Burada çalışmaya başladığım dönemlerde beni çocukken muayene eden hekimlerle kısa bir süre birlikte hekimlik yapma fırsatını da buldum. Ben doğduğumda bile burası İzmir’in en eski hastanesiydi. Şu anda bu hastanede doğan üç farklı jenerasyondan sağlıkçıyla birlikte çalışıyoruz. Keyifli bir çalışma ortamımız var” diyerek tüm hekim ve sağlık çalışanlarının 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutladı.
 
“Doğduktan 21 yıl sonra aynı hastanede göreve başladım”
30 Haziran 1985’te Eşrefpaşa Hastanesi’nde doğan ameliyathane hemşiresi Yasemin Şen ise “Doğduktan 21 yıl sonra aynı hastanede ameliyathane hemşiresi olarak göreve başladım. Eşrefpaşa Hastanesi çok aşina olduğum bir hastaneydi ve burada çalıştığım için çok mutluyum” diye konuştu. Şen, sağlıkta şiddetin son bulduğu bir Tıp Bayramı dileyerek tıp camiasının bayramını kutladı.
 
“Doğumuma şahit olan insanlarla çalışmak çok güzel”
Diş hekimi Ekin Başak Bozdağlı ise 12 Eylül 1996 tarihinde Eşrefpaşa Hastanesi’nde doğdu. 2023 yılından beri hastanede görev alan Bozdağlı, “Mesleğimden çok memnunum. Doğumumda yer alan doktor ve hemşirelerle birlikte görev yapmak gerçekten gurur verici. Bu işimi daha çok sevmemi sağlıyor ve işe severek geliyorum. Ben küçüklüğümde de hasta olduğumda hep Eşrefpaşa Hastanesi’ne geliyordum. Hem doğumuma şahit olan hem de küçüklüğümü bilen insanlarla çalışmak çok güzel” dedi. 
 
“Çok ilginç ve gurur verici”
Eşrefpaşa Hastanesi’nde eczacı olarak görev alan İrem Ayçetin ise “14 Mayıs 1997 tarihinde Eşrefpaşa Hastanesi’nde doğdum. Doğduğum hastanede eczacı olarak görev almak ve bir zamanlar doğumuma şahitlik etmiş insanlarla aynı ortamda çalışmak çok ilginç ve gurur verici. Bana, ‘senin doğumuna şahit olduk, o ameliyathanede çalışıyorduk’ diyorlar. Sağlık alanında hizmet edebilmek çok güzel. Tüm sağlık çalışanlarının Tıp Bayramı’nı kutluyorum” ifadelerini kullandı.]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/03/dogduklari-hastanede-sifa-dagitiyorlar.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/03/dogduklari-hastanede-sifa-dagitiyorlar_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/dogduklari-hastanede-sifa-dagitiyorlar/4968/</link>
			<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 11:54:16 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Buca&#39;da sağlık seferberliği</title>
			<description><![CDATA[​Buca Belediyesi, koruyucu sağlık hizmetlerini mahallelere taşıyor. “Köşe Bucak Sağlık” projesiyle her hafta farklı bir noktada ücretsiz tarama başlatan belediye ekiplerinin ilk durağı Göksu Mahallesi oldu.Buca Belediye Başkanı Mimar Görkem Duman, “Tüm Bucalıları ücretsiz hizmetimizden yararlanmaya davet ediyorum&quot; diye konuştu.]]></description>
		    <news><![CDATA[Buca Belediyesi, ilçedeki yaşam kalitesini artırmak ve hastalıkların erken teşhisini sağlamak amacıyla “Köşe Bucak Sağlık” projesini hayata geçirdi. Sosyal belediyecilik anlayışıyla başlatılan bu önemli adım kapsamında, profesyonel sağlık ekipleri her hafta farklı bir mahalleye giderek vatandaşlara ücretsiz tarama hizmeti sunuyor.

Projenin ilk ayağı, geçtiğimiz pazartesi günü Göksu Mahallesi Muhtarlığı’nda verilen startla başladı. 9–13 Mart tarihleri arasında, hafta içi her gün 09.30–12.30 ve 13.30–16.30 saatlerinde devam edecek çalışma muhtarlık binasında gerçekleşiyor. Uygulama kapsamında vatandaşlara diyabet riskine karşı ücretsiz şeker ölçümü ve hipertansiyon kontrolü için tansiyon ölçümü yapılırken, ölçüm sonuçlarına göre bilgilendirme de sağlanıyor. Belediye yetkilileri, hizmetin gelecek hafta Yeşilbağlar Mahallesi’nde sürdürüleceğini açıkladı.

BAŞKAN DUMAN’DAN “SAĞLIKLI BUCA” MESAJI

Koruyucu sağlık hizmetlerinin önemine dikkat çeken Buca Belediye Başkanı Görkem Duman,
“Vatandaşlarımızın sağlığı bizim için her şeyden önce geliyor. ‘Köşe Bucak Sağlık’ projemizle, hastaneye gitme imkânı bulamayan ya da sağlık durumunu ihmal eden hemşehrilerimizin ayağına gidiyoruz. Amacımız sadece tedavi etmek değil, hastalıkları henüz başlamadan önleyebilmektir. Göksu Mahallemiz ile başlattığımız bu seferberlik, her hafta başka bir mahallemizde devam edecek. Tüm Bucalıları bu ücretsiz hizmetimizden yararlanmaya davet ediyorum” dedi.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/03/buca-da-saglik-seferberligi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/03/buca-da-saglik-seferberligi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/buca-da-saglik-seferberligi/4967/</link>
			<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 11:29:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kardiyolog Tülüce: Kolesterol ve Tansiyon Kalbi Etkiliyor</title>
			<description><![CDATA[Kalp rahatsızlığının çeşitli türleri olduğunu söyleyen Tülüce, kalp damar hastalıklarının gelişiminde kolesterol yüksekliği ve hipertansiyona dikkat çekti.]]></description>
		    <news><![CDATA[TUNAY AFYON-ÖZEL HABER / Yoğun çalışma temposu, stresli şehir yaşamı ve ekonomik sıkıntılar kalp sağlığını tehdit ediyor. 2025 yılında açıklanan araştırma sonuçlarına göre 30-45 yaş arası kişilerde görülen kalp rahatsızlıklarında 2010’dan beri yüzde 50 oranında bir artış yaşandı. Peki kalp rahatsızlıklarına karşı nelere dikkat edilmeli? Hangi önlemler alınmalı? Kardiyolog Doç. Dr. Selcen Yakar Tülüce, konuyla ilgili olarak Egeli Haber’e açıklamalarda bulundu. Kalp rahatsızlıklarının birden fazla türü olduğunu söyleyen Tülüce, “Kalp damar hastalıklarının gelişiminde kolesterol yüksekliği ve hipertansiyonun önemli bir payı vardır” dedi.

Nefes darlığı, çabuk yorulma ve çarpıntıya dikkat

Kardiyolog Doç. Dr. Tülüce, son dönemlerde artan ve ölümle sonuçlanan kalp rahatsızlıklarının birden çok türü olduğunu söyledi. “Kalp rahatsızlıkları başlığı altında kalp damar hastalıkları, ritim bozuklukları, kalp kapak hastalıkları, kalp yetersizliği ve kalp kası hastalıkları gibi farklı hastalıklar olsa da aslında bu hastalıkların çoğunda benzer belirtiler vardır” diyen Tülüce, kalp rahatsızlıklarının yol yürümekle veya efor sarf etmekle olan nefes darlığı, göğüs ağrısı, çabuk yorulma, çarpıntı daha az sıklıkla bayılır gibi olma veya bayılma gibi belirtiler gösterebileceğini belirtti.

Kolesterol yüksekliği ile kalp damar hastalığına Akdeniz diyeti önerisi

Kardiyolog Tülüce, kalp damar hastalıklarının gelişiminde kolesterol yüksekliği ve hipertansiyona dikkat çekti. Kolesterol yüksekliği ve hipertansiyonun (kan basıncının normal değerlerin üstünde seyretmesi) önemli bir payı olduğunu aktaran Tülüce, hipertansiyonun önlenmesi veya kontrol altına alınması için günde 5 gramın altında bir tuz tüketimi önerildiğini ifade etti. Tülüce, kan basıncı yüksekliği olan hastaların şalgam suyu, turşu, tuzlu kuruyemişler, içeriğinde sodyum oranı yüksek olan maden suyu gibi besinlerden uzak durmaları gerektiğini söyleyerek, “Evde yapılan tencere yemeklerine fazla tuz atılmaması, zeytin ve peynir gibi kahvaltılıkların bir gün önceden suda bekletilip yemeden önce suda tekrar yıkanarak tüketilmesi veya az tuzlu peynir, lor gibi seçeneklerin tercih edilmesi önerilir. Tuzlu ev yapımı salça kullanılan hanelerde yemek yapılırken ilave tuz kullanılmaması ve salata, cacık, ayran tüketilirken tuz atılmaması önerilir. Potasyumdan zengin yiyecekler tuzun içindeki temel elementlerden olan sodyumun etkisini azaltacağından muz, avokado, ıspanak ve/veya fasulye gibi besinlerin tüketilmesi bu hasta grubu için önerilir. Şekerli içeceklerden ve aşırı karbonhidrat tüketilmesinden uzak durularak kilo alınmaması da tansiyon değerlerinin kontrolünde önemlidir” diye konuştu. Kolesterol yüksekliği ile kalp damar hastalığında Akdeniz diyetinin faydalı olduğunun bilimsel olarak ispatlandığını ifade eden Tülüce, “Bu diyet sebze, meyve, tam tahıl ve sızma zeytin yağının her gün tüketildiği; bakliyat, kuruyemiş, balık ve deniz ürünlerinin haftanın üç günü tercih edildiği bir diyettir. Kırmızı et tüketiminin haftada bir günü geçmemesi önerilir. Orta miktarda doğal peynir ve yoğurt tüketimi önerilirken; şekerli içecekler, tatlılar veya tereyağı tüketimi ise neredeyse hiç önerilmez. Bu diyette ana yağ kaynağı zeytin yağı, omega-3 yağ asitleri gibi doymamış yağlardır. Akdeniz diyeti; kalp krizi, inme (felç) riskini, bazı kanser türlerinin gelişim riskini azaltır ve bağırsak florasını destekler. Diyette bulunan sağlıklı doymamış yağ asitleri de beyin sağlığını destekler ve iltihaplanmaya karşı da etkilidir” ifadelerini kullandı.

“Kalp rahatsızlığı olanlar oruç tutmaktan kaçınmalı”

İçinde bulunduğumuz Ramazan ayında kalp rahatsızlığı olan kişilere de tavsiyelerde bulunan Tülüce,  kalp rahatsızlığı olan hastaların Ramazan'dan önce hekimleri ile görüşerek tıbbi tavsiye almaları ve oruç tutabilecek olanların ilaç tedavilerinin zamanlaması ve doz ayarlamalarının hekimleri tarafından yapılması gerektiğini belirtti. Tülüce, “Son 3 ay içinde kalp krizi geçirmiş hastalar, son 3 ay içerisinde kalp damarına balon/stent uygulanmış olan hastalar Ramazan ayı boyunca oruç tutulması durumunda susuz kalınmasına bağlı takılan stentin içinde oluşabilecek pıhtılaşma riski nedeniyle oruç tutmaktan kaçınması gerektiğini vurgulayarak, “Kronik böbrek hastalığı ve koroner arter hastalığı, kontrolsüz hipertansiyon, ileri evre kalp yetersizliği, son 6 ayda kalp yetersizliği nedeniyle hastaneye yatış öyküsü olanlar, ciddi kapak hastalığı, akciğer basıncında ciddi artış olan hastaların oruç tutmaları önerilmez” ifadelerini kullandı. Kalp rahatsızlığı nedeniyle idrar söktürücü ilaç kullananlarda böbrek fonksiyonlarının bozulmaması için muhakkak doz ayarlamaları yapılması gerektiğini aktaran Tülüce, “Hekimleri tarafından oruç tutmalarında bir sakınca bulunmayan hastaların Ramazan ayının özellikle ilk başlarında mutlaka tansiyon takiplerini düzenli yapmaları ve tansiyonlarının düşük ya da yüksek seyretmesi durumunda hekimlerine tekrar başvurmaları önerilir. Metal protez kapağı veya aritmi nedeniyle warfmadin kullanan hastaların İNR tahlilleri sıklaştırılmalı ve diyet uyumuna dikkat edilmelidir. İftar sonrası aşırı yemek yenmemeli; ağır, çok tuzlu, aşırı karbonhidratlı beslenmeden kaçınılmalı; yeterli sıvı alınmalıdır. Kalp yetersizliği ve hipertansiyon hastaları meyan kökü tüketmemelidir. Egzersiz iftardan sonra veya sahurdan önce yapılmalı, gün içerisinde ağır fiziksel aktiviteden kaçınılmalıdır” diye konuştu.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/03/kardiyolog-tuluce-kolesterol-ve-tansiyon-kalbi-etkiliyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/03/kardiyolog-tuluce-kolesterol-ve-tansiyon-kalbi-etkiliyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/kardiyolog-tuluce-kolesterol-ve-tansiyon-kalbi-etkiliyor/4964/</link>
			<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 12:09:53 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Konak&#39;ın hasta nakil hizmeti yüzleri güldürüyor</title>
			<description><![CDATA[Konak Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren Hasta Nakil Ambulansı, iki yılda 2209 Konaklıya hizmet verdi. Kısıtlı imkanlar nedeniyle hastane randevularına gidemeyen Konaklıların yüzü, dayanışmanın gücüyle güldü.]]></description>
		    <news><![CDATA[Konak Belediyesi’nin ücretsiz sağlık hizmetleri arasında önemli bir yer tutan Hasta Nakil Ambulansı, kısıtlı imkanlar nedeniyle hastane randevularına gidemeyenlerin yardımına koşuyor. Deneyimli personel ve tam teçhizatlı aracıyla Konaklıların yanında olan Konak Hasta Nakil Ambulansı hizmetinden son iki yılda yararlanan Konaklı sayısı 2209’a ulaştı. Sağlık İşleri Müdürlüğüne bağlı hizmet kapsamında, hastane randevusu olan ve çeşitli nedenlerle ulaşımda güçlük yaşayan hastalar, evlerinden alınarak hastaneye götürülüyor; hastanedeki işlemlerinin tamamlanmasının ardından yine ambulansla evlerine bırakılıyor. Hasta ve hasta yakınlarının oldukça memnun kaldığı güvenli ve planlı ulaşım desteği için başvurular 444 35 66 numaralı hat üzerinden kolaylıkla yapılabiliyor.

 

“Hastalıkta da sağlıkta da beraberiz”

Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, her zaman Konaklı komşularının yanlarında yer aldıklarını vurgulayarak, “Konak’ta kimsenin kendisini yalnız hissetmemesi için çıktığımız yolda, zor zamanlarında da hep komşularımızın yanında olacağımızı söylemiştik. İhtiyaç duyulan her an, var gücümüzle onların yanında olmaya devam ediyoruz. Hasta Nakil Ambulansımız da bu anlayışın bir ürünü. Hastalıkta da sağlıkta da beraberiz, Konaklı komşularımızın her zaman yanındayız” ifadelerini kullandı.

 

“İyi ki varsınız”

Hizmetten faydalanan 88 yaşındaki Erel Şarman, “Bir İzmirli olarak Konak Belediyesi’ne ve Başkan Nilüfer Çınarlı Mutlu’ya teşekkür borçluyum. Çok güzel, takdir edilecek hizmetleri var. Evime gelip beni elleriyle ambulansa bindirdiler ve hastaneye taşıdılar. Çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız” diyerek memnuniyetini dile getirdi.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/02/konak-in-hasta-nakil-hizmeti-yuzleri-gulduruyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/02/konak-in-hasta-nakil-hizmeti-yuzleri-gulduruyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/konak-in-hasta-nakil-hizmeti-yuzleri-gulduruyor/4963/</link>
			<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 10:02:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Konak&#39;ta rahim ağzı kanserine karşı bilimsel farkındalık</title>
			<description><![CDATA[Konak Belediyesi ve Medicana International İzmir Hastanesi işbirliğiyle Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı’na özel bir çalışmaya imza atıldı. Konak’ta 3 farklı noktada kadınlara ulaşan projeyle HPV aşısının önemine ve düzenli PAP smear testi yaptırmanın faydalarına dikkat çekildi. Projede rahim ağzı kanserine ilişkin tüm bilgiler, çalışmalarıyla aşının gelişimine ve hastalığın teşhisine katkı koyan bilim insanlarının temsili görselleriyle aktarıldı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Rahim ağzı kanserine yönelik farkındalık oluşturmak ve bu hastalığa karşı mücadelenin yollarını anlatmak adına Konak Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü ve Medicana International İzmir Hastanesi iş birliğinde kapsamlı bir farkındalık çalışması gerçekleştirildi. ‘Bugün Önlenebiliyorsa Bilim Sayesinde’ başlığıyla rahim ağzı kanserine dikkat çekmek amacıyla Konak Belediyesi’nin Güzelyalı Nazım Hikmet Kültür Merkezi, Beştepeler Sosyal Tesisleri ve Toros Sosyal Tesisi’nde farkındalık alanları oluşturuldu. Sergide; rahim ağzı kanserinin erken teşhis edilerek önlem alınmasını sağlayan PAP smear testini geliştiren Mary Elizabeth H. Papanicolaou ve George Papanicolaou; araştırmalarıyla HPV-kanser ilişkisini ortaya çıkaran Nobel Ödüllü Harald zur Hausen; HPV aşısının geliştirilmesine katkı sunan Ian Frazer, Jian Zhou ve Alexander Meisels isimli bilim insanlarının temsili görselleriyle hastalığa karşı mesaj verildi. Rahim ağzı kanserine karşı oluşturulan farkındalık sergisine merkezlerdeki hizmetlerden faydalanan kadınlar büyük ilgi gösterdi.
Rahim ağzı kanseri nedir ve nasıl korunulur?
Rahim ağzı kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olup büyük oranda Human Papilloma Virüs (HPV) enfeksiyonu ile ilişkilidir. Çoğu zaman erken evrede belirti vermeden ilerleyebilen hastalık, düzenli tarama programları ve koruyucu önlemler sayesinde önlenebilir ya da erken dönemde tespit edilerek başarılı şekilde tedavi edilebilir. Erken yaşta cinsel aktivite, birden fazla partner, sigara kullanımı ve bağışıklık sisteminin zayıf olması risk faktörleri arasında yer alırken, HPV aşısı hastalığa karşı en etkili korunma yöntemlerinden biri olarak öne çıkmaktadır. PAP smear testi ise rahim ağzı kanserinin erken tanısında kullanılan basit ve ağrısız bir tarama yöntemidir. Rahim ağzından alınan hücre örneklerinin laboratuvar ortamında incelenmesi esasına dayanır. Bu test sayesinde kanser öncüsü hücresel değişiklikler henüz kansere dönüşmeden tespit edilebilir ve gerekli tedavi süreci erken dönemde başlatılabilir. Uzmanlar, belirli yaş aralığındaki kadınların düzenli aralıklarla PAP smear testi yaptırmasının hayati önem taşıdığını vurgulamaktadır.
 ]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/02/konak-ta-rahim-agzi-kanserine-karsi-bilimsel-farkindalik.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/02/konak-ta-rahim-agzi-kanserine-karsi-bilimsel-farkindalik_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/konak-ta-rahim-agzi-kanserine-karsi-bilimsel-farkindalik/4962/</link>
			<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 10:48:01 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>İzmir&#39;de bebekler hayata eşit başlıyor</title>
			<description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin hayata geçirdiği İzmir 95 Erken Çocukluk Programı ile anne adayları ve 0-3 yaş arası çocuklar ev ziyaretlerinden emzirme danışmanlığına, ilk yardımdan oyun gruplarına kadar ücretsiz destek alıyor. Program, dezavantajlı bölgelerden başlayarak tüm İzmir’e yayılıyor.  ]]></description>
		    <news><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen İzmir 95 Erken Çocukluk Birimi Programı kapsamında gebeliğin 7. ayından başlayarak 0-12 ay dönemine kadar ev ziyaretleri yapılıyor, 13-36 ay döneminde de oyun grupları düzenleniyor. Ayrıca eğitim seminerleri ve temel mesajlar atölyeleri gerçekleştiriliyor. İzmir 95 Erken Çocukluk Programı kapsamındaki hizmetlere emzirme danışmanlığı, ilk yardım ve ağız-diş sağlığı eğitimleri de eklendi. Çocuğun gelişiminin en hızlı olduğu bu kritik dönemde ailelerin yanında yer almayı amaçlayan programa başvuru için 153 Hemşehri İletişim Hattı aranabiliyor. 

 

Hizmet ağı genişleyecek

Program hakkında bilgi veren Sağlık Eğitimleri Şube Müdürü Banu Erdal, “Başkanımız Dr. Cemil Tugay’ın talimatıyla sağlık alanında daha fazla hizmet sağlanması amacıyla İzmir 95 Programı Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı’na devredildi. Gebeliğin 7. ayından itibaren başlayan ve 0-12 aya kadar ayda iki kez ev ziyaretiyle devam eden, 13-36 ay döneminde oyun gruplarının yapıldığı, seminerler ve temel mesajlar atölyeleri gibi desteklerle beslenen projenin sağlık ayağını güçlendirdik. Programa ilk yardım, ağız diş sağlığı gibi eğitimler ekleniyor. Emzirme danışmanlığı hizmetimizde de hemşire sayısını birden beşe yükseltmeyi hedefliyoruz. 0-12 ay ev ziyaretlerini öncelikli olarak dezavantajlı altı bölgede gerçekleştiriyoruz ancak süreç içinde tüm İzmir’de hizmet vereceğiz. 13-36 ay oyun grupları, emzirme danışmanlığı, seminerler ve temel mesajlar atölyelerini ise 30 ilçemizde gerçekleştiriyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı olarak İzmir 95 Programı’nı daha kapsamlı faaliyetlerle devam ettirmeyi hedefliyoruz” dedi. 

