<?xml version="1.0"?>
         <rss version="2.0"> 
         <channel>
         <title>Sağlıklı yaşam</title>
         <link>https://www.saglikhaberajansi.com/saglikli-yasam/</link>
         <description></description><item>
			<title>Seferihisar&#39;da “Sağlıklı Yaşlanma&quot; Söyleşisi&#39;ne yoğun ilgi</title>
			<description><![CDATA[Seferihisar Belediyesi Seferiçınar Yaş Alma Merkezi’nde, Dokuz Eylül Üniversitesi iş birliğiyle demans, Alzheimer hastalığı ve sağlıklı yaşlanma konularında önemli bir söyleşi gerçekleştirildi. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Alanında uzman isimlerden Prof. Dr. Görsev Yener’in konuşmacı olarak katıldığı etkinlik, yaş alma merkezi üyelerinin yoğun ilgi ve katılımıyla gerçekleşti.

Nöroloji ve klinik nörofizyoloji alanlarında Türkiye’nin önde gelen uzmanlarından biri olan Prof. Dr. Görsev Yener, uzun yıllara dayanan klinik deneyimi ve bilimsel çalışmaları ışığında demans ve Alzheimer hastalığı hakkında kapsamlı bilgiler paylaştı. 

UCLA’da davranışsal nöroloji alanında uzmanlık eğitimini tamamlayan ve Türkiye’de ilk demans polikliniklerinden birini kuran Yener, aynı zamanda Alzheimer alanında yürütülen ulusal ve uluslararası çalışmalara katkılarıyla da dikkat çekiyor.

Söyleşide Alzheimer hastalığının erken belirtileri, korunma yolları ve sağlıklı yaşlanmanın önemi üzerinde duran Yener, katılımcıların sorularını da yanıtladı. Bilimsel bilgilerin sade ve anlaşılır bir dille aktarıldığı etkinlikte farkındalık oluşturmanın önemi vurgulandı.

Etkinlikte ayrıca Prof. Dr. Görsev Yener’in öğrencileri ve aynı alanda doktora çalışmaları yürüten uzmanlar da söz aldı.

Uzm. Psk. İlayda Kıyı Atilla, Psk. Hilal Kula, Uzm. Psk. Miray Peker, Psk. Rumeysa Emir ve Yaren Canpolat, sağlıklı yaşlanmanın psikolojik boyutuna dikkat çekerek zihinsel sağlığın korunması, sosyal yaşamın önemi ve erken farkındalık konularında bilgilendirmelerde bulundu.

Program kapsamında katılımcılar, Dokuz Eylül Üniversitesi tarafından yürütülen bilimsel çalışmalar çerçevesinde gerçekleştirilen nöropsikolojik hafıza testlerine davet edildi. 

Yetkililer, bu testler sayesinde bireylerin unutkanlık düzeylerini değerlendirebileceklerini ve erken teşhis açısından önemli bilgiler edinebileceklerini belirtti.

Söyleşiye katılan yaş alma merkezi üyelerinden Emriye Gelişen ise etkinlikle ilgili düşüncelerini şu sözlerle dile getirdi:
“Bu tür bilgilendirici etkinlikler bizim için çok kıymetli. Hem hastalıkları daha iyi tanıyoruz hem de kendimiz için neler yapabileceğimizi öğreniyoruz. Hafıza testine katılma fikri de beni çok heyecanlandırdı.”