 

İlk mezuniyet belgeleri Büyükşehir’den

Programın ekibinde yer alan klinik psikolog Berke Özkanoğlu ise “İyi bir başlangıç her çocuğun hakkı düşüncesinden yola çıkarak hem 0-3 yaş arası çocukların sağlıklı gelişimini desteklemek hem de gebelikten başlayarak annelerin ve genel anlamda ebeveynlerin ihtiyaçlarını karşılamak için kentin farklı bölgelerinde hizmetlerimizi sürdürüyoruz” diye konuştu. Doğum öncesi 7, 8 ve 9. aylarda üç defa ve doğumdan sonra iki haftada bir olmak üzere bebek bir yaşına gelene kadar toplamda 27 defa aile ile görüşüldüğünü kaydeden Özkanoğlu, program kapsamında anne ve bebek ilişkisini destekleyici çalışmalar yaptıklarını, kitap ve oyunlarla eğitimler verildiğini, emzirme danışmanlığı ile de ev ziyareti hizmetini desteklediklerini söyledi. Ev ziyaretlerinin Konak, Karabağlar, Buca, Bayraklı, Bornova ve Çiğli olmak üzere altı pilot bölgede aktif olarak sürdüğünü ifade eden Özkanoğlu, “0-12 ay ev ziyareti temelli ebeveyn rehberliği programı bitiminde katılım sertifikaları veriyoruz. Bebeklerin ilk mezuniyet belgeleri, bir yaşına geldiklerinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden verilmiş oluyor” dedi.

 

“Her zaman yanlarındayız”

13-36 ay merkez temelli ebeveyn rehberliği programını da ayda bir kez tüm ilçelerde bakım verenler ve çocukları davet ederek gerçekleştirdiklerini dile getiren Özkanoğlu, şu bilgileri verdi: “Bu programda da annenin ve bakım verenlerinin sosyalleşmesi, bebeklerin akranlarıyla iletişimini desteklemeyi amaçlıyoruz. Ayrıca 0-3 yaş bakım verenlere tüm ilçelerde seminerler ve ‘Onunla Okuyun’, ‘Birlikte Oyun Oynayın’, “Onunla Konuşun”, ‘Kendinize İyi Bakın’, ‘Sayın, Eşleştirin, Sıralayın’, ‘Sevginizi Gösterin’ gibi temel mesajlar atölyeleri düzenliyoruz. İzmir 95 Erken Çocukluk Birimi olarak hem annelerin hem bakım verenlerin hem de çocukların her zaman yanındayız.”

 

“Bize aile oldular”

Gebeliğinin 7. ayından bu yana ekiplerin ev ziyaretinde bulunduğu 7 aylık İsa Murat Korkunç’un annesi Meryem Korkunç, “İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden ev ziyaretleri yapılıyor. Çok memnunum, bütün annelere tavsiye ederim. Bize bir aile oldular. Bilmediğim çok şey öğrendim. Bebeğin durumunu, gelişimini soruyorlar. Beni de soruyorlar, psikolojik olarak kendime geldim ve toparlandım. Çünkü anladım ki anne olarak kendimi de düşünmem lazımmış” sözlerine yer verdi. 

 

“Eğitimler bize de iyi geliyor”

Temel mesaj atölyelerine katılan Şükran Dağ, “Eğitimler güzel geçiyor, güzel bilgiler öğreniyoruz. Çocuklarla ilgili neler yapmamız gerektiğini söylüyorlar, memnunuz. Eğitimler bize de iyi geliyor. İlk kez katıldım, bir daha gelmek isterim” derken, Narin Ülker de “İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin etkinliklerinden çok memnunum. Teşekkür ediyoruz. Burada çocuklarla oyun oynama, çocuk eğitimi, anne sağlığı gibi konularda çok şey öğrendim. Emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından 3 yaşında sağlıklı bir çocuğun ortalama boyu kabul edilen 95 santimetreden dolayı adı İzmir 95 olan program, hem çocukların hem de ebeveynler ile diğer bakım verenlerin iyi olma halini çok yönlü olarak destekliyor.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/02/izmir-de-bebekler-hayata-esit-basliyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/02/izmir-de-bebekler-hayata-esit-basliyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/izmir-de-bebekler-hayata-esit-basliyor/4959/</link>
			<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 10:33:22 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>83 yaşında mucizevi iyileşme</title>
			<description><![CDATA[Diyabetik ayak enfeksiyonu şikâyetiyle İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi’ne başvuran 83 yaşındaki Artvinli Mustafa Kafa, 90 gün süren yoğun tedavinin ardından sağlığına kavuştu. Kafa, “Başka hastanelerde ayağımın kesilebileceğini söylediler. Ancak burada ‘bu ayağı kurtarırız’ dediler ve başardılar” ifadelerini kullandı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Diyabet hastası 83 yaşındaki Mustafa Kafa, hastalığına bağlı diyabetik ayak enfeksiyonu nedeniyle Artvin’de çeşitli hastanelere başvurdu. Kafa’ya diyabetik ayak ampütasyonu önerilmesine rağmen, farklı bir tedavi umuduyla İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi’ne geldi. Enfeksiyon, dahiliye, ortopedi ve plastik cerrahi birimlerinin ortak çalışmasıyla 90 gün boyunca tedavi edilen Kafa, sağlığına kavuşarak taburcu edildi. Kafa, “Ayağım perişan durumdaydı. Başka hastanelerde kesileceğini söylediler. Burada ‘bu ayağı kurtarırız’ dediler ve başardılar. Hepsine çok teşekkür ediyorum. Şu an iyiyim, ayağıma çocuk bakar gibi bakmamı söylediler, biz de buna uyacağız” ifadelerini kullandı. Kafa, kendisiyle ilgilenen hekim ve hemşirelerle birlikte Artvin’de fındık toplayacağının sözünü verdi.

“Yüzümüzü güldüren bir sonuç aldık”

Mustafa Kafa’nın tedavisini yürüten Eşrefpaşa Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Altan Gökgöz, “Hastamız pek çok merkeze başvurmuş ancak yara bakımı konusunda etkili bir tedavi alamamış. Ayağında nekroz yani ölü dokular çok fazlaydı. Dış merkezlerde ampütasyon olabileceği söylenmiş, ancak biz hastamızın da uyumu sayesinde iyileştirdik. Bazen ‘uzvu keselim’ denilerek çözüm basitmiş gibi düşünülebiliyor; oysa asıl zor ve doğru olan, uzvu korumaktır. Tedaviyi multidisipliner şekilde yürüttük; enfeksiyon, dahiliye, ortopedi ve plastik cerrahinin ortak çalışmasıyla başarılı sonuç aldık. Bakımını yaparsa, ilaçlarını düzenli alırsa ve kontrollerine gelirse, bu hastalık bir daha tekrarlamayacaktır. Yüzümüzü güldüren bir sonuç aldık ve çok mutluyuz” dedi.

Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Başak Bayram da Kafa’yı ziyaret ederek tedavisi hakkında görüştü.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/01/83-yasinda-mucizevi-iyilesme.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/01/83-yasinda-mucizevi-iyilesme_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/83-yasinda-mucizevi-iyilesme/4958/</link>
			<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 10:31:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bornova&#39;da kadın sağlığına güçlü destek</title>
			<description><![CDATA[Bornova Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü, belediyede görev yapan kadın
personele rahim ağzı kanseri, HPV aşısı ve smear testinin önemi hakkında
bilgilendirme çalışması gerçekleştirdi. Şantiyeler ve ofisler ziyaret edilerek
broşürler dağıtıldı, çalışan kadınların soruları yanıtlandı. Başkan Ömer Eşki,
kadın sağlığını güçlendirmeye yönelik farkındalık çalışmalarını
sürdüreceklerini vurguladı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Bornova Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü, kadın sağlığında erken tanının
hayati önemine dikkat çekmek amacıyla belediyede görev yapan kadın
personele yönelik bilgilendirme çalışması gerçekleştirdi. Çalışma kapsamında
rahim ağzı kanseri, HPV aşısı ve smear testinin sağlıklı bir yaşam için önemi
anlatıldı.Şantiyelerde ve ofislerde birebir bilgilendirme
Sağlık İşleri Müdürlüğü ekipleri, belediyeye bağlı şantiyelerde görev yapan
kadın çalışanlar ile farklı müdürlüklerdeki ofis personelini tek tek ziyaret
ederek bilgilendirme yaptı. Ziyaretlerde bilgilendirici broşürler dağıtılırken,
çalışan kadınların merak ettikleri sorular da uzmanlar tarafından yanıtlandı.
Erken tanının önemi vurgulandı
Bilgilendirme çalışmasında, rahim ağzı kanserinin düzenli smear testi ve HPV
aşısı ile büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekildi. Erken
tanının hem tedavi sürecini kolaylaştırdığı hem de yaşam kalitesini artırdığı
vurgulandı.Başkan Eşki: “Kadınların sağlığı, toplumun sağlığıdır”
Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki, yürütülen çalışmanın önemine
değinerek şunları söyledi: “Kadınların sağlığı, toplumun sağlığıdır. Yerel
yönetimler olarak sadece hizmet üretmekle değil, çalışanlarımızın ve kentte
yaşayan tüm kadınların sağlık bilincini güçlendirmekle de sorumluyuz.
Önleyici sağlık hizmetlerini yaygınlaştırmaya ve farkındalık oluşturmaya
devam edeceğiz.”]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/01/bornova-da-kadin-sagligina-guclu-destek.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/01/bornova-da-kadin-sagligina-guclu-destek_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/bornova-da-kadin-sagligina-guclu-destek/4955/</link>
			<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 10:24:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bayraklı belediyesi&#39;nden rahim ağzı kanseri farkındalık semineri</title>
			<description><![CDATA[Bayraklı Belediyesi, kadın sağlığına dikkat çekmek ve toplumda farkındalık oluşturmak
amacıyla Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Semineri düzenliyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Erken teşhisin hayati önem taşıdığı rahim ağzı kanserine ilişkin doğru ve bilimsel bilginin
paylaşılacağı seminer, alanında uzman hekimlerin katılımıyla gerçekleştirilecek.
Seminerde; Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Petekkaya ile Kadın Hastalıkları ve
Doğum Uzmanı Prof. Dr. Ali Ulu Hakverdi, rahim ağzı kanserinde korunma yolları, erken
tanının önemi ve güncel yaklaşımlar hakkında katılımcıları bilgilendirecek.
Farkındalık semineri, 15 Ocak Perşembe günü saat 14.00’te Bayraklı Belediyesi
Osmangazi Hizmet Salonu’nda gerçekleştirilecek. Etkinlik, kadınlara açık ve ücretsiz
olarak düzenlenecek.

BAŞKAN ÖNAL: “BİLGİ, SAĞLIĞIN EN GÜÇLÜ ANAHTARIDIR”
Bayraklı Belediye Başkanı İrfan Önal, seminerle ilgili yaptığı değerlendirmede kadın
sağlığının önemine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
“Erken teşhis hayat kurtarır. Kadın sağlığını ilgilendiren konularda doğru bilgiye erişim
son derece önemlidir. Bayraklı Belediyesi olarak bilgilendiren, güçlendiren ve farkındalık
yaratan çalışmalarla kadınların yanında olmaya devam ediyoruz. Bu seminerle amacımız;
korku değil, bilgiyle güçlenen ve sağlığını bilinçle koruyan bir toplum oluşturmaktır.”]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/01/bayrakli-belediyesi-nden-rahim-agzi-kanseri-farkindalik-semineri.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/01/bayrakli-belediyesi-nden-rahim-agzi-kanseri-farkindalik-semineri_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/bayrakli-belediyesi-nden-rahim-agzi-kanseri-farkindalik-semineri/4952/</link>
			<pubDate>Tue, 13 Jan 2026 09:58:34 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ayvalık Belediyesi&#39;nden Sağlıkta Örnek Hizmet: 2 Bin 500 Hastaya Umut Oldu</title>
			<description><![CDATA[Ayvalık Belediyesi Sosyal Hizmet Müdürlüğü bünyesinde faaliyetlerini sürdüren Evde Sağlık
ve Hasta Nakil Hizmetleri Birimi, sunduğu kapsamlı hizmetlerle bir yıl içerisinde 2 bin 500
hastaya umut oldu. Özellikle yaşlı, engelli ve yatağa bağımlı vatandaşların yaşamını
kolaylaştıran hizmetler, sosyal belediyecilik anlayışının Ayvalık’taki en güçlü örneklerinden
biri oldu.]]></description>
		    <news><![CDATA[2025 yılı boyunca ilçede yaşayan 673 hasta ve engelli vatandaş, belediyeye ait tam donanımlı ambulans ve hasta nakil araçlarıyla sağlık kuruluşlarına güvenli bir şekilde ulaştırıldı. Bu nakillerin 275’i şehir dışına gerçekleştirilirken, ekipler yıl boyunca yaklaşık 150 bin kilometre yol kat ederek önemli bir özveri ortaya koydu.
Hasta nakil hizmetlerinin yanı sıra Evde Sağlık Hizmetleri kapsamında yürütülen çalışmalar
da dikkat çekti. Alanında uzman sağlık personeli tarafından; pansuman, enjeksiyon, sonda
takımı, yara bakımı gibi pek çok sağlık hizmeti, hastaların kendi ev ortamlarında ve en
hijyenik koşullarda sunuldu. Periyodik aralıklarla sürdürülen bu hizmetlerden 1.438 Ayvalıklı
vatandaş yararlandı.Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin, Evde Sağlık ve Hasta Nakil Hizmetleri’nin özellikle dezavantajlı gruplar için hayati öneme sahip olduğunu vurgulayarak, “Ayvalık’ta kimseyi yalnız bırakmayan, insana dokunan bir belediyecilik anlayışıyla çalışıyoruz. Sağlık hizmetlerine erişimde zorluk yaşayan hemşehrilerimizin her zaman yanındayız. Sosyal Hizmet Müdürlüğümüz bünyesindeki ekiplerimiz, büyük bir özveriyle görev yapıyor. Bu hizmetleri daha da geliştirerek sürdürmeye kararlıyız” dedi.]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/01/ayvalik-belediyesi-nden-saglikta-ornek-hizmet-2-bin-500-hastaya-umut-oldu.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/01/ayvalik-belediyesi-nden-saglikta-ornek-hizmet-2-bin-500-hastaya-umut-oldu_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/ayvalik-belediyesi-nden-saglikta-ornek-hizmet-2-bin-500-hastaya-umut-oldu/4950/</link>
			<pubDate>Tue, 06 Jan 2026 10:09:33 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Atıl daireler sağlık merkezine dönüşüyor</title>
			<description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi, mülkiyeti kendisine ait olan ve uzun süredir atıl durumda bulunan Karşıyaka’daki üç daireyi, kapsamlı bir dönüşüm çalışmasıyla yeni bir sağlık merkezi olarak kente kazandırıyor. Yenilenen yapı; İzmir Büyükşehir Belediyesi İzmir Sağlık ve Esenlik Merkezi (İZSEM) bünyesinde Diyabet Farkındalık Merkezi, Otizm Etkinlik Merkezi ve Psikolojik Destek Birimi olarak hizmet verecek.]]></description>
		    <news><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi, kentte koruyucu ve destekleyici sağlık hizmetlerini yaygınlaştırmak, farklı yaş ve ihtiyaç gruplarına yönelik erişilebilir ve bütüncül bir hizmet modeli oluşturmak amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda mülkiyeti İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait Karşıyaka Girne Bulvarı üzerindeki üç daire sağlık merkezine dönüştürülüyor. Yapı İşleri Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında Belde Apartmanı’nın zemin katında yer alan ve uzun süredir atıl durumda bulunan dairelerde ve bahçede tadilat yapıldı. Baştan sona yenilenen mekânlar kısa bir süre sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İzmir Sağlık ve Esenlik Merkezi (İZSEM) bünyesinde hizmet verecek. Yeni sağlık merkezinde; Diyabet Farkındalık Merkezi, Otizm Etkinlik Merkezi ve Psikolojik Destek Birimi olmak üzere üç ayrı birim, İzmirlilere yönelik koruyucu ve destekleyici sağlık hizmetleri sunacak.

Neler yapıldı?
Çalışmalar kapsamında dairelerdeki eski parkeler sökülerek yenileriyle değiştirildi; duvarlar, tavanlar ve zeminler baştan sona yenilenerek mekânlar modern ve temiz bir görünüme kavuşturuldu. Ayrıca yapıların elektrik ve mekanik tesisat sistemleri tamamen elden geçirildi. İç mekân düzenlemelerinin yanı sıra, Park ve Bahçeler Dairesi Başkanlığı tarafından çocukların güvenle kullanabileceği oyun grubu oluşturuldu. Bahçe alanının zemin düzenlemeleri yenilenirken, açık alana piknik masaları ve oturma alanları yerleştirilerek, kullanıcıların faydalanabileceği sosyal bir yaşam alanı yaratıldı. 

Çalışmalar tamamlanmak üzere
Yapı İşleri Dairesi Başkanlığı Tesisler Bakım ve Onarım Şube Müdürlüğü Şantiye Şefi Nihat Kurtar, çalışmalarda sona yaklaşıldığını belirterek şu bilgileri verdi: “Burada öncelikle alçı ve sıva tamiratları, ıslak hacimlerde bakım ve onarım çalışmaları ile seramik imalat ve yenileme işlemleri gerçekleştirildi. Bahçe alanımızı çocuklarımızın etkinlik yapabileceği bir alana dönüştürdük. Park ve Bahçeler Dairesi Başkanlığı ekiplerimiz de çevre düzenleme çalışmalarını sürdürüyor. Çalışmalarımızı kısa süre içerisinde tamamlamayı hedefliyoruz.”

Diyabetlilere rehberlik edecek
Dönüşümü gerçekleştirilen yapının hizmet kapsamına ilişkin bilgi veren İZSEM Sorumlusu, Halk Sağlığı Hekimi Dr. Hilal Sipahi, Diyabet Farkındalık Merkezi’nin hem diyabet hastalarına hem de diyabet öncesi risk grubundaki bireylere yönelik önemli bir boşluğu dolduracağını belirtti. Dr. Sipahi, “Diyabet Farkındalık Merkezi’nde, diyabetli bireylerin sağlıklı yaşamlarını nasıl sürdürebilecekleri ve kendi sağlık bakımlarını nasıl yönetebilecekleri konusunda destek sunacağız. Diyabet öncesi dönemde ise hastalığın gelişimini önlemeye yönelik yapabileceğimiz pek çok çalışma bulunuyor. Bu noktada kurumumuz rehberlik edecek. Merkezimizde sağlıklı beslenme konusunda danışmanlık hizmeti verilecek, aynı zamanda ruh sağlığı alanında psikologlarımız destek sağlayacak. Diyabetli bireylerin kendi sağlık bakımlarına ilişkin bilinçlenmelerini ve doğru bilgiye ulaşmalarını hedefliyoruz” dedi.

Diyabet öncesi hem eğitim hem danışmanlık
Başkan Dr. Cemil Tugay’ın, diyabet hastalarına yönelik destekleyici ve önleyici sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması konusunda öncü bir yaklaşım benimsediğini vurgulayan Sipahi, “İlimizde ve Karşıyaka’da birinci basamakta diyabet farkındalığına yönelik hizmet veren merkez sayısı oldukça sınırlı. Hastanelerde bulunan diyabet eğitim birimleri daha çok diyabet tanısı konulmuş bireylere hizmet veriyor. Ancak Diyabet Farkındalık Merkezi, diyabet öncesi dönemi de kapsayacak şekilde hem eğitim hem de danışmanlık hizmeti sunacak” ifadelerini kullandı.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/12/atil-daireler-saglik-merkezine-donusuyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/12/atil-daireler-saglik-merkezine-donusuyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/atil-daireler-saglik-merkezine-donusuyor/4947/</link>
			<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 09:30:37 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Engelsiz Yaşam Köyü&#39;nde ağız ve diş sağlığı eğitimi</title>
			<description><![CDATA[Konak Belediyesi’nin İzmir Diş Hekimleri Odası işbirliğinde gerçekleştirdiği
ağız ve diş sağlığı eğitiminde özel gereksinimli bireylerde ağız bakımı anlatıldı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Konak Belediyesi ve İzmir Diş Hekimleri Odası (İZDO) işbirliğinde, Konak Engelsiz
Yaşam Köyü’nde diş eğitim programı gerçekleştirildi. İZDO Toplum Ağız ve Diş
Sağlığı Komisyonu gönüllü diş hekimlerinin verdiği eğitimlerde ağız ve diş sağlığı
konusundaki temel bilgiler, doğru fırçalama teknikleri ve düzenli kontrolün
önemini anlatıldı. İnteraktif ve uygulamalı yapılan eğitimlerde özel gereksinimli
bireylerde ağız bakımını kolaylaştıracak pratik yöntemler de gösterildi. Konak
Engelsiz Yaşam Köyü kursiyerlerinin büyük ilgi gösterdiği eğitimlere veliler de
katıldı. Diş hekimlerinin anlattıklarını can kulağıyla dinleyen kursiyerler, diş
maketi üzerinde uygulama yapma fırsatı da buldu.]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/12/engelsiz-yasam-koyu-nde-agiz-ve-dis-sagligi-egitimi.jpeg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/12/engelsiz-yasam-koyu-nde-agiz-ve-dis-sagligi-egitimi_t.jpeg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/engelsiz-yasam-koyu-nde-agiz-ve-dis-sagligi-egitimi/4945/</link>
			<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 11:22:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Meme Kanseri için Pembe Çiçekler Toprakla Buluştu</title>
			<description><![CDATA[Manisa Büyükşehir Belediyesi, Su Elçileri Kanserle Mücadele Derneği (SUKANDER)
işbirliğiyle, meme kanserine karşı farkındalık oluşturmak amacıyla etkinlik düzenledi.
Farkındalık sembolü olarak pembe çiçek ekimi yapılan etkinliklerde Manisa Büyükşehir
Belediye Başkanı Besim Dutlulu, çeşitli organizasyonlar ile konuyu gündemde tutacaklarını
söyledi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Manisa Büyükşehir Belediyesi, Meme Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla Su Elçileri Kanserle Mücadele Derneği işbirliğinde etkinlik gerçekleştirdi. Fatih Parkı’ndaki programa Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, Genel Sekreter Burak Deste, Genel Sekreter Yardımcıları Ulaş Aydın ve Ahmet Ata Temiz, daire başkanları, siyasi parti temsilcileri, Su Elçileri Kanserle Mücadele Derneği Başkanı Yeliz Hastürk, Dr. Fzt. Öğretim Görevlisi Tuğçe Şirin Korucu, davetliler ve çok sayıda vatandaş katıldı. Hastürk’ün konuşmasıyla başlayan etkinlikte, Başkan Dutlulu erken teşhisin önemine değindi.

Erken Teşhisin Önemine Dikkat Çekti
Erken teşhisin önemine dikkat çeken ve farkındalık çalışmalarına büyük önem verdiklerini söyleyen Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, etkinliği de farkındalık oluşturmak ve meme kanserine dikkat çekmek için gerçekleştirdiklerini söyledi. Başkan Dutlulu, “Bugün attığımız her adımı, farkındalığa, dayanışmaya ve sağlıklı bir geleceğe attık. Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında şehrimizde çeşitli organizasyonlar gerçekleştirerek bu önemli konuyu gündemde tutmaya çalışıyoruz. 17 ilçe belediyemizle
birlikte meydanlarımızı, binalarımızı pembe renkle donatarak farkındalık oluşturduk. Tüm belediye başkanlarımızla birlikte videolar hazırladık ve bunları vatandaşlarımızla paylaştık” dedi.

“Sağlık Çalışmalarına Destek Oluyoruz”
Farkındalık çalışmalarının merhum Ferdi Zeyrek döneminde başladığını hatırlatan Başkan Dutlulu, aynı kararlılıkla konuya önem vermeye devam ettiklerini söyledi. Sağlık hizmetlerinden herkesin eşit şekilde faydalanması gerektiğini söyleyen Başkan Dutlulu, “Sadece zenginlerin değil, sosyal ve ekonomik her kesimden insanın kaliteli sağlık hizmetine erişmesi gerektiğine inanıyorum. Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı çalışmalara destek oluyoruz. Manisa Büyükşehir Belediyesi olarak da halkımızı bilinçlendirmek ve farkındalık oluşturmak için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Emeği geçen, katılan herkese teşekkür
ediyorum. Bir kez daha hatırlatıyoruz ‘Erken Teşhis Hayat Kurtarır!’” diye konuştu.

“Meme Kanseri Farkındalığını Arttırmak İçin El Ele Verdik”
Uluslararası Su Elçileri Federasyonu (USEF) Genel Başkan Yardımcısı ve Su Elçileri Kanserle Mücadele Derneği Kurucu Başkanı Yeliz Hastürk, şunları söyledi: “Ekim Ayı Uluslararası Meme Kanseri farkındalık ayı. Bütün ay boyunca biz, kamu, yerel yönetim ve özel sektör işbirliğiyle meme kanseri farkındalığını arttırmak için el ele verdik. Bugün de Manisa’da,

T.C.MANİSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ
Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı
Laleli Mahallesi Mimar Sinan Bulvarı No:242 Yunusemre / Manisa
Tel: 0 236 231 45 80
Manisa Büyükşehir Belediye’mizin konuğuyuz. Burada kadın ve meme sağlığı, erken tedavi ve fiziksel aktivitenin önemine vurgu yapıyoruz. Hareketsiz yaşam şu anda maalesef ülkemizde yaygınlaştı. Bu hareketsiz yaşamı, nasıl hareketli hale dönüştürebileceğimiz ile ilgili ilk adımları atacağız. Meme sağlığı ve fiziksel aktivite arasındaki bağı anlatacağız. Desteklerinden dolayı Manisa Büyükşehir Belediye Başkanımız Besim Dutlulu’ya çok teşekkür ederiz.”

“Meme Kanseri Sembolü Pembe Çiçekler Ekildi”
Fatih Parkı’nda düzenlenen etkinlik kapsamında meme kanserinin farkındalık sembolü olan pembe çiçekler toprakla buluştu. Çiçek ekiminin ardından Dr. Fzt. Tuğçe Şirin Korucu tarafından hem meme kanseri hakkında bilgiler verildi hem de katılımcılarla birlikte egzersiz yapıldı. Bilgilendirmenin ardından hareket etmenin meme kanseri riskini azaltmasına dikkat çekmek amacıyla zumba etkinliği gerçekleştirildi.]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/10/meme-kanseri-icin-pembe-cicekler-toprakla-bulustu.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/10/meme-kanseri-icin-pembe-cicekler-toprakla-bulustu_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/meme-kanseri-icin-pembe-cicekler-toprakla-bulustu/4942/</link>
			<pubDate>Thu, 23 Oct 2025 16:58:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Aktif Umut Atölyesi </title>
			<description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi Kütüphaneler Şube Müdürlüğü’ne bağlı olarak Tarihi Havagazı Fabrikası’nda hizmet veren Araştırma Kütüphanesi, bu kez umudu paylaşan bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Meme kanserini atlatan veya tedavi süreci devam eden katılımcılar, Meme Kanseri Farkındalık Ayı nedeniyle “Aktif Umut Atölyesi”nde bir araya gelerek kelimelerin ve dayanışmanın iyileştirici gücünü paylaştı.

]]></description>
		    <news><![CDATA[Tarihi Havagazı Fabrikası’nda bulunan İzmir Büyükşehir Belediyesi Araştırma Kütüphanesi, Sağlıkta Kalite Derneği tarafından Meme Kanseri Farkındalık Ayı nedeniyle düzenlenen “Aktif Umut Atölyesi”ne ev sahipliği yaptı. Atölye, Aktif Umut kitabı ve metodundan hareketle tasarlandı. Meme kanserini atlatan veya tedavi süreci devam eden katılımcılar, profesyonel koç Çakır Dilek Yunar yürütücülüğünde sözcüklerin birleştirici etkisiyle yaşadıkları deneyimleri yeniden anlamlandırma, umutlarını ve güçlerini ifade etme olanağı buldu. Bu anlayışla düzenlenen atölyede, yaşamın zorluklarına karşı birlikte durabilmenin, paylaşarak iyileşmenin ve yeniden umut üretmenin önemi vurguladı.

İyileştirici kütüphane 
İzmir Büyükşehir Belediyesi Kütüphaneler Şube Müdürü Burcu Önenç, kütüphanelerin artık yalnızca bilgiye erişim alanı değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmayı güçlendiren, duygusal iyileşmeye katkı sunan kamusal mekânlar olduğuna dikkat çekti. Okuma eyleminin ve kütüphane ortamının stres düzeyini azalttığını, empati ve öz-farkındalık becerilerini artırdığını, bu yaklaşımın, literatürde “bibliyoterapi” ve “healing library” (iyileştirici kütüphane) kavramlarıyla tanımlandığını belirtti.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/10/aktif-umut-atolyesi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/10/aktif-umut-atolyesi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/aktif-umut-atolyesi/4941/</link>
			<pubDate>Thu, 23 Oct 2025 16:54:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>İzmir&#39;de 2025 TAMP Saha Tatbikatı Gerçekleştirildi</title>
			<description><![CDATA[İzmir İl Sağlık Müdürlüğü koordinasyonunda, 2025 yılı Türkiye Afet Müdahale Planı (TAMP) kapsamında düzenlenen saha tatbikatı başarıyla tamamlandı.
Tatbikat, afet sonrası oluşabilecek ikincil acil durumlara karşı etkin müdahale ve iyileştirme süreçlerinde iş birliğini güçlendirmek amacıyla Yerel Düzey Sağlık Afet Çalışma Grubu tarafından Urla Karantina Adası tatbikat alanında gerçekleştirildi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Programa; Vali Yardımcısı Alparslan Yılmaz, Urla Kaymakamı Mustafa Gözlet, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ayhan Kul, Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü İzleme ve Değerlendirme Daire Başkanı Şamil Kurgun ’un yanı sıra Ege Ordusu Komutanlığı, İzmir İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü, İl Emniyet Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Ege Deniz Bölge Komutanlığı, Türk Kızılay İzmir Afet Müdahale Merkezi, Sahil Sağlık Genel Müdürlüğü Ege Bölge Baştabipliği, Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı, Eşrefpaşa Belediye Hastanesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi temsilcileri ile personeli katıldı.

İzmir’in Urla İlçesi Merkezli, 6.8 büyüklüğünde deprem oldu

Senaryo gereği İzmir’in Urla İlçesi merkezli 6.8 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem sonrası;

                •             Enkazda arama-kurtarma ve tıbbi ilk yardım,

                •             Su altı/su üstü arama-kurtarma ve tıbbi ilk yardım,

                •             Araç kazası sonrası yangına müdahale ve tıbbi ilk yardım,

                •             Hazır beton tesisinde sızıntı kaynaklı KBRN endüstriyel olaya müdahale ve tıbbi ilk yardım uygulamaları gerçekleştirildi.

UMKE ekipleri yaralılara müdahale etti.

Yaralılara ilk müdahaleler UMKE ekipleri tarafından yapıldı, ardından öncelik sırasına göre sağlık kuruluşlarına nakilleri sağlandı. Arama kurtarma faaliyetleri ve tıbbi müdahaleler eşgüdüm içinde yürütüldü.

Gerçeğini aratmayan tatbikatın sonunda, katılımcı kurum ve kuruluş temsilcilerine teşekkür belgeleri takdim edildi.

Programa; Vali Yardımcısı Alparslan Yılmaz, Urla Kaymakamı Mustafa Gözlet, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ayhan Kul, Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü İzleme ve Değerlendirme Daire Başkanı Şamil Kurgun ’un yanı sıra Ege Ordusu Komutanlığı, İzmir İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü, İl Emniyet Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Ege Deniz Bölge Komutanlığı, Türk Kızılay İzmir Afet Müdahale Merkezi, Sahil Sağlık Genel Müdürlüğü Ege Bölge Baştabipliği, Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı, Eşrefpaşa Belediye Hastanesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi temsilcileri ile personeli katıldı.

İzmir’in Urla İlçesi Merkezli, 6.8 büyüklüğünde deprem oldu

Senaryo gereği İzmir’in Urla İlçesi merkezli 6.8 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem sonrası;

                •             Enkazda arama-kurtarma ve tıbbi ilk yardım,

                •             Su altı/su üstü arama-kurtarma ve tıbbi ilk yardım,

                •             Araç kazası sonrası yangına müdahale ve tıbbi ilk yardım,

                •             Hazır beton tesisinde sızıntı kaynaklı KBRN endüstriyel olaya müdahale ve tıbbi ilk yardım uygulamaları gerçekleştirildi.

UMKE ekipleri yaralılara müdahale etti.

Yaralılara ilk müdahaleler UMKE ekipleri tarafından yapıldı, ardından öncelik sırasına göre sağlık kuruluşlarına nakilleri sağlandı. Arama kurtarma faaliyetleri ve tıbbi müdahaleler eşgüdüm içinde yürütüldü.Gerçeğini aratmayan tatbikatın sonunda, katılımcı kurum ve kuruluş temsilcilerine teşekkür belgeleri takdim edildi.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/09/izmir-de-2025-tamp-saha-tatbikati-gerceklestirildi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/09/izmir-de-2025-tamp-saha-tatbikati-gerceklestirildi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/izmir-de-2025-tamp-saha-tatbikati-gerceklestirildi/4923/</link>
			<pubDate>Wed, 24 Sep 2025 17:01:04 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yapay zekâ ile diyabette yeni dönem</title>
			<description><![CDATA[Acıbadem Üniversitesi DİYAM ile ABD’nin önde gelen UCSF Diyabet Teknoloji Merkezi, yapay zeka tabanlı yüksek teknolojilerle diyabet tanı ve tedavisini geliştirmek için protokol imzaladı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü’nün “sessiz pandemi” olarak tanımladığı diyabet, küresel ölçekte hızla yayılmaya devam ediyor. Erken tanı ve etkili tedavi arayışları sürerken, Türkiye’den Acıbadem Üniversitesi Diyabet Araştırma ve Uygulama Merkezi (DİYAM) ile diyabet teknolojileri alanında ABD’de ilk beş merkez arasında yer alan University of California San Francisco (UCSF) Diyabet Teknoloji Merkezi, hastalığın geleceğine yön verecek stratejik bir iş birliği protokolü imzaladı.

Stratejik iş birliği 

Protokol, UCSF Pediatrik Diyabet Programı Başkanı Prof. Dr. Eda Cengiz ve DİYAM Koordinatörü Prof. Dr. M. Temel Yılmaz tarafından imzalandı. İki kurum, yapay zekâ destekli sensörler, kapalı döngü insülin pompa sistemleri ve büyük veri analizleri gibi yüksek teknoloji çözümlerini ortak araştırmalarla geliştirmeyi hedefliyor.

Yapay zekâ ile kapalı döngü sistemler

Prof. Dr. Eda Cengiz, UCSF’nin geliştirdiği “süper akıllı” cihazların kan şekerini 7/24 izleyip insülin dozunu otomatik ayarladığını belirterek, “Hedefimiz bu sistemleri mikro boyuta indirip daha erişilebilir hâle getirmek” dedi. Prof. Dr. Temel Yılmaz ise iş birliğinin Türkiye’de 1,7 milyon insülin kullanan hastaya umut olacağını vurguladı.

Ortak veri havuzu ve klinik çalışmalar

İki merkez, yapay zekâ algoritmalarını besleyecek ortak bir veri havuzu kuracak. Diyabetli hastaların sensör verileri anonimleştirilecek, yapay zekâ modelleri glukoz dalgalanmalarını önceden tahmin ederek hekimlere tedavi önerileri sunacak. Klinik pilot çalışmaların 2026’da başlaması planlanıyor.

Türkiye’de diyabet tablosu

Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 9 milyon diyabetli bulunuyor. Bunların 1,7 milyonu günlük insülin tedavisi görüyor. Obezite, sedanter yaşam ve yaşlanan nüfus, yeni vaka sayısını her yıl artırıyor. Uzmanlar, diyabete bağlı kalp-damar ve böbrek hastalıklarının önüne geçmek için “beyin hastalığı” yaklaşımını benimsiyor.

Hedef: Entegre diyabet ekosistemi

Prof. Dr. Yılmaz, protokolün sadece cihaz geliştirmekle sınırlı olmadığını belirterek, “Tanıdan uzaktan izleme ve tele-tıp hizmetlerine kadar entegre bir ekosistem kuracağız” dedi. Prof. Dr. Cengiz ise “Türkiye ve ABD’den toplanacak yüksek kaliteli veriler, küresel diyabet araştırmalarına ışık tutacak” açıklamasını yaptı.

Bu stratejik iş birliğiyle DİYAM ve UCSF, diyabet tedavisinde yapay zekâ destekli yüksek teknolojileri hastaların hizmetine sunarak, küresel sağlığa önemli katkı sağlamayı hedefliyor.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/yapay-zek-ile-diyabette-yeni-donem.png</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/yapay-zek-ile-diyabette-yeni-donem_t.png</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/yapay-zek-ile-diyabette-yeni-donem/4901/</link>
			<pubDate>Thu, 26 Jun 2025 14:37:17 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>İzmir Kınık Sma Tip1 Hastası Defne İçin Birlik Oldu</title>
			<description><![CDATA[SMA Tip1 hastası Defne Gürbulak için Kınık Belediye Başkanı Dr. Sadık Doğruer tarafından istişare ve destek toplantısı düzenlendi.]]></description>
		    <news><![CDATA[ 
Kınık Belediyesi’nde düzenlenen toplantıya gönüllü belediye personelleriyle Defne bebeğin gönüllüleri de katılım sağladı. Defne bebek için valilik onaylı kampanyada daha neler yapılabilir sorusuna cevap arandı ve istişarelerde bulunuldu.
Yapılan kampanyada bugüne kadar yaklaşık 7 milyon 800 bin Türk Lirası civarında destek geldiği öğrenildi.
Başkan Doğruer’den teşekkür ve destek mesajı
Kınık Belediye Başkanı Dr. Sadık Doğruer desteklerin çok kıymetli olduğunu belirterek: “Bugüne kadar bir liradan bin liraya, maddi ve manevi olarak destek olan özellikle Kınık ve diğer il ve ilçelerdeki gönüllülerimize teşekkürlerimi sunuyorum. Ancak el ele verirsek hep birlikte başarabilir, Defne bebeği ilacına kavuşturabiliriz.” dedi.
Ailesi ve gönüllülerin çalışmalarıyla yürüyen Defne Yaşasın Kampanyası devam ediyor ve Defne bebek hayata tutunmak için destek bekliyor.
 
Defne bebeğin tedavisi için;
VALİLİK ONAYLI BAĞIŞ HESAPLARI
TR61 0013 4000 0219 5754 5000 01
Avrupa           
NL66 BUNQ 2088 1077 89 Alıcı: Sma Kids
Alıcı: DEFNE GÜRBULAK
 ]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/10/izmir-kinik-sma-tip1-hastasi-defne-icin-birlik-oldu.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/10/izmir-kinik-sma-tip1-hastasi-defne-icin-birlik-oldu_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/izmir-kinik-sma-tip1-hastasi-defne-icin-birlik-oldu/4803/</link>
			<pubDate>Fri, 13 Oct 2023 11:00:35 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Geleceğin hemşireleri yapay zekâ teknolojili eğitimlerle yetiştiriliyor</title>
			<description><![CDATA[Sağlık sisteminin en önemli gruplarından biri olan hemşireleri, topluma yaptıkları katkılardan dolayı onurlandırmak için her yıl 12 Mayıs Dünya Hemşireler Günü olarak kutlanıyor. Seçkin akademik kadrosuyla hemşirelik eğitimi sunan İstinye Üniversitesi (İSÜ) geleceğin hemşirelerini yetiştirmek amacıyla eğitim, araştırma ve klinik bakımda yapay zekayı kullanmayı gerektiren durumları hemşirelik bakımına entegrasyonunu sağlayarak eğitimlerine yapay zekayı da dahil ediyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Onlar sağlığımızın olmazsa olmaz kahramanları. Aile ve toplum sağlığı için çalışan, sağlığı koruma, geliştirme, hastalık durumunda tedavi ve rehabilite etme aşamasında bakım veren hemşirelere tüm sağlık çalışanlarına olduğu gibi çok şey borçluyuz. Pandemi sürecinde gösterdikleri özveriyle de büyük takdir toplayan hemşireler, sağlık sisteminin en önemli meslek gruplarından biri. Hemşirelerin topluma yaptıkları katkıları onurlandırmak için dünya genelinde her yıl 12 Mayıs, Dünya Hemşireler Günü olarak anılıyor. Bu özel gün vesilesiyle İstinye Üniversitesi (İSÜ), hemşirelik eğitiminin önemine dikkat çekiyor.

 

Sağlık kuruluşlarında uygulamalı eğitim çok önemli

 

Sağlık alanında verdiği eğitimlerle adından söz ettiren İstinye Üniversitesi’nin (İSÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü, hemşireliğe ve hemşirelik eğitimine diğer üniversitelerden farklı bir bakış açısı ile yaklaşıyor. Türkçe ve İngilizce hemşirelik bölümleri ile eğitim veren İSÜ, sağlık sektörüne nitelikli insan gücü yetiştirerek fark yaratan ve tercih edilen bir eğitim kurumu olma yolunda hızla ilerliyor. Liderlik, takım ruhu ile çalışma, rekabetçi, akılcı, stratejik düşünme, bilgiye değer verme, evrensel etik değerlerle yaşama, çalışkan, topluma karşı sorumlu olma, sporcu, kültürlü olma misyonuyla hareket eden İSÜ Hemşirelik Bölümü, öğrencilerini hem hemşireliğin değerleri hem de üniversitenin değerleri ile yetiştirmeyi hedefliyor. Hemşirelik eğitiminde en önemli noktalardan biri de uygulamalı eğitim. Müfredat programı; teorik ve uygulamalı dersler içeriyor. İSÜ’de öğrenciler lisans eğitiminin nitelikli teorik bölümünün ardından bünyesinde bulunan nitelikli sağlık hizmeti sunan hastanelerde uygulama olanağı buluyor. Hemşirelik öğrencileri 30 yıla yakın sağlıkta bilgi ve tecrübeye sahip MLPCare grubundaki sağlık kuruluşlarında çalışan hemşireler ve diğer ekip üyeleri ile iş birliği içinde eğitimlerini sürdürüyor. Öğrenciler, uygulamalı eğitimlerle birlikte her kurumda çalışabilecek niteliklerle donanmış olarak mezun oluyor.

 

Mezuniyet sonrası İSÜ bünyesindeki hastanelerde iş imkânı

 

Türkçe ve İngilizce olmak üzere eğitim veren İSÜ’de İngilizce bölümünde hazırlık eğitim programı bulunuyor. Seçmeli İngilizce derslerinin yoğun olduğu Türkçe Hemşirelik Bölümü’nde ise öğrenciler akademik ve mesleki İngilizce dersleri ile mesleki kariyerlerine katkı sağlayabiliyorlar. Hemşirelik Ulusal Çekirdek Eğitim Programı (HUÇEP) temel alınarak hazırlanan müfredat ile dört yıllık lisans eğitiminde nitelikli hemşirelik lisans eğitiminin tüm gereklilikleri karşılanıyor. İsteyenler beslenme ve diyetetik, fizyoterapi ve rehabilitasyon gibi diğer lisans bölümleri ile çift ana dal ve yan dal yaparak kariyerlerinde yeni kapılar açabiliyor. Ayrıca bölüm öğrencileri her yıl düzenlenen öğrenci hemşireler kongresine aktif olarak katılmaya teşvik ediliyor. Akademisyenlerin danışmanlığında isteyen öğrenciler birinci sınıftan itibaren yaptıkları bilimsel araştırmalarla kongreye katılabiliyor. Üniversite başarılı öğrencilere akademik başarı bursu veriyor. Mezuniyet sonrası hemşirelik alanında tezli, tezsiz yüksek lisans ve doktora eğitim olanağı da sağlanıyor. Yüksek lisans eğitimi için öğrencilere başarı puan ortalamasına göre yapılan değerlendirme ile yüzde 100’e varan burs hakkı tanınıyor. Başarılı mezunlar ise İSÜ’nün bünyesindeki hastanelerde mezuniyet sonrası çalışma imkânı bulabiliyorlar.