Seferihisar’da düzenlenen bu anlamlı etkinlik, hem sağlıklı yaşlanma konusunda bilinç oluşturdu hem de bilimsel çalışmalara gönüllü katılımın önemini bir kez daha gözler önüne serdi.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/03/seferihisar-da-saglikli-yaslanma-soylesisi-ne-yogun-ilgi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/03/seferihisar-da-saglikli-yaslanma-soylesisi-ne-yogun-ilgi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/seferihisar-da-saglikli-yaslanma-soylesisi-ne-yogun-ilgi/4970/</link>
			<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 10:21:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bornova&#39;da miniklere büyük sağlık hamlesi</title>
			<description><![CDATA[Bornova Belediyesi, ilkokul ve ortaokul öğrencilerine yönelik sağlıklı beslenme, hijyen, ağız ve diş sağlığı ile temel ilk yardım konularında eğitim programı başlattı. Uzman isimler tarafından gerçekleştirilen eğitimlerin, her ay iki farklı okulda yapılması planlanıyor. Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki, sağlıklı nesiller için bilinçlendirme çalışmalarına okullardan başladıklarını vurguladı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Bornova Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü, Bornova’daki ilkokul ve ortaokul öğrencilerine yönelik sağlık eğitimi düzenlemeye başladı. Öğrencilerin sağlıklı yaşam bilinci kazanmaları ve temel sağlık konularında farkındalıklarının artırılması amacıyla hayata geçirilen program, her okulda iki gün boyunca 10.00 – 12.00 saatleri arasında gerçekleştiriliyor. Eğitimlerin her ay iki farklı okulda yapılması planlanıyor.
 
Alanında uzman isimlerden uygulamalı eğitim
 
Eğitim programı kapsamında; Diyetisyen Elif Boztaş “Sağlıklı Beslenme”,
Hekim Serpil Küçüker “Hijyen”, Diş Hekimi Esra Özatay “Ağız ve Diş Sağlığı”, Fizyoterapist Burçin Çam, Duruş Bozuklukları, Hemşireler Cemile Akdaş ve Enurye Mutlu ise “Temel İlk Yardım” başlıklarında sunumlar gerçekleştirdi.
 
Uzmanlar, sunumların ardından öğrencilerin sorularını yanıtlayarak interaktif bir eğitim ortamı oluşturdu.
 
Başkan Eşki: “Sağlıklı nesiller için okullardan başlıyoruz”
 
Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki, çocukların erken yaşta doğru sağlık alışkanlıkları kazanmasının önemine dikkat çekerek, “Sağlıklı beslenme, hijyen ve temel ilk yardım bilgisi küçük yaşta öğrenildiğinde yaşam boyu kalıcı hale gelir. Biz de Bornova’da sağlıklı ve bilinçli nesiller yetişmesi için okullarımızdan başlayarak güçlü bir eğitim seferberliği başlattık. Çocuklarımızın her alanda olduğu gibi sağlık konusunda da donanımlı bireyler olmalarını istiyoruz” dedi.
 ]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/03/bornova-da-miniklere-buyuk-saglik-hamlesi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/03/bornova-da-miniklere-buyuk-saglik-hamlesi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/bornova-da-miniklere-buyuk-saglik-hamlesi/4966/</link>
			<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 10:41:22 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>30 yıl önce başlayan bir hikaye Vay Vay Vitamin</title>
			<description><![CDATA[Çocukken dedesinin, içerisinde eşsiz tarifler olan yeşil ciltli defteri aslında bu hikayeye ışık tutan. İkrislerin adresi aslında Mersin. Karı koca sağlıkçı olan, Mustafa ve Havva Çelik çiftinin yolları yıllar sonra İzmir’de birleşti ve bu hikaye Tarihi Kemeraltı Çarşısı
Hisarönünde ‘Vay vay Vitaminde’ hayat buldu.]]></description>
		    <news><![CDATA[Havva Hanım hem anlattı şifa kaynaklarını hem de ikram etti. Ellerine sağlık. Hadi gelelim

nimetleri ve şifalarını anlatmaya. Sübye; Biliyormusunuz? Ben yeni öğrendim. Kavun çekirdeğinin sütü yanlış okumadınız. Kavun çekirdeğinin sütü... Reklamlardaki gibi olacak ama yaşlanma savaşçısı E vitamini deposu. Ağrısız sancısız usulca, sessizce böbrek taşı düşmanı. Kan şekeri dengesiz olan, insülin direnci olan, şeker teşhisi konulan, karaciğer