 

Hemşirelikte yapay zekâ teknolojisi

 

Yapay zekâ artık hayatımızın birçok noktasına karışımıza çıkıyor. Sağlık sisteminde yaşanan hızlı değişim ve gelişimi de yakından takip eden İSÜ, bir değişim aracı olan yapay zekâ teknolojisini hayata geçirdi. Geleceğin hemşirelerini yetiştirmeyi planlayan İSÜ, eğitim, araştırma ve klinik bakımda yapay zekayı kullanmayı gerektiren (karar verme destek sistemleri, simülasyon, sanal gerçeklik, oyun ve diğer eğitim teknolojisi) durumları hemşirelik bakımına entegrasyonunu sağlayarak eğitimlerine yapay zekayı da dahil ediyor.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/05/gelecegin-hemsireleri-yapay-zek-teknolojili-egitimlerle-yetistiriliyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/05/gelecegin-hemsireleri-yapay-zek-teknolojili-egitimlerle-yetistiriliyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/gelecegin-hemsireleri-yapay-zek-teknolojili-egitimlerle-yetistiriliyor/4727/</link>
			<pubDate>Sat, 06 May 2023 09:59:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Damarların düşmanı sigara ve hareketsizlik</title>
			<description><![CDATA[Hareketsiz yaşama ve sigara alışkanlığına sahip insanlarda atar ve toplar damarlarda tıkanma meydana geldiğini söyleyen Memorial Ankara Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmarı Doç. Dr. Fatih Gümüş, bu tıkanmaların organ ve uzuvlarda beslenme bozukluğunu tetiklediğini açıkladı]]></description>
		    <news><![CDATA[Atar ve toplardamarlardaki daralma ve tıkanmalar doku, organ ve uzuvlarda beslenme bozukluklarına yol açabiliyor. Periferik arter hastalığı olarak da bilinen bu rahatsızlık ailesel geçişin yanı sıra şeker ve kolesterol yüksekliği olan, sigara kullanan, kilo fazlası olan ve hareketsiz yaşam tarzı olan kişilerde daha çok görülüyor. Bazı hastalarda hiçbir belirti vermeyen bu rahatsızlığın oluştuğu yere göre farklı bulgular gösterebildiğini söyleyen Memorial Ankara Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Fatih Gümüş, “Tıkalı damarların anjiyografik yani girişimsel işlemlerle açılması, uygun tedavi yapılması önem taşıyor. Açık cerrahi ile benzer başarı sağlayan bu işlem hastalara kısa sürede günlük hayata dönüş, az ağrı ve düşük enfeksiyon riski, kesi olmaması gibi avantajlar sağlıyor” dedi.  
 
Perifer arterin, kalp ve beyin dışındaki diğer tüm doku ve organları besleyen atar damarlara verilen isim olduğunu açıklayan Doç. Dr. Gümüş, tıkanıklık ve daralma gibi rahatsızlıkların doku, organ, el ve bacaklarda beslenme bozukluklarına neden olabildiğini vurgulayarak, “Buna periferik arter hastalığı deniyor. Damar tıkanıklıkları daha çok şeker ve kolesterolü yüksek olan, yoğun sigara kullanan, uzun süreli tansiyonu olan ve ailesel damar sertliğine yatkın hasta gruplarında daha sık görülür. Periferik arter hastalığı genetik ve kazanılmış nedenlerin yanında birçok faktörden kaynaklanabilir. Ailesel damar sertliği, sigara kullanımı, buerger hastalığı, yüksek lipid ve kolestrol değerlerine sahip olmak, hareket azlığı, obezite, kontrolsüz şeker hastalığı, gut hastalığı, kronik böbrek yetmezliği bu hastalığa yatkınlık oluşturabilecek ana nedenler. Periferik damar hastalıkları bazı hastalarda bulgu vermez. Tuttuğu atar damarın beslediği organ ve dokulara göre farklı belirtilerle de ortaya çıkabilir. Bacaklarda oluşan damar tıkanıklığı yürüme mesafesinde kısalma, kas ağrıları, ayak parmaklarında soğukluk, uyuşukluk gibi belirtiler verebilirken; beyin beslenmesine katkıda bulunan karotis arter tıkanıklarında ise ani felç ile kendini gösterebilir” diye konuştu.
 
Periferik arterin tanısı için kalp ve damar cerrahına başvurulması gerektiğini belirten Doç. Dr. Fatih Gümüş, tedaviye yönelik şu bilgileri verdi; “Uzman hekimin yaptığı detaylı fizik muayene sonrası, nabız kontrolü, doppler ultrasonografi, MRI, bilgisayarlı tomografik anjiografi ve tanısal anjiografik incelemeler sonucunda tanı konabilir. Bu hastalığın tedavisinde uygun ilaç düzenlemesinin yanı sıra, tıkalı damarların anjiyografik işlemlerle açılması, tıkalı bölgelere uygun stentleme/balon dilatasyon işlemlerinin yapılması önemli. Bunlar deneyimli merkezlerde erken yapıldığında beslenme bozukluğu olan bölgede hızla sağlığa kavuşma sağlanır. Anjiyografik işlem yapılamayan hastalarda açık cerrahi ile yapay veya doğal damarlar kullanılarak da bypass cerrahisi ve tromboendarterektomi işlemleri hayat kurtarıcı olabilir. Damar tıkanıklıklarında uygulanan girişimsel tedaviler anjiografik işlemlerden açık cerrahi işlemlere kadar geniş bir yelpazede kümelenmektedir. Bu işlemlerin sağladığı avantajlar ise şöyle; Tıkalı damar bölgeleri stent veya balon anjioplasti ile kısa sürede açılabilir, açık cerrahi olmadan  ve kesiye gerek kalmadan girişimsel yolla tedavi edilebilir, genel anestezi kullanılmadığı için anestezi riskleri söz konusu olmaz, deneyimli ekip ve uygun ekipmanlar ile yapıldığında cerrahi ile benzer oranda başarı sağlar, vücutta kesi olmadığı için yara iyileşmesi sorunu oluşmaz ve enfeksiyon riski azalır, hastanede kalış süresi kısalır ve hasta günlük yaşamına daha kısa sürede döner, ağrı seviyesi ve kan kaybı daha az olur, anjiografi ile müdahalenin uygun olmadığı hasta gruplarında açık cerrahi ile damar akımının tekrar sağlanması da tedavinin ana bileşenidir. Periferik arter hastalığından korunmak için öncelikle risk faktörlerinden uzak durmak gerekmektedir. Sigara kullanılmaması, yağlı/şekerli diyet beslenmesinin azaltılması, düzenli hekim kontrolünden geçilmesi ve uygun durumlarda destekleyici ilaç kullanılması ile periferik arter hastalığı riski minimalize edilebilir.”
 ]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/04/damarlarin-dusmani-sigara-ve-hareketsizlik.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/04/damarlarin-dusmani-sigara-ve-hareketsizlik_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/damarlarin-dusmani-sigara-ve-hareketsizlik/4710/</link>
			<pubDate>Sat, 15 Apr 2023 10:38:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Nefes darlığı akciğerde sıvı birikiminin işareti olabilir</title>
			<description><![CDATA[Sıvı biriken akciğerlerin işlevini tam yerine getiremediği için nefes almakta sıkıntı yaşandığını söyleyen Memorial Antalya Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Abdullah Erdoğan, buna ağrının da eşlik ettiğini belirtti]]></description>
		    <news><![CDATA[Bazı hastalıklar sonucu akciğerlerde sıvı birikebildiğini ve bu sıvının akciğerlerdeki hava keselerinde toplanarak nefes almayı zorlaştırdığını söyleyen Memorial Antalya Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Abdullah Erdoğan, “Plevral efüzyon olarak adlandırılan akciğerlerde sıvı birikmesi, çoğu zaman kalp problemlerinden kaynaklanıyor. Ancak akciğerde sıvı farklı nedenlerle de gelişebiliyor. Bu tablonun vakit kaybedilmeden tedavi edilmesi hayati önem taşıyor” dedi.
 
Akciğerin dışında göğüs kafesinin içinde plevral aralık bölgesinde sıvı birikmesine plevral efüzyon ya da plevral sıvı dendiğini açıklayan Prof. Dr. Abdullah Erdoğan, “Plevral sıvı akciğere yaptığı basıyla çalışmasını bloke eder, rahatsızlıklara neden olur. Akciğerde sıvı birikmesine akciğer ödemi de denir. Ödem akciğerin içinde havalanmayı sağlayan alveoler denilen akciğer keseciklerinde sıvı birikmesi. Plevral efüzyon sıvı akciğeri sıkıştırdığı, çalışma alanı bırakmadığı için şikayet oluşur. Plevral efüzyon yani akciğerde sıvı birikmesinin pek çok sebebi var. Bir kısmı akciğerin kendisine ait sebepler, diğer kısmı da başka hastalıklardan kaynaklanır. Bunlar, zatürre, akciğer kanseri, interstisyel akciğer hastalığı, akciğer apsesi, kalp yetmezliği, romatizmal hastalıklar, metabolizma bozukluğu ve böbrek yetmezliği. Lenfoma ya da lenf sistemi hastalıkları gibi mediastinal hastalıklarda da plevrada sıvı birikebilir. Bu sıvı şilotoraks olarak adlandırılır ve beslenmeye bağlı, emilen yağların lenf sisteminde hareketini bozduğu için plevral alanda birikmesiyle ortaya çıkar” diye konuştu.
 
Akciğerde sıvı birikmesinde görülen başlıca belirtinin nefes darlığı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Erdoğan, şu bilgileri verdi; “Nefes darlığıyla birlikte karın ile sırt arasında kalan bölgede yan ağrısı diye betimlenen ağrı eşlik edebilir. Tek taraflı sıvı birikiminde ağrı nefes darlığından daha çok olabilir. Ama iki taraflı sıvı birikiminde ikisi de görülür. Nefes darlığıyla gelen hastalarda fizik muayenede akciğerden sesler alınmayabilir ve şüphe ortaya çıkarır. Uzman doktor toraks grafisi ister. Grafide sızı görüntüsü belirgindir. Gerekli görüldüğü takdirde tomografiyle de kesin tanı konabilir.  Tedavide bu sıvının sebebini, neden ortaya çıktığını belirlemek gerekir. Kalp yetmezliği, romatizmal hastalık, böbrek yetmezliği gibi sistemik hastalığa bağlı problemlerde ilgili hastalığın tedavi edilmesiyle sıvı kendiliğinden azalır ama kanser, zatürre, lenfoma gibi akciğerin kendisine ait sıvı birikiminde sıvının oradan uzaklaştırılması ve etken olan sebebin tedavi edilmesi gerekir. Sadece sıvı ve zatürre varsa sıvı iğne ile ya da göğse diren takılarak boşaltılabilir ve böylelikle tedavi saplanır. İğne ile boşaltmanın adı torasentez, tüp takarak boşaltmanın adı tüp torakostomidir. Altta yatan hastalık tedavi edildikten sonra sıvı bittiği zaman tüp çekilir hasta hayatına devam eder.”
 ]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/04/nefes-darligi-akcigerde-sivi-birikiminin-isareti-olabilir.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/04/nefes-darligi-akcigerde-sivi-birikiminin-isareti-olabilir_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/nefes-darligi-akcigerde-sivi-birikiminin-isareti-olabilir/4709/</link>
			<pubDate>Fri, 14 Apr 2023 10:09:01 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Teknoloji, beyin tümörü hastalarından yana</title>
			<description><![CDATA[Son teknoloji ile özellikle beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde önemli gelişmeler olduğunu açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Önder Öngürü, “Tanı koymak için kullandığımız son teknoloji ve yeni yöntemler sayesinde artık hastanın tümörüne göre tedavi planlanıyor. Tedaviler artık kişiye özel planlanıyor. Bu da başarıyı artırıyor. Tüm bu tedaviler de patoloji uzmanlarının verdiği bilgiler sayesinde planlanıyor” dedi]]></description>
		    <news><![CDATA[Tıp teknolojileri alanında en önemli gelişmelerin beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde yaşandığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Önder Öngürü, “2000’li yıllarda tümörlerin gen dizilimlerinin, DNA içindeki bütün genetik değişikliklerinin ortaya konması önemli bir aşama oldu. Genetik değişiklikleri saptamada yeni nesil gen sekanslama önemli rol oynadı. Beyin tümörlerinin DNA’sı incelenerek farklı bulgular saptandı ve sınıflandırılması neredeyse tamamen değişti. Böylece bazı beyin tümörlerinin davranışını daha iyi anladık. Moleküler genetik değişikliklerin belirlenmesiyle tümörleri daha iyi tanıyoruz. Patolojinin sağladığı bilgiler tedaviyi daha etkin kıldı” diye konuştu.
 
Hasta ve yakınlarının patoloji sonuçlarını çabuk öğrenmek istediklerini belirten Prof. Dr. Öngürü, “Özel boyama yöntemleri, hatta moleküler analizler dahil çoğu vakanın incelemesini ortalama iki gün içinde tamamlayıp raporluyoruz. Gerekli gördüğümüzde ek moleküler tetkikler yapıyoruz” dedi.
 
Hasta öyküsü, radyoloji sonuçları, ışık mikroskobu bilgileri, bunlara eklenen bulgular birleştirilerek tanı konduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Öngürü, “Tümörün moleküler genetik değişikliklerini ekliyoruz. Pek çok parametrenin dikkate alınarak yapıldığı bir inceleme bu. Beyin tümörleri için ekibin deneyimi, merkezin beyin tümörleri konusunda özelleşmiş olması önemli. Kanserde pek çok branşın bulunduğu bütüncül yaklaşım çok önemli. Beyin kanserlerinin tanı ve tedavisinde rol oynayan ekipte radyolog, nörolog, patolog, cerrah, radyasyon onkoloğu ve tıbbi onkolog yer almalı” açıklamasında bulundu.
 
Beyin özellikli yapısı nedeniyle tümörün yerleşim yerinin önemli olduğunu vurgulayan Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Önder Öngürü, “Tümör beyin sapındaysa, biyopsi almak zor olabilir. Beyni örten zarın dış yüzündeyse doku almak, tümörün çıkarılması daha kolay. Patolojiye beyin tümörlerinden doku iki şekilde gelir. Cerrahi işlem ile tümör çıkarılarak gönderilir, çıkarılamayacak yerdeyse stereotaktik biyopsi alınabilir. Bu biyopsi görüntüleme sistemiyle beyne girilip, küçük doku parçaları alınır, patoloji bölümüne iletilir. Gelişen teknoloji ile hibrit ameliyathanede özel nöronavigasyon sistemleri kullanılarak tüm işlemler gerçekleştiriliyor. Hata payı ve risk çok düşük seviyede” olduğunu belirtti.
 
Beyinde en sık metastatik tümörlerin görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Önder Öngürü, “Vücudumuzun başka yerindeki kanserin beyne sıçramasıyla ortaya çıkan tümörlere sık rastlıyoruz. Akciğer ve meme kanseri beyne en çok giden tümörler. Metastatik tümörler dışında bir de ‘primer’ dediğimiz beynin kendine ait olan tümörleri var. Bunlar içinde de beyin zarlarından gelişen tümörleri ve beynin içerisindeki nöronlara desteklik yapan hücrelerin tümörlerini sık görüyoruz” dedi.
 
“Beyin tümörü” dendiğinde çoğu insanın korktuğunu söyleyen, oysa gelişen tanı ve tedavi yöntemleri sayesinde artık beyin kanserlerinin de başarılı bir şekilde tedavi edilebildiğini vurgulayan Prof. Dr. Önder Öngürü, “Bu korku aslında hem doğru hem de değil. Beyin zarlarından gelişen tümörlerin çoğu ameliyatla çıkarılabiliyor veya radyoterapi ile tedavi edilebiliyor. Hastaların birçoğu da hayatını normal bir şekilde sürdürebiliyor. Bunların nüksetme ihtimali düşük oluyor. Nüksetse de tekrar ameliyatla çıkarılabiliyor veya radyoterapiyle tedavi edilebiliyorlar. Çocukluk çağı beyin tümörleri içerisinde de pilositik astrositomlar var, bunlar da genellikle iyi seyrediyorlar. Ancak kötü huylu tümörler de var maalesef. Glioblastoma dediğimiz ve yaşlı hastalarda pratikte sık karşılaştığımız tümörler çok hızlı seyrediyorlar” diye konuştu.
 ]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/04/teknoloji-beyin-tumoru-hastalarindan-yana.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/04/teknoloji-beyin-tumoru-hastalarindan-yana_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/teknoloji-beyin-tumoru-hastalarindan-yana/4708/</link>
			<pubDate>Thu, 13 Apr 2023 16:41:44 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Çocukların psikolojik iyiliği için rutinlerin devamı önemli</title>
			<description><![CDATA[Doğal afetler gibi trajik ve travmatik etkiye sahip olaylar meydana geldiğinde, çocukların bu durumla başa çıkabilmesi için rutinlerine devam etmelerinin iyi hissettireceğini belirten Bahçeşehir Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi ve Yenilikçi Eğitim Geliştirme Araştırma Merkezi Başkanı Doç. Dr. Yavuz Samur, televizyon ve sosyal medyaya ise çok dikkat edilmesi ve mümkün olduğunca geçirilecek vakitle ilgili sınır getirilmesi gerektiğini vurguladı. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Korku ve endişe gibi duyguların açığa çıktığı bu süreçte iletişimin önemine dikkat çeken Samur, çocuklarla oyun oynanan  veya uyku öncesi anlarda konuşmanın doğru zaman olabileceğini belirtiyor.

Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve 10 ilde büyük bir yıkıma neden olan deprem felaketi, bütün Türkiye'yi endişe ve üzüntüye boğdu. Herkesi derinden etkileyen bu süreçten en çok etkilenenler ise çocuklar oldu. Deprem dolayısıyla okullarından ve arkadaşlarından uzak kalan çocukların iyi hissetmesi için doğru iletişimi sağlamak gerekiyor. Bu kapsamda deprem sonrası çocuklarla kurulacak iletişime ve bireylerin iyi olma haline dikkat çekmek amacıyla harekete geçen Sabri Ülker Vakfı, Türkiye’nin önde gelen akademisyenleriyle YouTube kanalından ve sosyal medya hesapları üzerinden bilgilendirici yayınlara başladı. 

 “Rutinlere mutlaka devam edin”

Sabri Ülker Vakfı’nın YouTube kanalına konuk alan Doç. Dr. Yavuz Samur, deprem sonrasında çocuklar ile olan iletişimde dikkat edilmesi gereken hususlara dikkat çekti. Böyle bir dönemde çocuklarla televizyon izlemek, yemek yemek, oyun oynamak gibi rutinlerin mutlaka devam etmesi gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Yavuz Samur, “Çocuklar rutinlerini çok severler. Çünkü bu sayede günlerini kolayca planlayabilirler ve güven duygusu hissederler” dedi.

 “Üzülmelerine ve ağlamalarına izin verilmeli”

Çocukların duygu durumlarını gözlemleyip, müdahalede bulunmak gerektiğini belirten Samur,“Tıpkı bizim gibi çocukların da üzülmeleri veya ağlamaları çok normal, bu tip dışa vurumlara  izin verilmeli. Ancak her zaman olduğu gibi, bu süreçte de çocuklarla mümkün olduğunca konuşmak için zaman yaratmamız gerekiyor. Oyun oynarken, kitap okurken ya da yatağa yattıklarında onlarla konuşabilirsiniz. Özellikle yatağa yattıkları anın ben çok değerli olduğunu düşünüyorum. O anda çocuklarla konuşmakta büyük fayda var” açıklamasında bulundu.

Psikolojik sağlığın yanı sıra fiziksel sağlığın önemine de dikkat çeken Samur, bu süreçte çocukların her zaman olduğu gibi beslenmelerine ve uyku düzenlerine dikkat etmeye ve egzersiz yapmalarına önem vermeye devam edilmesi gerektiğini vurguladı.

“Çocukları yardım etmeye teşvik etmek iyi gelebilir”

Depremin ardından yardım etmenin çok değerli bir davranış olduğunu çocuklara anlatmak gerektiğini vurgulayan Samur, “Çocuklar kendilerini ifade etmek için resim çizebilir, şiir ya da mektup yazabilir veya günlük tutabilir. Diğer yandan sosyal medyada sıkça görürüz; çocuklar bir mektup yazarak yardımlarını iletmeye çalışıyorlar. Bu tarz eylemler hem size hem çocuklarınıza iyi gelebilir. O yüzden çocukları da yardım etmeye teşvik edebiliriz” diye konuştu.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/cocuklarin-psikolojik-iyiligi-icin-rutinlerin-devami-onemli.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/cocuklarin-psikolojik-iyiligi-icin-rutinlerin-devami-onemli_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/cocuklarin-psikolojik-iyiligi-icin-rutinlerin-devami-onemli/4704/</link>
			<pubDate>Mon, 27 Feb 2023 23:54:32 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Dönüştüren travma,  baş etme kuvvetini artırıyor</title>
			<description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, travma sonrası büyümeye ilişkin değerlendirmede bulundu. Özgenur Taşkın, deprem, doğal afetler gibi aniden gelişen travmatik olayların kişinin baş etme kuvvetini artırdığını söyledi. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Deprem ve doğal afetler gibi aniden gelişen travmatik olayların kişinin baş etme kuvvetini artırdığını belirten Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, krizlerin dönüştürülebilmesi halinde dersler verebildiğini, bunun da dönüştüren travma olarak adlandırıldığını söyledi. Böyle durumlarda yaşanan travmatik olayların değişmediğini ama kişilerin baş etme kuvvetinin arttığına dikkat çeken Taşkın, “Baş etme kuvvetini arttırmak için de üç kavram çok önemlidir. Bunlar anlamlı üretim, anlamlı ilişki ve kendini aşan amaçtır” dedi. Taşkın, bu üç kavramın kişiyi rutinlere dönmeye, hayatta olan sevdiklerine sıkı sıkı sarılmaya ve hedef edinmeye ittiğini söyledi.

Depremden etkilenmede kişilik özellikleri farklılık gösterebilir

Deprem gibi kriz durumlarında güven problemi yaşayan ve mükemmeliyetçi yapıya sahip olan kişilerin daha fazla zorlanacaklarını kaydeden Taşkın, “Deprem sürecinde ‘travmatize oldum’ söylemini çok duyarız. Fakat burada kişilik özellikleri oldukça önemlidir. Doğal afetlerde ‘mükemmeliyetçi’ kişilerin çok fazla etkileneceği ve bu durumu tolere edemeyecekleri öngörülebilir. Deprem sürecinde kişilerin ‘temel güvenlik’ ihtiyacı derinden sarsıldığı için zaten halihazırda ‘güven problemi yaşayan’, ‘mükemmeliyetçi’ yapıya sahip olanlar bu durumda iki kat daha fazla zorlanacaktır. Depremden sonra psikiyatrik hastalık yaşayan kişiler için tetiklenme görülmesi de olası durumlardan birisidir.” uyarısında bulundu.

Deprem sonrası hiçbir şey eskisi gibi olmayacak

Deprem sonrasında verilen tepkilerin de kişiden kişiye farklılık gösterebileceğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Deprem ile birlikte güvenlik ve anlam arayışında ciddi derecede sarsılma meydana gelmesi kişilerdeki güven alanlarını tamamen yıktı ve bu kişiden kişiye de oldukça farklı bir güven ihtiyacı doğurdu. Bu nedenle travma sonrası verilen reaksiyonlar da kişiden kişiye çokça değişecektir. Reaksiyonlar ne kadar kişiden kişiye değişse bile acı ortaktır. Çok büyük bir acı içerisindeyiz fakat acı dönüştürülebilen bir kavramdır. Acı ile beraber büyüyebiliriz. Deprem sonrası hiçbir şey eskisi gibi olmayacak derken aslında kişinin travma sonrası büyümesini ele almak oldukça önemlidir.” dedi.

Krizler dönüştürüldüğünde ders verebilir

İngiliz başbakanlarından Winston Churchill’in “İyi bir krizi asla ziyan etmeyin” sözlerini hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Krizler bir fırsat değildir fakat dönüştürürsek bize dersler verebilir. Buna da dönüştüren travma denebilir. Böyle durumlarda ise yaşanan travmatik olaylar değişmez ama kişilerin baş etme kuvveti artar. Baş etme kuvvetini arttırmak içinde üç kavram çok önemlidir. Bunlar anlamlı üretim, anlamlı ilişki ve kendini aşan amaçtır. Bu üç kavram ise bizi rutinlerimize dönmeye, hayatta olan sevdiklerimize sıkı sıkı sarılmaya ve hedef edinmeye itiyor. Yaşanan ortak acının bizi birbirimize kenetlemesi, rutinlerimize dönmemiz ve bilim adına yeni hedefler koymamız bizim psikolojik sağlamlılığımız için de oldukça önemli bir faktör olacaktır.” diye konuşu.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/donusturen-travma-bas-etme-kuvvetini-artiriyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/donusturen-travma-bas-etme-kuvvetini-artiriyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/donusturen-travma-bas-etme-kuvvetini-artiriyor/4703/</link>
			<pubDate>Mon, 27 Feb 2023 23:52:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Deprem bölgesinde asbest tehlikesine dikkat!</title>
			<description><![CDATA[Kahramanmaraş merkezli 10 ili etkileyen depremin ardından yıkılan binlerce bina görünmeyen tehlikeler barındırıyor. Yıkılan binalarla birlikte yüksek miktarda asbest yayılıyor. Asbest halk arasında beyaz toprak olarak biliniyor. Ülkemizde 2013 yılında asbest kullanımı ve ticareti yasaklanmış olsa da deprem gibi afet durumlarında eski yapılı binalarda ortaya çıkabiliyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Lifli yapıda bulunan kimyasal madde inşaat sektöründe yaygın olarak kullanılıyor. Asbeste maruz kalmak uzun vadede akciğer hastalıklarına neden olabiliyor. Akciğer kanseri, akciğer zarında sıvı birikmesi, abestozis ve mezotelyoma yani karın boşluğunu saran zarın kanseri gibi sorunlar ortaya çıkabiliyor. Memorial Hizmet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Banu Altoparlak, asbest tehlikesiyle ilgili bilgi verdi. 

Kimyasal madde vücuda zarar veriyor

Asbest ya da amyant; ısıya, aşınmaya, kimyasal maddelere dayanıklı yapısal özellikleri açısından esnek, lifli yapıda bir mineraldir. Magnezyum silikat, kalsiyum-magnezyum silikat, demir-magnezyum silikat ve sodyum-demir silikattan oluşmaktadır. Halk arasında ak toprak veya gök toprak gibi isimlerle bilinmektedir. Gemi, inşaat, otomotiv gibi farklı iş alanlarında kullanılmaktadır.  Dayanıklı olması, ısı izolasyonu sağlaması ve kolay tutuşması farklı sektörlerde kullanılmasının en önemli nedenlerindendir. Lifli yapıdan oluşan asbest, insan sağlığına ve akciğere ciddi zarar verebilmektedir. 

Uzun vadede kansere yol açabiliyor

 Asbest kanserojen bir madde olduğu için solunması veya içme suyuyla birlikte vücuda girmesi tehlike oluşturmaktadır. Solunum yoluyla vücuda girdikten sonra birçok farklı hastalığa yol açabilmektedir. Akciğer kanseri, akciğer plağının kalınlaşması, mezotelyoma yani akciğer zarı kanseri, gırtlak kanseri, yumurtalık kanseri ve asbestosis gibi hastalıklar liflerin solunması sonucu 20-30 yıl içinde meydana gelebilecek hastalıklardır. Sigara içen bireylerde bu süreç daha hızlı gerçekleşmektedir. Hastalık kendini belli ettikten sonra çok yavaş ilerlemektedir. Yıllar içinde ciğerlerin vücut için gerekli olan oksijeni alabilme kapasitesi ortadan kalkmaktadır. Hasar ilerleyerek solunum yetmezliğine neden olabilir. 

Maruz kalınan asbest miktarı, süresi, asbest liflerinin boyu, şekli ve kimyasal yapısı hastalıkların tetiklenmesinde temel unsurlardan bazılarıdır. 

Asbest farklı iş alanlarında kullanılıyor

Asbest deprem nedeniyle gündeme gelse de sadece binalarda ve inşaat alanında kullanılmamaktadır. Farklı kullanım ve iş alanları bulunmaktadır. Bu alanlar; 


	Tekstil (lifler, ipler, kumaşlar)
	Çimento endüstrisi (boru, saç)
	İnşaat malzemeleri
	Kimyasal (dolgu materyalleri, sentetik reçine kalıp materyalleri, kauçuk ürünler)
	Kağıt endüstrisi (karton, asbest kağıdı)
	Fren, debriyaj, balata üretimi
	Gemi yapımı
	Vagon üretimi 


Koruyucu ekipman hayat kurtarıyor!

Asbeste maruz kalınabilen ortamlar olan deprem enkazı gibi alanlarda görev yapacak ekipler ve afetzedelerin toz maskesi ve gözlük kullanması gerekmektedir. Yıkım yapılan ortamdan uzak durulmalı ve beslenme ihtiyaçları bu bölge içinde karşılanmamalıdır. Asbeste karşı koruyucu ekipmanlar uzun vadede hayat kalitesini artırmaktadır. Koruyucu tek kullanımlık tulumlar asbestin vücuda ve deriye temas etmemesi için önemlidir. Giyilen çizmeler veya botlar daha sonra yıkanabilen şekilde olmalıdır. Asbestli ortama girildikten sonra koruyucu ekipman ve kıyafet değiştirilmelidir. Vardiyalı çalışma saatleri ile çalışan ekiplerin asbeste daha az maruz kalması sağlanmalıdır. 

 
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/deprem-bolgesinde-asbest-tehlikesine-dikkat.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/deprem-bolgesinde-asbest-tehlikesine-dikkat_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/deprem-bolgesinde-asbest-tehlikesine-dikkat/4702/</link>
			<pubDate>Mon, 27 Feb 2023 23:48:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yaşlı bireyler için deprem sonrası ne yapılmalı?</title>
			<description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü uygulamalı psikoloji öğretim görevlisi İdil Arasan Doğan, ani gelişen afet durumlarında yaşlı bireylerin yaşadığı duygu durumlar hakkında değerlendirmelerde bulundu ve psikolojik iyi oluşlarının sağlanabilmesi için önemli tavsiyeler paylaştı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Yaşlılık döneminin en büyük zorlanmalarından birisi olan kayıpların Kahramanmaraş merkezli meydana gelen afetle birlikte oldukça ağır yaşandığını belirten uzmanlar; afetler sonrasında yaşlı bireylerde en yoğun olarak gözlemlenen duyguların korku, kayıp, yas, keder ve depresif ruh hali olduğunu ifade ediyor. Öğr. Gör. İdil Arasan Doğan, yaşlı bireylere afet sonrası süreçte sakin bir ses tonunda ‘her şey yoluna girecek’ gibi telkin edici söylemler eşliğinde güvenli alanlar oluşturulmasını, mahremiyetlerinin gözetilmesini ve su, tesbih, yastık gibi ürünlerle uyumunun kolaylaşırılmaya çalışılmasını tavsiye ediyor.

Yaşlı birey için olağan yaşantı hızlıca sağlanmalı 

Öğr. Gör. İdil Arasan Doğan, ‘Afet durumları yaşlı bireylerin uyum sağlamış oldukları koşulların aniden değişimi olarak belirmekte olup, bu değişimlere nasıl uyum sağlanacağının yarattığı zorlu bir süreçtir’ dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

“Bu süreçte önemli olan yaşlı birey için olağan yaşantının bir an önce sağlanmasıdır. Temel hedef afetlerle birlikte bedene, duyguya ya da dünyaya dair inançların sarsılması sonrasında beraberinde yaşanan kopmaların onarılması, kurulacak ilişki ve desteklerle bu bağlantıların yeniden oluşturulmasıdır. Öncelikle psikolojik ilk yardımda var olan kaygıları ve fiziksel durumu müdahale olmaksızın anlaşılmaya çalışılmalı ancak psikolojik sorunlar üzerine direkt soru sorulmamalıdır. Burada kilit nokta psikolojik triyajdır. Bunu yapacak görevlilerin gerekli eğitimleri almış olmaları, ne zaman ne yapacaklarını bilmesi oldukça önemlidir. Özellikle afet süreçlerinin yarattığı kırılgan durumlar, yaşlılık döneminin kendine has süreçleriyle yaşanabilecek kırılganlığı artırıyor. Maalesef ülkemizde yaşanan ve eşi benzeri olmayan Kahramanmaraş merkezli depremden çok sayıda yaşlı etkilendi. Bakımevinde kalan yaşlılarımızın ise sonrasında ne yapacağını bilemez halde yardıma muhtaç kalması da durumun çaresizliğini ortaya koydu.”

Ani kayıplara farklı boyutlarda tepki veriyorlar 

Yaşlılık döneminin en büyük zorlanmalarından birisi olan kayıpların bu afetle birlikte oldukça ağır olarak yaşandığını vurgulayan uygulamalı psikoloji öğretim görevlisi Doğan, “Yaşlı bireyler dönemi itibariyle akran kaybı, eş kaybı, rol kaybı gibi birçok kayıpla karşı karşıya kalıyor. Aniden ve beklenmedik olan deprem gibi afetlerde yaşanan kayıpları ise yaşlılar kendilerine göre farklı boyutlarda tepkiler vererek karşılıyor. Bununla birlikte gerçeği inkar etme, olası ve var olan demansiyel süreçlerin atak göstermesi ile beliren unutkanlıklar, bilişsel aktivitelerde gerileme, yalnız kalma isteği ve içe çekilme belirtileri yoğun olarak görülüyor. Kendince çözüm olarak düşündükleri ile problemi çözemediklerinde ise gerginlik ve kaygı artıyor. Bu süreçler yaşlı bireyde oryantasyonda bozulma ve davranışsal süreçlerde kötüleşme ile sonuçlanıyor.” diye konuştu. 

Korku, keder ve yas yaşıyorlar

Deprem gibi ani gelişen afetler sonrası yaşlı bireylerde en yoğun olarak gözlemlenen duyguların korku, kayıp, yas, keder ve depresif ruh hali olduğunu ifade eden Öğr. Gör. İdil Arasan Doğan, “Burada oluşan beklentisel duygular korku, bir tepki olarak ortaya çıkan kayıp, yasa eşlik eden keder duygusu ve duygusuzluk olarak ifade edilebilecek durum ise depresyon olarak açıklanabiliyor. Yaşlıların bu travmayı en az hasarla atlatabilmesi için kişilerarası destek mekanizmalarının harekete geçirilmesi ve bakım süreçlerinin ivedi olarak devreye sokulması oldukça önemli. Bu bağlamda yakınlarına hızlıca ulaşım, yemek ve suyun hazır bulundurulması ve bir yere sevki gerekli ise karar önceliği gerekiyor.” dedi.

İhtiyaçları hazırda bulundurulmalı

Öğr. Gör. İdil Arasan Doğan, süreçte verilen suyun yaşlıların uyum sağlaması ve sakinleşmesini kolaylaştırdığını söyledi ve sözlerini şöyle sürdürdü: 

“Uyum sağlamaya yönelik diğer nesneler tesbih, yastık gibi ürünler olarak düşünülebilir. Bunların yanı sıra yaşlıların afetleri en az hasarla atlatabilmeleri, ‘o an orada olmak ilkesi’ ile oluşacak psikososyal çalışmalar ve sakin bir ses tonunda ‘her şey yoluna girecek’ gibi telkin edici söylemler eşliğinde güvenli alanlarının oluşturulmasına bağlıdır. Mahremiyetlerinin gözetilmesi, kullandıkları ilaç, gözlük ve işitme cihazlarının önceden yedeklerinin hazır bulundurulması, eğer yaşlının demansı var ise mutlaka daha önceden var olan yer belirleyicisinin olması, isminin yer aldığı bir takının kullanılması gibi uygulamaların bu noktada önleyici ve koruyucu müdahaleler arasında yer aldığı söylenebilir. Ek olarak yaşlı birey Alzheimer’lı bir hasta ise muhtemelen bırakılan yerde durmayacaktır, bu nedenle oldukça dikkatli olunmalıdır. Afet alanında destek veren kimselerin yaşlı ve demanslı hasta ile iletişim konusunda eğitiminin sağlanması da oldukça kritiktir. Bunlarla birlikte hazır halde bekletilecek acil afet bakım merkezlerinin oluşturulması oldukça değerlidir.” 

Disiplinlerarası iş birliği ön plana çıkıyor

Disiplinlerarası iş birliğinin çok önemli olduğu bu süreçlerde geriatri - geropsikiyatri temelindeki kişilerarası yaklaşımların, yaşamı gözden geçirmenin, bilişsel işlevlerin aktivasyonuna yönelik ve grup temelinde yapılacak çalışmaların etkin olacağını belirten Öğr. Gör. İdil Arasan Doğan, “Bir umut aşılama olarak yaşlı bireyin toplumsal katılımının sağlanması, işe yaramışlık hissinin desteklenmesi belki de süreçte en değerli olumlu müdahale olarak görülebilir. Ek olarak yaşlı bireyin birlikte yaşadığı ve ilişkide olduğu aile üyeleri ile bakım verenler, bakım merkezi çalışanları ya da diğer hizmet veren kişilere yönelik yaşlılık, yaşlı bakımı üzerine psikoeğitim verilmesi yaşlanan bir toplum olarak toplum ruh sağlığımıza katkı sağlayacak olup acil afet durumlarında önleyici bir mekanizma olarak işlev görecektir.” ifadelerini kullandı.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/yasli-bireyler-icin-deprem-sonrasi-ne-yapilmali.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/yasli-bireyler-icin-deprem-sonrasi-ne-yapilmali_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/yasli-bireyler-icin-deprem-sonrasi-ne-yapilmali/4701/</link>
			<pubDate>Mon, 27 Feb 2023 23:45:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Nadir Hastalar Ağı&#39;ndan depremzedeler için açıklama</title>
			<description><![CDATA[Nadir Hastalıklar Ağı, depremden etkilenen nadir hastaların sesini duyurmak için ortak basın  açıklaması yaptı. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Kahramanmaraş merkezli ilki 7.7, ikincisi 7.6 büyüklüğünde meydana gelen, 11 ilimizi etkileyen ve tüm ülkemizi yasa boğan iki büyük deprem hepimizde fiziki ve psikolojik etkiler bıraktı. Bundan en çok etkilenen gruplardan biri de kuşkusuz depremin vurduğu bölgelerde yaşayan nadir hastalar oldu.

Depremin ilk saatlerinden itibaren nadir hastaların ihtiyaçlarını karşılamak için yoğun çalışmalarını sürdüren Nadir Hastalıklar Ağı, dünyada her yıl şubat ayının son günü olan ‘’Nadir Hastalıklar Farkındalık Günü’’çalışmalarını, bu yıl afet gölgesinde büyük bir kaygı ve elem içerisinde hastalara destek sağlama çabasıyla geçirmektedir.

06 Şubat 2023’te meydana gelen depremlerin ardından üye dernekleri ile birlikte deprem bölgesinde 2000’den fazla sayıda nadir hastaya ulaşan Nadir Hastalıklar Ağı, hasta ve yakınlarının öncelikleri doğrultusunda bölgeye çadır, ısıtıcı, gıda, battaniye, hijyen kiti, seyyar tuvalet gibi temel barınma ihtiyaçlarını sağlayan malzemelerin gönderimi dışında nadir hastaların yaşamsal fonksiyonları ve sağlıkları için elzem olan ilaç, medikal malzeme, jeneratör, tekerlekli sandalye, akülü sandalye jeneratörü, düşük proteinli besin ve tıbbi formulaları, oksijen konsantratörü, oksijen tüpü ve şarjlı aspiratörlerin acilen ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasını sağlamıştır. Aynı zamanda nadir hastaların ve ailelerinin güvenli bölgelere tahliyesine ve ambulansla nakli gereken hastaların nakil ihtiyacına hızlı bir şekilde cevap vermiştir. Ancak nadir hastaların çözüme kavuşturulması gereken birçok acil ve önemli ihtiyacı halen varlığını korumaktadır.

Her ne kadar 2000 den fazla hastaya ulaşılmış olsa da deprem bölgesinde yaşanan iletişim sorunları, her hastanın derneklere ya da Nadir Hastalıklar Ağına üye olmaması, iletişim bilgilerinin bilinememesi gibi sebeplerden halihazırda ulaşılamamış hastalar olduğu da bir gerçektir.

Diğer yandan, medikal malzeme ve ilaçların nadir hastalarda kişiye özel olması, bunların tedarik edilmesi ve organizasyondaki aksamalar sebebiyle hastaya ulaşması oldukça zor olmuştur. Hastaların ve hasta ailelerinin evlerinin ağır hasarlı ya da tamamen yıkılmış olması nedeniyle ailelerin tıbbi cihazlara ve ilaçlarına erişimi mümkün olamamıştır. Yaşanan organizasyon ve tedarik sorununa bağlı olarak bir kısım hastalar tedavilerine ara vermek zorunda kalmışlardır.

Nadir Hastalıklar Ağı tarafından temin edilip gönderilen tıbbi malzemelerin TEB sahra eczanelerinde dağıtımının kabul edilmemesi üzerine ihtiyaçların doğrudan hastaya ya da hasta yakınına yapılması gerekmiştir.

Bölgedeki hastanelerin, fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezlerinin, rehberlik araştırma merkezlerinin, özel eğitim merkezlerinin yıkılmış ya da hasar görmüş olması sebebiyle şimdiye kadar ulaşılan nadir hastaların tedaviye erişimleri, bu süreçte doğanların yenidoğan tarama testleri kapsamındaerken tanı alması, hasta bireylerin fizyoterapi, konuşma terapisi vb. destekleyici tedavilere erişimi de sekteye uğramıştır.

SGK İbn-i Sina Yurt Dışı İlaç tarafından ithal edilen ilaçların, evleri enkaza dönen hastaların artık geçerli adreslerinin olmaması ve çadır kentlerde veya konteynerlerde yaşamaları nedeniyle kargo yolu ile ulaştırılması mümkün değildir.

Önümüzdeki 1-2 yıl süresince, nadir hastalarımızın tedaviye, ilaca ve destekleyici tedaviye, özel gıdaya erişim sorununun uzun dönemli ve ivedi olarak çözülmesi gerekmektedir. Bunun için gerekli çalışmaların SGK ile TEB koordinasyonunda yürütülmesi gerekmektedir.

Aksi takdirde nadir bireylerin hastalıklarından ötürü sahip olduğu çeşitli engellilik durumlarının (zihinsel, görme, fiziksel, işitme vs.) artacağı, organ yetmezliğinin görüleceği hatta bununla birlikte ölümlerin meydana geleceği aşikardır. Bu ailelerin yaşayacağı gerek maddi ve gerekse tedaviye yönelik sorunlarının sadece sivil toplum örgütleri aracılığı ile çözümü mümkün olmadığı gibi sürdürülebilir de değildir.

Yaşanan ve devam eden artçı depremlerle etkisi artan bu afet neticesinde aynı olumsuzluklarla karşılaşmamak adına Afet Koordinasyon Merkezi çalışmalarına Nadir Hastalıklar Ağının dahil edilmesi, bu gibi afetlerde Sağlık Bakanlığı tarafından afet bölgesindeki nadir hastaların bilgilerinin ilgili STK ile paylaşılıp, bu hastalara ivedi olarak ulaşılmasında STK’nın sürece dahil edilmesi hayati önem taşımaktadır. Nadir hastaların büyük çoğunluğu çocuklardan oluşmakla birlikte nadir hastalıkla mücadele eden genç ve yetişkin hastalar olduğu, bir kısım hastaların görünmez engelli olduğu unutulmamalıdır.

Bu kişilerin iş ve eğitim hayatında karşılaştıkları sorunlara ilişkin hayatlarını kolaylaştırıcı düzenlemeler (Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan nadir hastaların idari izinli sayılması vb.) ivedi olarak yapılmalıdır. Tüm bu yaşananlar, sivil toplum örgütleri ile hem merkezi hem de yerel yönetimlerin iş birliği içerisinde çalışmasının ne kadar önemli olduğunu bize bir kez daha göstermiştir.

Bundan dolayı NHA ve aynı zamanda nadir bireyler olarak dayanışma çağrımızı yürekten ve daha güçlü bir şekilde yineliyor, depremde hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve sevenlerine sabır, yaralılara acil şifa diliyoruz.

 
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/nadir-hastalar-agi-ndan-depremzedeler-icin-aciklama.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/nadir-hastalar-agi-ndan-depremzedeler-icin-aciklama_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/nadir-hastalar-agi-ndan-depremzedeler-icin-aciklama/4700/</link>
			<pubDate>Mon, 27 Feb 2023 23:42:14 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Travmaya maruz kalan kişiye nasıl destek olunmalıdır?</title>
			<description><![CDATA[Kahramanmaraş’ta meydana gelen iki büyük depremin yaraları sarılmaya çalışılıyor. Travmaya maruz kalanlara ruhsal desteğin önemini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Cemre Ece Gökpınar Çağlı, depremzedelerin psikolojik açıdan en büyük ihtiyacının duygularının anlaşılması ve paylaşılması olduğunu söyledi. Çağlı, deprem gibi afet durumlarında özellikle sosyal desteğe çok ihtiyaç duyulduğunu kaydetti.]]></description>
		    <news><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Cemre Ece Gökpınar Çağlı, travmaya maruz kalan kişiye doğru yaklaşım ve manevi destek hakkında değerlendirmede bulundu.

Kahramanmaraş depremleri nedeniyle fiziki kayıplar, fiziki yaralar kadar ruhsal olarak da yaralandığımız ve ruhsal kayıplar verdiğimiz bir süreç içerisinde bulunduğumuzu söyleyen Çağlı, “Fiziki yaralar sarılırken bizim için önemli olan noktalardan bir tanesi de ruhsal yaraların sarılabilmesidir.” dedi.

En büyük ihtiyaçları anlaşılmak

Afete maruz kalanların en büyük ihtiyacının anlaşılmak olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Cemre Ece Gökpınar Çağlı, “Bu afete maruz kalmış kişilerin, kendilerinin dinlendiğini, duygularını anlamaya çalışan birilerinin var olduğunu, diğerlerinin onların yanlarında olduğunu hissetmesi çok büyük önem taşımaktadır. Yaşadıkları duyguları birebir anlamak mümkün olmasa bile onları dinlemek, bu manevi desteği vermek onlar için oldukça değerlidir.” dedi. 

Yorum yapmadan dinleyici olunmalı

Depremzedelere yaklaşımın önemine de işaret eden Uzman Klinik Psikolog Cemre Ece Gökpınar Çağlı, “Bunu yaparken dikkat edilmesi gereken bazı konular bulunuyor. Önemli noktalardan bir tanesi, asla yargılayıcı ya da duyguları küçümseyici bir şekilde dil kullanmadan, yönlendirme ve yorum yapmadan dinleyici pozisyonunda olmak gerekiyor.” tavsiyesinde bulundu.

Sosyal destek önemli

Uzman Klinik Psikolog Cemre Ece Gökpınar Çağlı, deprem gibi afet durumlarında özellikle  ilerleyen süreçlerde “iyileşmek” adına sosyal desteğe gönüllülerin sosyal desteğine çok ihtiyaç duyulduğunu sözlerine ekledi: “Duyguların paylaşılması – birlik olabilmek  - destek almak ve vermenin iyileştirici gücüne ihtiyaç duyduğumuz bu dönemlerde  eş, dost, akraba veya tanıdık tanımadık gönüllülerin sosyal desteği çok büyük önem taşımaktadır.”

 
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/travmaya-maruz-kalan-kisiye-nasil-destek-olunmalidir.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/travmaya-maruz-kalan-kisiye-nasil-destek-olunmalidir_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/travmaya-maruz-kalan-kisiye-nasil-destek-olunmalidir/4699/</link>
			<pubDate>Mon, 20 Feb 2023 18:44:09 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Deprem sonrasında psikolojik müdahale önem taşıyor</title>
			<description><![CDATA[Özel Egepol Hastanesi Uzman Klinik Psikoloğu Ege Ece Birsel, doğal afetlerin insanlarda ciddi ruhsal travmalara yol açtığını belirterek, erken dönem psikolojik danışmanlık verilmesinin önemli olduğunu söyledi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Deprem gibi büyük afetlerin gerek sosyal medya gerek televizyondaki haberleri izleyen tüm toplumun ruh sağlığı olumsuz etkileyebildiğini dile getiren Ege Ece Birsel, “Yaşanan afet sürecinde travmatik durumlar sonrası stres bozukluğu, panik bozukluk, akut stres bozukluğu, travmatik yas reaksiyonu gibi travma ile ilişkili olarak görülebilecek ruhsal rahatsızlıklara sebep olabilir. Doğal afetler sonrası görülebilen bu tür ruhsal sorunlara yönelik bilinçli önlemler alınması erken dönem psikolojik danışmanlık ve rehabilitasyon çalışmalarının yapılması toplumumuzun ruhsal sağlığı için önem taşımaktadır” diye konuştu.

PSİKOLOJİK DESTEK ALINMALI

Afet sonrası erken dönemde psikososyal destek almanın, travmanın ruhsal etkilerinin hafifletilmesi için oldukça önemli olduğuna dikkat çeken Birsel, “travma ile ilişkili ruhsal hastalıklar afet sonrasında uzun dönemde sorunlar ile başa çıkabilme yetisinin yitirilmesine sebep olabilmektedir. Afetten etkilenen travma yaşamış kişiler, çaresizlik, korku, şaşkınlık, kaygı, olayı yeniden deneyimleme, hissizleşme, üzüntü, huzursuzluk, her an tetiklenme hissi, öfke, odaklanma sorunu gibi çeşitli duygusal durumlar içerisinde olabilmektedir. Deprem sonrası yaşanan duygular çoğunlukla normal duygusal tepkilerdir ve tüm belirtiler travmadan sonra ilk ilk haftalarda daha yoğun yaşanırken ilerleyen dönemlerde kendiliğinden hafifleme eğilimindedir. Travmatik stres belirtilerinin bir aydan daha uzun sürmesi, giderek azalmak yerine artış göstermesi travma sonrası stres bozukluğu olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bu durumda afetlerin önlenemeyen psikolojik sorunlarından travma sonrası stres bozukluğu için mutlaka profesyonel psikolojik ve gerektiğinde psikiyatrik yardım alınması gerekir.

AFETTEN ETKİLENENLERE NASIL YARDIM EDİLMELİ?

Depremde yaşanılan durumlardan etkilenenlere yardım edilmesi için toplumumuzdaki herkesin yapabileceği bazı görevler olduğunu ifade eden Psikolog Ege Ece Birsel “Öncelikle bu bireyler güven ve kontrol duyguları zarar görmüş ve örselenmiş bireylerdir. Dolayısıyla sakinleşmelerine ve güvende hissetmelerine öncelikli yapılacaklar arasındadır. Bu süreçte ihtiyaçları ve kaygıları sormak, konuşmak oldukça değerlidir fakat bu konuda çok ısrarcı olmamaya, baskı kurmadan diyalog sağlanmasına dikkat etmek önemlidir. Sosyal destek ve afetzedenin yakınlarıyla kurulan bağ, ruhsal travmanın hafifletilmesi önemli bir faktördür. Bireyin sevdikleri, aile bireyleri ile yakın temas içinde olması, yasın ve yaşanan acısının paylaşabilmesinin sağlanması büyük önem taşır. Bununla birlikte bireylere “artık geçti, bitti” “her şey güzel olacak”, “en azından sen iyisin” gibi sözlerle yaklaşılmaması daha sağlıklıdır. Üzülmemesi yönünde yanlış bir telkinde bulunmak yerine yaşadıkları acının paylaşıldığının ifade edilmesi ve empati kurulması daha sağlıklı bir yaklaşımdır. Yaşanan travmatik sürece ait yoğun üzücü duyguların günlük yaşamını sürdürmekte zorlanmaya, bireyin işlevselliğinde yoğun bir azalma sebep olması ve bu durumun iki haftadan daha uzun sürmesi durumunda psikolojik danışmanlık alınması elzem hake gelmiş demektir.

ÇOCUKLARI EKRANDAN UZAK TUTUN!

Çocuklar ve ergenlerin afetlerden daha fazla etkilendiğini kaydeden Birsel, şöyle devam etti: “Yaşanan bu depremin yıkıcı etkisinden sonra öncelikle çocukların temel ihtiyaçlarının giderilmesi, sonrasında ise psikolojik sürecin doğru yönetilmesi büyük önem taşımaktadır. Çocuklarda baş etme mekanizmaları ve problem çözme becerileri daha tam gelişememişken, depremle birlikte yaşanan tüm duygusal durumlar daha da yoğun hissedilebilmektedir. Deprem bölgesinde olmayan çocuklar için ise, öncelikle teknolojinin kullanım yaşının giderek düşmesi ile doğal afet videolarının ve olayla ilgili yanlış ya da uygunsuz görüntülerin de hızlı bir şekilde yayılması sosyal medya kullanan çocuk ve ergenlerin olumsuz etkilenmesine sebep olabilmektedir. Bu sebeple çocuklarınızın afet görüntülerine sık maruz kalmasını engellenmesi ve deprem konusunda çocukların anlayabileceği seviyede eğitici görsellerin yaygınlaştırılması gerekmektedir”

 

 

 

 
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/deprem-sonrasinda-psikolojik-mudahale-onem-tasiyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/deprem-sonrasinda-psikolojik-mudahale-onem-tasiyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/deprem-sonrasinda-psikolojik-mudahale-onem-tasiyor/4698/</link>
			<pubDate>Mon, 20 Feb 2023 18:42:04 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Mesane kanseri tedavisinde robotik cerrahi başarısı</title>
			<description><![CDATA[İdrardan kan gelmesi, yanma gibi şikayetleri bulunan ve mesane kanseri teşhisi konulan Cavit Abacık, (75) Özel Sağlık Hastanesi'nde robotik cerrahi yöntemiyle yapılan operasyonun ardından eski sağlığına kavuştu.]]></description>
		    <news><![CDATA[Özel Sağlık Hastanesi Robotik Cerrahi Direktörü Prof. Dr. Burak Turna, yapılan tetkikler sonucunda mesane kanseri tanısı konulan ve birçok rahatsızlığı bulunduğu için ameliyat olması riskli olan Cavit Abacık'a robotik cerrahi yöntemiyle 3 operasyon birden gerçekleştirdiklerini söyledi.

TEK HASTAYA 3 OPERASYON BİRDEN

Hastanın ileri yaşı ve farklı hastalıkları nedeniyle ekip olarak zor bir operasyona imza attıklarını belirten Prof. Dr. Burak Turna, “Hastamıza gerçekleştirdiğimiz tetkikler sonucunda mesane ve prostatının alınması gerektiğine karar verdik. Robotik sistoprostatektomi (mesane ve prostatın alınması) ve genişletilmiş lenf nodu diseksiyonu (bölgesel lenf nodlarının alınması) ve robotik ileal loop ameliyatı (ince bağırsaktan idrar yolu yapılması) gibi kompleks bir ameliyatı yaklaşık 5 saatlik bir cerrahi müdahale ile gerçekleştirerek zor bir ameliyatı daha başarıyla tamamladık. Hastamıza Robotik cerrahi yöntemiyle vücutta herhangi büyük kesi olmadan gerçekleştirdiğimiz bir dizi operasyon sonucunda, hastamız bir hafta gibi kısa bir sürede taburcu oldu. Şu anda normal yaşantısına döndü ve sağlığı iyi durumda. Kendisine bundan sonraki yaşamında sağlıklı mutlu günler dileriz” diye konuştu.

AVANTAJ SAĞLIYOR

Robotik cerrahi tekniği hakkında bilgi veren Prof. Dr. Burak Turna şunları söyledi: “Bu yöntemle hastaların ameliyat sonrası daha az ağrı duyması ve normal yaşama daha erken dönmesi imkanı sağlanıyor. Üstelik açık ameliyata göre yara izi de az olduğu için estetik anlamda da avantaj sunuyor. Bu yöntem vücutta daha az travmaya neden olduğu için hem kan kaybı daha az oluyor hem de iyileşme süresi kısalıyor. Hastada enfeksiyon riski azalıyor. Bağırsaklar ise açık yöntemde olduğu gibi havayla temas etmediği için ameliyat süresince doğal ortamında kalmış oluyor. Bu nedenle bağırsaklar çok daha kısa sürede normal şekilde çalışmasına dönüyor. Robotik cerrahi ile hastalarımıza açık cerrahinin dezavantajlarından uzak ameliyat imkanı sağlıyoruz. Bu konudaki deneyimi bin vakanın üstünde olan bir ekiple birlikte toplum sağlığı için çalışmalarımızı sürdürüyoruz”
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/mesane-kanseri-tedavisinde-robotik-cerrahi-basarisi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/mesane-kanseri-tedavisinde-robotik-cerrahi-basarisi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/mesane-kanseri-tedavisinde-robotik-cerrahi-basarisi/4697/</link>
			<pubDate>Mon, 20 Feb 2023 18:39:57 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Çocuklara deprem nasıl anlatılmalı?</title>
			<description><![CDATA[Ebebeynler tarafından haberlerden uzak tutulmak isteniyor ancak çocuklar da deprem gerçeği ile karşı karşıya kalıyor. Çocukların yaşına ve gelişimlerine uygun şekilde depremin anlatılması gerektiğinin altını çizen uzmanlar, mantıksal düşünce becerileri henüz gelişmemiş olan 2-7 yaş arası erken dönemdeki çocuklarda deprem farkındalığı oluşturmaya çalışmanın onlarda kaygı bozukluğuna yol açabileceğini ifade ediyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, depremin çocuklara anlatılma yöntemleri ve çocukların deprem haberlerinden kaygı duymalarını önleyecek tavsiyelerini paylaştı.

Yaşına ve gelişimine uygun açıklama yapılmalı 

Her ne kadar çocuklar uzak tutulmak istense de deprem gerçeğiyle herkesin karşı karşıya olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Çocukların bilişsel gelişimine uygun davranarak bir yaklaşım sergiliyor olmak yetişkinlerin sorumluluğudur. Bu sebeple çocukların yaşına ve gelişimine uygun bir şekilde onlarla durumu paylaşmak yerinde olacaktır. Evde haber kanalları açık ve tüm aile endişeyle edindiği bilgileri yakınları ile paylaşıyorken çocuklarımızı bu durumun dışında tutabilmek çok da mümkün olmuyor” dedi.

2-7 yaş grubunda kaygı bozukluğu oluşabilir

2-7 yaş arası erken dönemde çocukların mantıksal düşünme becerisinin henüz gelişmemiş durumda olduğunu hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Bu sebeple bu yaş grubundaki çocuk maruz kalmadıysa, durumun farkında değil ise deprem ve yaşanılanlarla ilgili detaylı bilgi vermek ve farkındalık yaratmaya çalışmak edinmiş olduğu bilgiyi henüz işleyemeyecek ve anlamlandıramayacak olan bu yaş grubu çocuklarımızda kaygı bozukluğuna yol açabilir” uyarısında bulundu.

Deprem oyuncaklarla anlatılabilir

Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, depreme ya da deprem görüntülerine, video ya da haberlerine maruz kalmış bir çocuğun bu durumu anlamlandırmaya ihtiyaç duyduğunu söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:

“Bu durumda soyut muhakemenin yeterli düzeyde olmadığı çocuklara bu kavramı somut bir şekilde anlatmak yararlı olacaktır. Oyun çocuklara ulaşmanın en hızlı ve etkili yoludur; bu sebeple oyuncakları, lego gibi blokları kullanarak depremin oluşumunu ve etkilerini basitçe çocuğa anlatmak çocuğun durumu kavrayabilmesine yardımcı olur. Basit bir dil ile dünyamızdaki doğa olaylarını örneklendirerek güneşin doğması, şimşeklerin çakması kar ve yağmur yağışı gibi depremin de yeryüzünde meydana gelen doğal bir oluşum olan sarsıntılar olduğu açıklanabilir. Herbirimizde olduğu gibi bilinmezlik çocuklarımıza da kaygı veriyor, durumu ne kadar bilinir hale getirirsek çocuklar o denli güvende hissedeceklerdir.”

Duygularını anlatmalarına fırsat verilmeli

Duydukları ve şahit oldukları karşısında endişe ve korku yaşamakta olan çocukların duygularını yaşamalarına fırsat verilmesi gerektiğini vurgulayan Ergür, “Çocuğumuzun duygularını anlamamız ve hissettiklerinin normal olduğunu fark edebilmesini sağlamak ve de kendi duygularımızı da paylaşmak önemlidir. Yaşananlar karşısında üzgün olduğumuzu paylaşmak çocuğumuzu endişelendirmek yerine onları rahatlatacaktır. Ebeveynler olarak yanlarında olduğumuzu, onları koruyabileceğimizi, güvende olmak için aldığımız önlemleri, evimizin sağlam ve dayanıklı olduğu ve de güvende olduğumuzu paylaşıyor olmamız çocuklar için rahatlatıcı ve sakinleştirici olacaktır” diye konuştu.

Çocuklara yapıcı seçenekler sunulabilir

Çocuklarımızı her olumsuz durumdan korumak istiyor olsak da özellikle daha büyük yaş grubundaki çocuklarımızı bu denli büyük bir felaketten tamamen habersiz tutabilmemizin imkansız ve de gerçekçi olmaktan uzak olduğunu belirten Ergür, “Çocuklarımızın yaşını dikkate alarak kısa ve öz bir şekilde durumu aktarmak uygun olacaktır. Bu sayede çocuklarımız acının varlığından haberdar olmanın yanı sıra acıyla baş edebilmenin sağlıklı yollarını da öğrenebileceklerdir. Zarar gören insanlar için üzüldüğümüzü, onlar için dua edebileceğimiz ve onlara yardım gönderebileceğimiz gibi imkanımız çerçevesinde yapıcı seçenekler sunabilir ve birlikte uygulayabiliriz” dedi.

Ebeveynler yorumlarını dikkatli yapmalı

Çocuklarımızın en temel ihtiyacının güvende hissedebilmek olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Bu sebeple çocukların yanında olan ve kendi duygularını düzenlemek için ihtiyaç duydukları ebeveynlerinin ya da bakım veren yetişkinlerin kendi tepkilerine dikkat etmeleri çok daha önemlidir. Yetişkin olarak bizlerin kendi duygumuzu regüle edebilmemiz hem çocuklarımız hem de kendimiz için büyük önem taşır. Yaşadığımız bu zorlu felaket sonrası hepimizin kalbi bu bölgede atıyor ancak çocuklarımızın yanında iken haberleri sınırlamak, çocuklarımızın bu haberlere maruz kalmasını önlemek uygun olacaktır. Buna ek olarak çocuklarımızın yanında yaşananlarla ilgili yorumlarımıza ve kendi kaygılarımızı nasıl dışarı yansıttığımıza dikkat etmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Rutinleri korunmalı, güvende oldukları hissettirilmeli

Tüm yaş gruplarındaki çocukların rutinlerini mümkün olduğunca korumaya çalışmamız gerektiğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Güvende hissetmeyen bir çocuğun yeme, uyku, oyun gibi rutinlerinde, ebeveynlerinden ayrılması gereken durumlarda ağlama ve beklenmedik bir hırçınlaşma davranışı sergiliyor olması ailelerin dikkatli olmalarını akla getiren sinyaller olarak yorumlanmalıdır. Çocuklarımızın temel ihtiyacı olan güvenlik hissini destekleyebilmek adına biz ebeveynler sakinliğimizi koruyarak güven verici destek sağlamak için çaba göstermeliyiz. Çocuklarımızın taşıyabileceği düzeyde zorlukla karşılaşmasına izin verirken, sevgimizle sarmalayarak güvende hissetmelerini sağlayabilirsek, baş etme becerilerini geliştirmiş ve hayata hazır hale gelmelerini desteklemiş olabiliriz. Uygun şekilde yönetilemeyen durumlarda profesyonel destek almak oluşabilecek daha büyük problemlerin hızlıca önüne geçmemizi sağlayacaktır” dedi.

 
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/cocuklara-deprem-nasil-anlatilmali.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/cocuklara-deprem-nasil-anlatilmali_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/cocuklara-deprem-nasil-anlatilmali/4696/</link>
			<pubDate>Fri, 10 Feb 2023 15:51:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Depremde psikolojik ilk yardım önemli!</title>
			<description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, deprem sonrası travmalara ilişkin değerlendirmede bulundu.

]]></description>
		    <news><![CDATA[Kahramanmaraş’taki şiddetli depremlerin ardından kurtarma çalışmaları devam ederken Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, psikolojik ilk yardımın önemine işaret etti. Deprem şoku yaşayan kişilerin ilk olarak duygularının anlaşılmasını istediklerini kaydeden Tarhan, bu dönemde kişilerin kendini güvende hissetmenin önemini vurguladı. En çok yapılan hatanın anlamlandırma olduğunu, şimdinin anlamlandırma zamanı olmadığını hatırlatan Tarhan, ilk anda yaşanan şokun ardından protesto ve pasifleşme dönemlerinin ortaya çıktığını söyledi. Bu durumun ise 6-8 hafta arasında sürebildiğini belirten Tarhan, kişinin acısını yaşamasını ve bu duyguyu aşmayı başarmasının önemine dikkat çekti.

Deprem gibi doğal afetlerin her zaman sadece belli bir kişiyi değil, geniş toplumları etkileyerek yaygın etkisi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Kahramanmaraş’ta üst üste yaşanan ve 10 ilde büyük hasara yol açan iki şiddetli depremde 18 binin üzerinde kişinin yaşamını yitirdiğini söyledi. Dünya kamuoyu tarafından da takip edilen depremde bölgeye yardım için ülkenin dört bir yanından yardım seferberliği başlatıldığını kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, depremi yaşayan insanlar için psikolojik ilk yardımın önemine dikkat çekti.

Depremzedeler anlaşıldıklarını hissetmek istiyor

Deprem mağdurlarının öncelikle anlaşıldıklarını hissetmelerinin önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Böyle bir deprem durumunda depremzedelerin kendilerinin anlaşıldığını hissetmeleri gerekiyor. Bizim toplum olarak o bölgedeki insanların çektiği acıyı sıkıntıyı çok iyi anladığımızı hissettirmemiz gerekiyor. Bunu toplum olarak hissediyoruz zaten, empatisi yüksek bir toplumuz. Ağlayan birisiyle neredeyse oturup ağlayacak derecede empati sahibi bir toplumuz. Bu aslında bizim kültürümüzden gelen bir güzelliktir.” dedi.

Anlamlandırma hatasına düşülmemeli!

Depremin bir travma etkisi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Nasıl ki 17 Ağustos Marmara depremini unutmadık. Bu deprem de unutulmayacak. Burada en çok yapılan hata,  anlamlandırma hatası yapılıyor olması. Şu anda bu depremi anlamlandırma zamanı değil. Bu durum şuna benziyor: Bir yangın çıktığı zaman yangın neden çıktı, neden öyle oldu, neden böyle yaptın, neden bir tedbir almadın denilmez. Önce yangın söndürülür, soğutulur ve ondan sonra nedenler konuşulur. Depremde de diğer krizlerde olduğu gibi anlamlandırma yapılmamalı önce ilk etapta yapılması gereken çalışmalara yoğunlaşılmalı. Burada toplum olarak herkes o anda ne yapması gerektiğine yoğunlaşmalı.” dedi.

Güvende olduklarını hissetme ihtiyacı var

Böylesi durumlarda en büyük ihtiyacın güven olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bölgedeki insanların en öncelikli ihtiyacı güven ihtiyacı. Kendilerinin yalnız olmadıklarını hissetmeye ihtiyaçları var. Güvende olduklarını hissetmeye ihtiyaçları var. Bu ihtiyaç onların panik hissini giderir, ikincisi bilgilendirme ihtiyaçları var. Belirsizlik ve sessizlik daha çok kaygıyı ve korkuyu arttırır.” uyarısında bulundu.

Kriz anında önce şok yaşanıyor

Kriz anında kişilerin yaşadığı aşamalar olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “İlk aşamada şok dönemi vardır. O şok döneminde bazen boş boş bakarak dolaşan kimseleri görüyoruz. Göçüğün altında yakınları kalmış kişilerin, umursamaz bir şekilde dolaştığı görülebilir. Bu aslında şokun şiddetindendir. Beyin kendini bloke ediyor ve kişiyi duyarsızlaştırıyor. Kişi eğer bunu yapmasa kişi aklını kaybedecek. Beyin aşırı kortizol salgılıyor. O kortizolle beyindeki yollar bloke oluyor. Bu şuna benziyor: İnsanın kolu kırıldığı zaman ağrı öyle şiddetli olur ki kolunu oynatamazsın. Zaten oynatmamak gerekir çünkü tehlikelidir ve vücut refleks olarak hareketini durdurur. Aynı şekilde beyin kendini bloke ediyor. Bazı kişilerde bu şok dönemi vardır.” diye konuştu. 

Kognitif durgunluk ve bloke olma hali yaşanır

Şok döneminde insanların sıra dışı davranışlarda bulunabileceğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Deprem bölgesine yardıma gidenlerin bu konuyu göz önünde bulundurması gerekir. Psikolojik ilk yardımın kuralıdır bu, doğal afet gibi bir kriz anına müdahale için giden birinin psikolojik ilk yardımda ilk bileceği şey, o şok döneminde insandaki kognitif donukluk ve bloke olma halidir. Kişilerin panik davranışlarını kabullenmesi gerekiyor. Kişinin hatalı hareketi nasihatle düzeltmeyeceklerdir. Böyle durumlarda kişinin elinden tutacaklar, ‘Biz senin yanındayız, biz yardım etmek istiyoruz’ diyecekler, belki sessiz bir şekilde yanında durarak beklemek bile işe yarayabilir.” dedi.

6-8 hafta sürebiliyor

Şok döneminden sonra bazı kişilerde protesto dönemi yaşanabileceğini ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Kişiler bu dönemde ‘Bu neden oldu, niye bu bana oldu, ben buna layık değilim’ şeklinde tepkiler verebilir. Bu dönemin peşinden pasifleşme dönemi takip eder. Bazı kişilerde pasifleşme, depresif bir ruh haline girme şeklinde görülebilir. Kişi sanki çocukluk dönemine gerilemiş gibi olur. Daha sonra toparlanma dönemi ortaya çıkıyor. Bunların hepsi genelde 6-8 haftalık bir süre içerisinde oluyor.” dedi.  

Posttravmatik stres bozukluğunda uyuyamama görülüyor

Bütün bu süreçlerin 6-8 haftadan uzun devam etmesi halinde artık posttravmatik stres bozukluğundan bahsedilebileceğini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Posttravmatik stres bozukluğu olan kişiler, gece uyuyamıyorlar çünkü devamlı bunu düşünmekten ya da rüyalarında bu olayı görmekten uyuyamıyorlar. Flashback dediğimiz yeniden yaşantılama oluyor. Kişi sanki deprem şok anını, sallantı anını tekrar tekrar olacak gibi yaşıyor.” dedi.  

Kişinin bu acıyı aşmayı başarması gerekiyor

Kişinin sürekli tetikte olduğunu ve sık sık irkilmeler yaşayabileceğini ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Ani seslerde irkilmeler olur ve devamlı bu konuyu konuşur. 60 dakikanın 50 dakikasında bu konuyu konuşur. Bu durumun 6-8 haftadan uzun devam etmesi halinde yardım gerekiyor. Durumun 6-8 hafta devam etmesi doğaldır, bu dönemde ilaç vermemek lazım. İlaç çok aşırı bir durum olmadıkça verilmemelidir. Bu acıdır, kişinin bu acıyı yaşayıp aşmayı başarması lazımdır.” dedi.  

Belirsizlik duyguları giderilmeli

Deprem gibi afet ve kriz durumlarında kişilerin temel ihtiyaçlarının karşılanmasının ve belirsizlik duygularının giderilmesinin çok önemli olduğunu da kaydederek “Burada belirsizlik olması gelecekle ilgili aşırı kaygıyı ve korkuyu ortaya çıkarır. Burada verilen tepkiler, kişiye özel değişebiliyor. Bazıları içine kapanır, bazıları devamlı konuşur, aynı şeyi tekrar tekrar anlatmaya çalışır. Bazı kişiler yaşamak boş ve anlamsız diye düşünmeye başlar.” dedi.

Çocuklara, yaşlılara ve engellilere dikkatli yaklaşım gerekiyor

Özellikle dezavantajlı kişilere yaklaşımın da önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Çocukların tepkisi farklı, yaşlıların farklı, engellilerin tepkisi farklı oluyor. Böyle durumlarda burada dezavantajlı kişiler, çocuklar, yaşlılar, hastalar, engelliler ve hastanede olanlardır. Karşı tarafı bakışlarımızla, davranışlarımızla ezmememiz gerekiyor, devamlı üzerine düşmek titremek, ona böyle özel muamele yapmak, bir nevi minnet duygusu ve mahcubiyet duygusu oluşturuyor. Karşı taraf kendini kötü hissedebilir. Burada dengeli bir tutum takınmak gerekir. Yardım edilen kişinin incitilmemesi, yardım edilen kişiye kendini kötü hissettirilmemesine dikkat edilmelidir.” uyarısında bulundu.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, depremzedelerle kendileri istemedikçe deprem konusunun açılmaması gerektiğini de kaydetti.

 
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/depremde-psikolojik-ilk-yardim-onemli.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/depremde-psikolojik-ilk-yardim-onemli_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/depremde-psikolojik-ilk-yardim-onemli/4695/</link>
			<pubDate>Fri, 10 Feb 2023 15:47:16 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Uzmanlar uyarıyor… Her ailenin bir afet planı olmalı!   </title>
			<description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Rüştü Uçan, deprem başta olmak üzere herhangi bir afet durumunda aile bireylerinin paniğe kapılmadan hareket etmelerinin önemini hatırlattı. Dr. Rüştü Uçan, Aile Afet Müdahale Planının tüm aile fertleriyle beraber mutlaka yapılması gerektiğini söyledi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Kahramanmaraş'ta 7,7 ve 7,6 büyüklüğünde meydana gelen iki deprem, Kahramanmaraş, Kilis, Diyarbakır, Adana, Osmaniye, Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman, Malatya ve Hatay'da büyük yıkıma yol açtı. Binlerce kişinin yaşamını yitirdiği deprem felaketi, deprem öncesinde alınması gereken önlemleri de gündeme getirdi. İSG Uzmanı Dr. Rüştü Uçan deprem gibi büyük afetlere hazırlıkta aile fertlerinin iş birliğinde hazırlanacak “Aile Afet Müdahale Planı”na dikkat çekti. “Aile Afet Müdahale Planı, bilinçli yaşamın bir gereğidir” diyen Dr. Rüştü Uçan, evde yapısal ve yapısal olmayan tehlikelerin dikkate alınarak en güvenli ve riskli yerlerinin belirlenmesi gerektiğini söyledi. Yaşam alanlarının krokisinin çizilerek yaşam üçgeni olabilecek, afet ve acil durum çantası konulabilecek yerlerin belirlenmesi, tehlikeli olabilecek yerlerin ve alternatif çıkış ya da kaçış yollarının belirtilmesi gerektiğini söyledi.

Plan, paniğe kapılmadan doğru hareket etmeyi sağlar

Aile Afet Planının, “herhangi bir afet durumunda aile bireylerinin paniğe kapılmadan doğru bir şekilde hareket edebilmesi için yapılması gereken plan” olduğunu belirten  Dr. Rüştü Uçan, “Herhangi bir afet durumunda aile bireylerinin hepsi bir arada olabileceği gibi, yaşam koşulları gereği hepsi ya da bir kısmı bir arada olamayabilir. Bu nedenle herhangi bir afet durumunda aile bireylerinin paniğe kapılmadan doğru bir şekilde hareket edebilmesi için yapılması gereken plandır. Bu plan, bilinçli yaşamın çok önemli bir gereğidir ve aslında hayatın tüm konuları ile ilgili planlı yaşamak mutluluğun en temel şartlarından da birisidir.” diye konuştu.

Nerede bir araya gelineceği planlanmalı

Aile Afet Müdahale Planında bulunması gereken noktalara değinen Dr. Rüştü Uçan, “Bu planda aile bireylerine direkt veya dolaylı olarak ulaşılabilecek il içi/il dışı iletişim bilgileri, ayrı yerlerde bulunuluyorsa en uygun nerede ve nasıl bir araya gelinebileceği, bir araya gelme durumu söz konusu olamayacaksa neler yapılması gerektiği, aile bireylerine ait kişisel bilgiler (kronik hastalık, engellilik, hamilelik, vb) ve kullanılan iletişim cihazlarının iletişimin daha etkin yapılabilmesi için teknik özelliklerinin yer alması önemlidir.” dedi.

Evcil hayvan bilgileri de bulunmalı

Aile Afet Müdahale Planında iki sorumlunun belirlenmesi gerektiğini de vurgulayan Dr. Rüştü Uçan, “Planda aynı aile bireylerinde olduğu gibi varsa temizlik görevlisi, bebek bakıcısı, misafir gibi kişilere ait bilgilerin belirtilmesi, sahiplenilmiş evcil hayvanlarla ilgili bilgilerin belirtilmesi,

planda birinci sorumlunun zor şartlarda kalması göz önüne alınarak ikinci sorumlunun belirlenerek gerektiğinde aynen birinci sorumlu gibi davranabilmesi için gerekenlerin belirtilmesi sağlanmalıdır.” diye konuştu.

Plan ilk 72 saate göre belirlenmeli

Planın ağırlıklı olarak “altın saatler” şeklinde ifade edilen afet sonrası 72 saate göre belirlenmesi gerektiğini ifade eden Dr. Rüştü Uçan; 

“- Ev ve iş yeri gibi yaşam alanlarının yapısal ve yapısal olmayan tehlikeler dikkate alınarak en güvenli ve riskli yerlerinin belirlenmesi öncelikli olmalıdır. 

- Yaşam alanlarının krokisinin çizilerek özellikle yaşam üçgeni olabilecek, 

- Afet ve acil durum çantası konulabilecek yerlerin, 

- Tehlikeli olabilecek yerlerin ve alternatif çıkış ya da kaçış yollarının belirtilmesi gerekir. 

- Yaşam alanlarında elektrik, doğalgaz ve su ana vanalarının/şalterlerinin, ilkyardım dolabının, yangın söndürme tüpünün, varsa kimyasal ya da tehlikeli maddelerin, ışıldak gibi malzemelerinin bulunduğu yerlerin krokide belirtilmesi gerekir.” diye konuştu.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/uzmanlar-uyariyor-her-ailenin-bir-afet-plani-olmali.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/uzmanlar-uyariyor-her-ailenin-bir-afet-plani-olmali_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/uzmanlar-uyariyor-her-ailenin-bir-afet-plani-olmali/4693/</link>
			<pubDate>Wed, 08 Feb 2023 15:22:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yeterince durulanmayan bulaşıklarda büyük tehlike</title>
			<description><![CDATA[Birçok hastalığın nedeninin, besinlerdeki zararlı kimyasal maddelerin bağırsaklardaki küçük çatlakların arasından içeri girmesi ile ilişkili olması, gözleri bulaşık makinası deterjanlarına çevirdi. Peki bulaşık makinesi deterjanları bağışıklık sistemini nasıl etkiliyor? ]]></description>
		    <news><![CDATA[Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Dr. Özge Atay, “İsviçre’de yapılan bir araştırmada bulaşık makinası deterjanlarında bulunan kimyasal maddelerin bağışıklık sistemimize olan etkileri incelendi ve parlatıcılardaki alkol etoksilatlar, eğer yeteri kadar durulanmadan bağırsaklara ulaşırsa, bağışıklık sisteminde önemli sorunlara yol açacağını gösterdi. Bu hastalıklar arasında inflamatuvar bağırsak hastalıkları, sindirim sorunları, metabolik sendrom, obezite, alerjik hastalıklar ve hatta kanser bile yer alıyor” dedi.

Bulaşıkları temizlemek için kullandığımız bulaşık makineleri uzun yıllardan beri evlerde, yemekhanelerde, kafe ve restoranlarda sanayi ve ev tipi olmak üzere sıkça kullanılıyor ve kuşkusuz ki hayatımızı oldukça kolaylaştırıyor. Ancak bulaşık makinasında kullanılan deterjan ve parlatıcıların sağlığımıza zararlarının son dönemde sıkça gündeme gelmesi nedeniyle akıllarda oluşan soru işaretleri uzmanları da harekete geçirdi. Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Dr. Özge Atay, bağırsakların bağışıklık sistemimizdeki öneminin açıklanmasıyla birlikte birçok müzmin hastalığın bağırsaklardaki küçük çatlakların arasından giren zararlı kimyasal maddelerle ilişkili olmasının gözleri bulaşık makinası deterjanlarına çevirdiğini söyleyerek uyarılarda bulundu.

“Deterjan kalıntıları, virüs ve bakterilerin vücuda girmesini önleyen epitel hücrelerinde hasar oluşturuyor”

Epitel bariyer hipotezi ile bilim dünyasında büyük çığır açan Türk Bilim İnsanı Prof. Dr. Cezmi Akdiş ve arkadaşlarının İsviçre’de yaptıkları araştırmaya değinen Atay, bulaşık makinası deterjanlarında bulunan kimyasal maddelerin bağışıklık sistemimize olan etkilerinin incelendiğini söyledi. Parlatıcılarda bulunan alkol etoksilatların yeteri kadar durulanmadan bağırsaklara ulaşması durumunda, bağışıklık sisteminde önemli sorunlara yol açacağını gösterdiklerini ifade eden Atay,  “Deterjan ve parlatıcı kalıntılarının kuruduktan sonra tamamen çıkarılmaması halinde bulaşıkların yüzeyinde kalabileceği ve bunların insanlarda kolitis ülseroza gibi inflamatuvar bağırsak hastalıklarına, metabolik sendroma, obeziteye, alerjik hastalıklara ve hatta kanser gelişimine yol açabileceğini, en önemlisi ekosisteme zarar verebileceğini ortaya koydular.  Ayrıca deterjan veya parlatıcı kalıntılarının özellikle koruyucu bariyer görevi yapan, virüs ve bakterilerin vücuda girmesini önleyen epitel hücrelerinde hasar oluşturarak farklı sistem hastalıklarına neden olduğu da raporlandı” diye konuştu.

“Özellikle sindirim sistemini olumsuz etkiliyor”

Bulaşık deterjanlarının zararlı etkilerinin laboratuvar koşullarında değerlendirildiğini anlatan Özge Atay, çalışmanın sonucu olarak bariyer bütünlüğünü bozan suçlu bileşenin alkol etoksilatların olduğunu ve bu maddenin deterjanlar ve özellikle parlatıcılarda yaygın olarak kullanılan iyonik olmayan bir yüzey aktif madde olduğunu söyledi. Ancak sitrik asit ve sodyum kümensülfonat gibi diğer bileşenlerin epitel hücrelerinin bariyer bütünlüğünü etkilemediğini belirten Atay, alkol etoksilat için izin verilen oranın farklı olması durumunda bu maddenin birçok gen ve protein hasarına neden olduğu, özellikle sindirim sistemini etkilediğini söyledi. 

“Kimyasallar, insan sağlığına uygun şekilde düzenlenmeli”

Parlatıcı ve deterjanların içeriğinde bulunan kimyasalların insan sağlığına uygun şekilde düzenlenmesi ve yetkili kurumlar tarafından denetlenmesinin önemli olduğunun altını çizen Atay, “Özellikle bireysel kullanımlarda, ek durulamalarla olası deterjan ve parlatıcı kalıntılarının minimuma indirilmesi, makinelerin kullanım kılavuzuna uygun kullanılması ve deterjan kalıntılarından arındırmak için makinelerin belirli aralıklarla temizlenmesi ve doğal ürünlerin tercih edilmesi faydalı olacaktır” diyerek sözlerini tamamladı. 
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/yeterince-durulanmayan-bulasiklarda-buyuk-tehlike.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/yeterince-durulanmayan-bulasiklarda-buyuk-tehlike_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/yeterince-durulanmayan-bulasiklarda-buyuk-tehlike/4692/</link>
			<pubDate>Sun, 05 Feb 2023 17:14:29 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kadınlarda meme kanseri ilk sırada yer alıyor</title>
			<description><![CDATA[Kansere dikkat çekmek amacıyla her yıl 4 Şubat Dünya Kanser Günü faaliyetleri düzenleniyor. Kanser türlerinin genetik altyapısını inceleyen nanoteknoloji yardımıyla kişiselleştirilmiş tedavi stratejileri geliştirme çalışmaları yürüten İstinye Üniversitesi (İSÜ) Biyomedikal Mühendisliği Dr. Öğr. Üyesi Polen Koçak, kanser tedavilerinde gelinen son noktayı değerlendirdi. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Türkiye kanser insidansının, dünya geneline oranla daha yüksek değerde olduğunu vurgulayan Koçak, “Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nden alınan son verilere göre, erkeklerde akciğer, kadınlarda meme kanseri ilk sırada” dedi. 

Kanser hem dünyada, hem de Türkiye’de ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer alıyor. 4 Şubat, tüm dünyada kanser hastalığına dikkat çekmek ve erken teşhisin önemini vurgulamak için 
 Dünya Kanser Günü olarak çeşitli etkinlikler ile anılıyor. İstinye Üniversitesi (İSÜ) Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Dr. Öğr. Üyesi Polen Koçak, 4 Şubat Dünya Kanser Günü vesilesiyle kanser tedavilerinde gelinen son noktayı değerlendirdi. 

Hedefe yönelik tedaviler geliştirmek için yeni yöntemler geliştiriliyor

İSÜ laboratuvarlarında sağlık endüstrisinin herkese özel çözümleri yerine, bilimsel altyapıyla desteklenen ve kişiye özel tedavi stratejileri üzerine çalışmalar yapan, bu amaçla kanser türlerinin genetik altyapısını inceleyen nanoteknoloji yardımıyla kişiselleştirilmiş tedavi stratejileri geliştirme çalışmaları yürüten İSÜ Biyomedikal Mühendisliği Dr. Öğr. Üyesi Polen Koçak, kanser tedavileri konusunda açıklamalarda bulundu: 

“Kanser tedavilerinde gelinen en önemli nokta, kişiselleştirilmiş tıp uygulamalarının kanser hastalarına uygulanması. Araştırmacılar, kişiselleştirilmiş kanser tedavi stratejileri geliştirebilmek için çok çeşitli taktikler üzerinde çalışıyorlar. Bunlar, farklı kanserlerde mümkün olduğunca çok sayıda genetik mutasyonun tanımlanmasını, tümörleri sıralamak için daha hızlı ve daha etkili teknikleri ve tedavileri, hastalarla daha doğru bir şekilde eşleştirmek ve daha hedef odaklı tedaviler geliştirmek için yeni yöntemleri içermektedir. Bu araştırmalar ve ileri teknolojiler bir araya getirilerek, tedavi edilmesi zor hastalar için potansiyel umutlar sunuyor.” 

Türkiye kanser insidansı, dünya insidansından yüksek

Türkiye kanser insidansının, dünya insidansının üzerinde seyrettiğini belirten Koçak, kanser verileriyle ilgili şu bilgileri verdi:

“Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nden alınan son istatistik verilerine göre, Türkiye kanser insidansı, dünya insidansının bir miktar üzerinde seyrediyor. Ülkemizin de içinde yer aldığı Batı Asya bölgesi ortalaması kanser insidansları Türkiye ortalamasından düşük. Orta ve Doğu Avrupa ve Amerika gibi gelişmişlik düzeyi yüksek olan ülkelerin kanser insidansları, ülkemize göre daha yüksek. Türkiye’de 2017 yılında yaşa standardize edilmiş kanser hızı erkeklerde 259,2 iken kadınlarda 187,0’dir (100.000 kişide). 2017 yılı kanser istatistiklerine göre, ülkemizde toplam 180.288 kişinin kansere yakalandığı tahmin ediliyor. Erkeklerde en sık görülen kanser akciğer kanseri. Erkeklerde tütün ve tütün ürünlerine bağlı kanserler arasında tütün kullanımına atfedilen vaka sayısı 16.781 olarak tahmin ediliyor ve tütüne bağlı kanserler erkeklerde önemini korumaya devam ediyor. Kadınlarda en sık görülen tür meme kanseri. Her dört kadın kanserinden birisi bu türde olmayı sürdürüyor ve bir yıl içinde toplam 19.211 kadına meme kanseri teşhisi konuldu.” 

Akciğer kanserinde hastaların yarısından fazlası ileri evrede teşhis ediliyor

Akciğer kanserinde hastaların yarısından fazlasının ileri evrede teşhis edildiğine dikkat çeken Koçak, “Obeziteye atfedilen vaka sayısının toplamda 6.707 civarında olduğu tahmin ediliyor. Obezitenin etken olduğu kanserler daha çok kadınları etkiliyor. Hem erkeklerde ve hem de kadınlarda kolorektal kanserler üçüncü sırada yer alıyor. Çocukluk çağı kanserlerinde lösemi en sık görülen kanser türü. 15-24 yaş grubu gençlerde, erkeklerde testis kanseri, kadınlarda tiroit kanseri ilk sırada yer alıyor. Akciğer kanserinde ise hastaların yarısından fazlası ileri evrede teşhis ediliyor. Meme kanserinin sadece yüzde 11’i uzak evre kanser vakalarından oluşuyor. Kadın kanserleri olan uterus korpusu ve serviks kanserlerinin çoğunluğu, erken evrede yakalanıyor” dedi. 

 

 
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/erkeklerde-akciger-kadinlarda-meme-kanseri-ilk-sirada.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/erkeklerde-akciger-kadinlarda-meme-kanseri-ilk-sirada_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/kadinlarda-meme-kanseri-ilk-sirada-yer-aliyor/4691/</link>
			<pubDate>Sun, 05 Feb 2023 17:09:49 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Soğuk ve rüzgârlı havalarda yüz felci riskine dikkat!</title>
			<description><![CDATA[Dünyanın farklı ülkelerinde yapılan araştırmalarda yüz felcinin bazı mevsimlerde arttığının görüldüğünü belirten Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Nihal Özaras, özellikle soğuk havalarda esen sert rüzgârın yüz felci oluşumuna etkisi olabileceğini söyledi. Prof. Dr. Nihal Özaras, bu nedenle soğuk ve rüzgârlı havalarda kulak arkası, baş ve boyun bölgesini sıcak tutacak ve rüzgârdan koruyacak giysilerin tercih edilmesi gerektiğini kaydetti.]]></description>
		    <news><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Nihal Özaras, aşırı soğuklar nedeniyle oluşabilen yüz felcine ilişkin değerlendirmede bulundu.

Yüz felcinde bazı hareketlerin yapılması zorlaşıyor

Yüz felcini, “yüzün bir yarısında ani gelişen hareket kaybı ile karakterize bir rahatsızlık” olarak tanımlayan Prof. Dr. Nihal Özaras, “Yüz felcinde alın, göz ve ağız çevresindeki kaslarda tam veya kısmi güçsüzlük gelişir. Yüz felci geçiren kişi, kaşını kaldırmakta, gözünü kapatmakta ve gülümseme, üfleme gibi ağız hareketlerini yapmakta zorluk çeker; bazen bu hareketleri hiç yapamaz” diye konuştu.

Kesin nedeni bilinemiyor

Yüz felcinin kesin nedeninin bilinmediğini ifade eden Prof. Dr. Nihal Özaras, “Fasiyal sinir, kulak arkasından geçer, yüzün aynı tarafındaki kaslara dağılır ve o kasların sinirsel beslenmesini sağlar. Yüz felcinin kesin nedeni bilinmemektedir. Virüsler, kan dolaşımının o bölgede bozulması, enflamasyon gibi sebeplerle fasiyal sinirde ileti bozukluğu meydana gelir ve onun beslediği kaslar kısmen veya tamamen kasılamaz hale gelir.” diye konuştu.

Hava şartları yüz felcine yol açabilir mi?

Hava şartlarının yüz felci ile ilişkisi olup olmadığının hep merak edilen bir konu olduğunu kaydeden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Nihal Özaras, “Dünyanın farklı ülkelerinde bu konu ile ilgili çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre yüz felcinin bazı mevsimlerde arttığı görülmüştür. Özellikle de soğuk havalarda esen sert rüzgârın yüz felci oluşumuna etkisi olabileceği ortaya konmuştur. Bu nedenle böyle havalarda kulak arkası, baş ve boyun bölgesini sıcak tutacak, rüzgardan koruyacak giysiler kullanılabilir” diye konuştu.

İlaç ve fizik tedavi etkili oluyor

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Nihal Özaras, yüz felci tedavisinde ilaçlar ve fizik tedavinin önemli yeri olduğunu vurgulayarak olguların büyük kısmında ilk 6 ayda tama yakın iyileşme sağlandığını söyledi. 
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/soguk-ve-ruzg-rli-havalarda-yuz-felci-riskine-dikkat.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/soguk-ve-ruzg-rli-havalarda-yuz-felci-riskine-dikkat_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/soguk-ve-ruzg-rli-havalarda-yuz-felci-riskine-dikkat/4690/</link>
			<pubDate>Sun, 05 Feb 2023 17:08:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>C vitamini katarakt oluşumunu azaltıyor</title>
			<description><![CDATA[Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Kurucusu Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, Amerikan Oftalmoloji Akademisi dergisinde yayınlanan bir makaleye göre, C vitamini kullanımının katarakt oluşumunu önemli ölçüde azalttığını söyledi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Kaşkaloğlu, İngiltere’de 2 bin 54 ikiz üzerinde 10 yıl süreyle yapılan araştırmaya göre düzenli olarak C vitamini alan grubun, almayan gruba oranla katarakt oluşumunda % 30'a varan azalma görüldüğünü kaydetti.

Katarakt oluşumunun % 35'ini genetik unsurlar, diğer % 65'ini ise beslenme, yaş, alkol sigara tüketimi, şeker hastalığı ve aşırı gün ışığı gibi çevresel faktörlerin oluşturduğuna dikkat çeken

Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, “Ülkemizde ise 60 yaşın üzerindeki her bin kişiden 5'i katarakt ameliyatı oluyor. C vitamininin antioksidan özelliği nedeniyle katarakt oluşumunun önüne geçtiği yapılan deneylerle ortaya kondu” diye konuştu.

60 yaş üzerindeki kişilerin göz sağlığı için beslenmelerine dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Kaşkaloğlu, C vitamini açısından zengin, narenciye, brokoli, çilek, biber, kivi, portakal gibi yiyeceklerin düzenli olarak tüketilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

15 dakikalık bir operasyon...

Hastaların konforunu ve ameliyat başarısını artırmak için sürekli yatırım yaptıklarını dile getiren Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Kurucusu Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, Femtosaniye Lazer ile katarakt ameliyatlarında hastanın 15 dakikalık bir operasyon sonrasında evine giderek, çok kısa sürede günlük yaşantısına geri dönebildiğini dile getirdi.

 
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/c-vitamini-katarakt-olusumunu-azaltiyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/02/c-vitamini-katarakt-olusumunu-azaltiyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/c-vitamini-katarakt-olusumunu-azaltiyor/4689/</link>
			<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 17:40:45 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Belirti vermeden sinsice ilerliyor: Glokom</title>
			<description><![CDATA[Glokom, görme sinirinde hasar oluşturan, ilk dönemlerde hastanın çevredeki görmesini bozan, giderek merkez görmeyi etkileyen; son döneminde ise körlüğe yol açabilen bir görme siniri hastalığı olarak tanımlanıyor. Ancak, glokom diğer bir isimler göz tansiyonu hastalığı, birçok insan tarafından göz tansiyonuyla karıştırılıyor. Tedavi edilmediğinde ise kalıcı görme kaybı gibi ciddi sonuçlara neden olabiliyor. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Göz Hastalıkları ve Retina Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Nur Acar Göçgil, glokom yani göz tansiyonu hastalığı hakkında konuştu.

Prof. Dr. Nur Acar Göçgil, glokom yani göz tansiyon hastalığı ile göz tansiyonunun karıştırılmaması gerektiğine dikkat çekti. Göz içi basıncının normal değerinin 10 ile 21 mm civa arasında kabul edildiğini ve gözün içinde üretilen ve adına ‘aköz hümör’ dediğimiz sıvı ile oluştuğunu paylaşan Nur Acar Göçgil, göz içindeki bu sıvının yapımı ile gözün dışında çıkışı arasında bir denge bulunduğunu belirtti. Bu denge sayesinde gözün içinde stabil bir basıncın oluştuğunu ve bu basıncın göz küresine formunu verdiğini, dokuları beslediğini ve dış etkenlerden korunmasını sağladığını ifade eden Nur Acar Göçgil, “Göz tansiyonu ile göz tansiyon hastalığı (glokom) birbirinden ayırt edilmelidir. Her göz tansiyonu yüksek olan hasta glokom mudur? Değildir. Glokom dediğimizde, göz içi sıvısının yeteri kadar dışa çıkamaması sonucu göz içinde birikmesi, basıncın artışı ve görme siniri üzerinde hasarın başlamasını anlıyoruz. Göz tansiyonunun yüksek olması glokom riskini artırır ve görme sinirinde hasara neden olup olmadığı ileri tetkiklerle incelenmelidir. Dolayısıyla sadece göz tansiyonunu ölçtürmek glokomu tespit etmek için yeterli değildir. Özetle, göz tansiyonunun yüksek olması glokom hastalığı için bir risk faktörüdür” dedi.

Nur Acar Göçgil, göz içi sıvısının yapımı ile gözden dışa akımı hızları arasında bir denge bulunduğunu belirterek, “Göz içi sıvısının göz dışına çıkışında bir engel oluşması halinde sıvı göz içinde birikmeye başlamaktadır. Ortaya çıkan basınç, göz içindeki en önemli yapılardan ışık algılayan hücrelerinin ve görme sinirinin üzerinde baskı oluşturur. Yüksek basınç uzun süreyle devam ettiğinde ise görme sinirinin göz içerisindeki bölümünde glokoma bağlı hasarı başlar. Ailesinde göz tansiyonu hikayesi olan bireylerin glokom riskinin 7 ile 10 kat arttığını biliyoruz. 40 yaş üstü kişilerde daha sık karşılaştığımız glokomun oluşma riskini artıran diğer faktörler, yüksek miyopinin olması, özellikle kontrolsüz kullanılan ve göz tansiyonunda artışa sebep olan kortizonlu ilaç ve damlalar, kontrolsüz giden diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar, sigara kullanımı, göz travmaları, göz içi uzun süreli iltihaplardır. Kornea kalınlığının ince olması da bir diğer risk faktörüdür. Glokomun belirli bir yaştan sonra sıklığının arttığı doğrudur ancak bu daha erken yaşlarda glokom olmayacağı anlamı taşımaz. Günümüzde rutin kontroller ve ileri tanı yöntemleriyle kişi daha görme bozukluğu yaşamadan ya da görmede yaşanan bozukluk ilerlemeden, glokomun ciddiyetini çok önceden tespit edebiliyoruz. Dolayısıyla glokom konusunda şikayetinizin olmasa bile rutin takip ve tetkikleri aksatmamak büyük önem taşıyor” diye konuştu.

Prof. Dr. Nur Acar Göçgil, glokomun belirtilerinden ve tedavi sürecinden de bahsetmeyi unutmadı. Nur Acar Göçgil, rutin muayene ve erken teşhisin glokomda büyük önem taşıdığını vurgulayarak, ifadelerine şu şekilde sonlandırdı:

 “Primer açık açılı glokom geç fark edildiği için ne yazık ki bulgular ortaya çıktığında görme sinirinde geri dönüşsüz hasar gelişmiş olabilmektedir. Bu nedenle rutin muayene ve erken teşhis büyük önem taşımaktadır. Nadir görülen primer açı kapanması glokom ise aniden başlar ve krize neden olur. Göz tansiyonu bu tipte aniden yükselmekte, şiddetli ağrı, mide bulantısı, kusma, görme bulanıklığı, ışıklar etrafında haleler görme ve kanlanma gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır. Glokom tedavisinde göz damlaları, destek olarak ağızdan alınan ilaçlar, lazer tedavileri ve cerrahi girişimler tedavi seçeneklerimizdir. Hastalığın evresi, gözdeki hasarın ciddiyeti, ilerleme hızı, hastanın tedaviye ve takip kontrollerine uyumu göz önüne alınarak bu tedavilere belirliyoruz. Günümüzde ilaç tedavisi olarak, göz basıncını düşüren damla tedavileri oldukça etkin. Öte yandan sinir koruyucu özelliği olan nöroprotektif medikal tedaviler de artık mevcut. İlk tedavi seçeneğimiz damlayla oluyor ve eğer ilaç tedavisi ile hastalık kontrol altına alınıyorsa bu tedavi ömür boyu aksatılmadan devam ettiriliyor. İlaç tedavisinin yeterli olmadığı veya hastanın damla tedavisini aksattığı durumlarda, Selektif Lazer Trabeküloplasti (SLT) uygulaması oldukça hızlı ve pratik bir yöntemdir. Bu yöntemde lazer kullanılarak göz içinde tıkanıklığa neden olan kanalların genişletilmesi amaçlanır. İşlem sonrasında göz içerisindeki basıncın düşürülmesi sağlanır, ancak tekrarı sıklıkla gerekir. Tüm bu yöntemlerin yetersiz kaldığı noktada ise cerrahi müdahale kaçınılmazdır. Hastalığın şiddetine ve tipine göre farklı cerrahi ameliyat seçenekleri öncelikli olabilmektedir. Glokom cerrahisi uzmanlık gerektiren, incelikli bir cerrahidir, ve ameliyat sonrası yakın takip yine çok önemlidir.”
 
 ]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/01/belirti-vermeden-sinsice-ilerliyor-glokom.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/01/belirti-vermeden-sinsice-ilerliyor-glokom_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/belirti-vermeden-sinsice-ilerliyor-glokom/4688/</link>
			<pubDate>Mon, 30 Jan 2023 04:13:20 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Şehirli kadın hastalığı; çikolata kisti</title>
			<description><![CDATA[Halk arasında çikolata kisti olarak bilinen endometriozisin yarattığı en önemli sorunların başında kısırlık ve ağrı geliyor. Çikolata kistininyaşam kalitesini ve cinsel hayatı önemli derecede etkilediğini söyleyen Liv Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Altuğ Semiz hastalığı ve tedavisini anlattı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Çikolata kisti rahim içini döşeyen, endometrium denilen rahim iç duvarı dokunun rahim dışı organlarda yerleşmesi neticesinde oluşan kistlerdir. Başlangıç döneminde hastaların yüzde 50’sinden fazlasında hiçbir belirti vermez. Rahatsızlık oluşan hastalarda en sık ağrılı adet görme, cinsel ilişki sırasında ağrı hissetme daha ilerleyen zamanlarda da kısırlığa sebep olabilen ciddi bir sorundur.

En sık üreme çağında görülüyor

Çikolata kisti en sık yumurtalıklarda ve üreme çağındaki kadınlarda görülür. Tüm kadınların yüzde 3-5’inde, çocuk sahibi olmakta güçlük çeken çiftlerin yüzde 40'ında ortaya çıkar. Genellikle genç yaş grubunda daha sık rastlanmaktadır. Adet kanamalarında ağrı olmasına önem verilmemesi yüzünden çoğunlukla belirli bir büyüklüğe gelene kadar gözden kaçar. Hangi faktörlerin çikolata kistine neden olduğu tam olarak bilinmemekle beraber risk faktörleri arasında doğum yapmamış olmak, erken adet görmeye başlamış olmak,27 gün aralıktan daha sık adet görmek, düşük beden kitle indeksi sayılabilir.

Tanıda ultrasonografi çok önemli

Çikolata kistinin kesin tanısı lezyonların direkt olarak görülmesi ve patolojik olarak incelenmesi ile konulabilir. İlk aşamada şikayeti olan kadınlar ultrasonografi ile değerlendirilmelidir. Ultrasonografi çikolata kisti tanısı için yeterlidir. Kist görülemeyen ancak ağrılı adet kanamaları açıklanamayan olgularda lüzum halinde tanısal amaçlı laparoskopi yapılarak henüz kist haline gelmeyen ancak hem şikayetlere neden olabilen hem de kısırlığa yol açabilecek implantlar araştırılmalıdır. 

Tedavisi nasıl yapılır?

Ağrıyı gidermek ve kısırlığı ortadan kaldırmak için laparoskopik cerrahi uygulanarak implant ve kistler çıkarılır. Bununla birlikte endometriozis tekrar edebilen bir rahatsızlıktır. Tekrarları engellemek yahut küçük lezyonlarda tedavi amacıyla doğum kontrol hapları kullanılırken, ileri yaş hastalarda bir ilaçlarla menopoz sağlama yollarına başvurulur. Genellikle ayda bir kez yapılan enjeksiyonlar şeklinde uygulanan “GnRH analog tedavisi” uzun süreli kullanımda kemik erimesi, ateş basması gibi menopoz sonrası görülen yakınmalara neden olabileceğinden tedavide son seçenek olarak düşünülmelidir. 

“Kısırlık sorunu olan kadınların yüzde 15'inde, çocuk sahibi olmakta güçlük çeken çiftlerinde yüzde 40'ında rastlanan çikolata kisti (endometriozis) başlangıçta belirti vermiyor.”
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/01/sehirli-kadin-hastaligi-cikolata-kisti.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/01/sehirli-kadin-hastaligi-cikolata-kisti_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/sehirli-kadin-hastaligi-cikolata-kisti/4687/</link>
			<pubDate>Sat, 28 Jan 2023 23:35:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Diş eti hastalıklarında erken tanı önemli</title>
			<description><![CDATA[İzmir Diş Hekimleri Odası (İZDO) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tunç İlgenli, ağız sağlığının genel sağlığın ayrılmaz bir parçası olduğunu belirterek, erken tanı ve tedavinin başarılı sonuçlar verdiğini söyledi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Toplumumuzda sıklıkla rastlanan diş eti hastalıkları konusunda bilgi veren İlgenli, “Dişlerin üzerini kaplayan ve ağızda her zaman yaşayan mikroorganizmaların ortaya çıkardığı Mikrobiyal dental plak denilen birikinti, diş eti hastalıklarına neden oluyor. Bazı kişilerde dişin kaybına kadar giden bir takım sonuçlara görülebilir. Bu noktada kişinin kendi ağız bakımına maksimum özen göstermesi gerekir” diye konuştu.

Diş fırçalamanın küçük yaştan itibaren bir alışkanlık olarak edinilmesinin önemli olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tunç İlgenli, “Günde iki defa dişlerin tüm yüzeyleri minimum üç dakika süre ile fırçalanmalıdır. Diş eti hastalıkları kanama haricinde pek belirti vermediği için genellikle dişler sallandığı ya da dişeti çekilmesi olduğu zaman hekime başvuruluyor. Bu da zaten hastalığın en son evresi oluyor. Koruyucu önleyici hekimlik kapsamında diş ve çevresindeki dokulardaki problemlere baştan müdahale edilirse, hastalar maddi ve manevi anlamda avantajlı oluyor” ifadesini kullandı.

Diş eti hastalıkları, sistemik hastalıklarla da etkileşebilir

Dişeti kanamasının, dişeti hastalıklarının en önemli belirleyicisi olduğunu dile getiren İlgenli, şunları söyledi: “Bu dönemde tedavi edilmezse bazı kişilerde ilerleyerek diş tutan dokuların iltihabına dönüşebilir. Bu durumda ortaya çıkabilecek çoklu diş kayıpları kişinin çiğneme fonksiyonunu ve estetiğini negatif yönde etkilerken, yaşam kalitesinde de önemli ölçüde bozulmaya neden olmaktadır. Ağızda ve dişin çevre dokularında oluşan bu iltihap, diyabet gibi çeşitli sistemik hastalıklarla da etkileşime girerek birbirlerini olumsuz yönde etkiler”

Yılda bir muayene olun

Herhangi bir diş sağlığı problemi olmasa bile yılda bir kere rutin diş muayenesinin gerekli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tunç İlgenli şu bilgileri verdi, “Bu noktada ağız sağlığının, genel sağlığın ayrılmaz bir parçası olduğunu düşünerek, yılda bir kez yaptırılacak rutin diş hekimi kontrolüyle, hem ağız sağlığımızı korumuş hem de genel sağlığımızla ilgili istenmeyen bir durum yaşanmasının önüne geçmiş oluruz”
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/01/dis-eti-hastaliklarinda-erken-tani-onemli.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2023/01/dis-eti-hastaliklarinda-erken-tani-onemli_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/dis-eti-hastaliklarinda-erken-tani-onemli/4686/</link>
			<pubDate>Sat, 28 Jan 2023 23:32:48 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>