yağlanmasından muzdarip, tansiyondan şikayetçi, kansızık çeken, bir türlü kilo veremiyorum diyen, bebek sahibi olmak isteyen ve daha niceleri... Tahlil sonuçlarını alan soluğu Vay Vay Vitaminde alıyor. Kişiye özel karışımların şifaları bu adreste birleşerek sağlık sunuyor. Ödem attıran meyve suları karışımları. İçerisinde neler yok neler. Asıl başrol Adana Osmaniye topraklarında yetişip İzmir’de şifa dağıtmak için getirilen Pancar. Kanser tedavisinde en büyük kalkan. Pancar, havuç, elma ve tabi ki zencefil birleşimi eşsiz bir lezzet. Nelere mi faydası var; kan yapıcı, karaciğerdeki yağları parçalayan, tansiyon dengeleyici bir tat. Doğru bildiğimiz bir yanlıştan bahsedelim birazda. Şalgam. Şalgam ise Çelik çiftine Adana’lı Mersin’li atalarından kalma bir miras. Şalgamın tansiyonu yükseltir yanlışını işte tam da burada düzeltelim. İşin ayrıntısı ise Kaya Tuzu. Aksine yağ yakma özelliği ile karaciğer yağlanması dolayısıyla kolestrol dengeliyici, şeker ve tansiyon dostu.

Gelelim bir diğer mucizeye. Koruk suyu. Yüzde yüz el yapımı sıfır şeker, yemeklik ve içimlik

olmak üzere iki seçeneği ile ayrı bir lezzet. Nelerin mucizesi? Vücuttaki kalsiyum depolarına direk C vitamin aktaran bir şifa. İnanamayacaksınız belki ama bacak damarlarındaki kireçlenme, varis düşmanı, küçük bir de sır verelim tam bu noktada; menopoz sürecinde sağlam bir dost.

‘’Her Bünyenin Mührü Ayrıdır’’

Çelik çifti ile güzel sohbet devam ediyordu tüm bu şifa kaynaklarını öğrenirken ve tatarken.

Ve halen sağlıkçı olan Havva hanımdan işittiğim bir söz beni çok etkiledi. ‘Her bünyenin mührü ayrıdır, vücuda kulak vermek gerek’. Birde şunun da altını çiziyor Havva Hanım. Asla depo ürünü kullanılmıyor. Mevsiminde herşey güzel ve şifalı. Cilt güzelliği ve parlaklığıyla ilgili kozmetik ürünlere çok fazla bütçe ayırmaya gerek yok.

İçerisinde barındırdığı bir diğer adı yaşam olan E vitamini sayesinde bağırsak florasını düzenleyerek cilde parlaklık ve canlılık veren Havuç suyu doğru başvuru. Adres ise Vay Vay Vitamin... Atom karışımı keyif için muahakak Hisarönündeki Vay Vay Vitamine mutlaka uğrayın ve tadın. Sıfır şeker üzüm, ananas yaban mersini ve... Tadılmalı muhakkak. Küçük bir sır daha Anne eli Limonata. İşte tam bu noktada geleneksellik ve dürüstlük giriyor devreye. Şunu da ekliyor Havva Hanım ‘kendimizin tüketmediğini asla yapıp ikram etmiyoruz’ tamamen sıfır şeker ev yapımı Limonata. Ben tattım buzdolabımdan hazır meyve sularını ve türevlerini kaldırdım. Küçük bir

tavsiye...Karadut suyu ama özü değil asla kaynatma işleminden geçmiyor. Kansızlık, enfeksiyon giderici, bağırsak idrar yolu tamir edici, boğaz ve diş iltihabı ağrısına birebir mucize Karadut suyu. Tamamen organik ve doğal, içesirinde şifa kaynakları olan geleneksel el lezzeti ve şifasını katan bir yer. Vay Vay Vitamin. Sizleri bekliyor.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/03/30-yil-once-baslayan-bir-hikaye-vay-vay-vitamin.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/03/30-yil-once-baslayan-bir-hikaye-vay-vay-vitamin_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/30-yil-once-baslayan-bir-hikaye-vay-vay-vitamin/4965/</link>
			<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 15:34:58 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>60+ Deneyim sağlık için gönüllü oluyor</title>
			<description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi, Sağlık Gönüllüleri Projesi kapsamında 60 yaş ve üzeri yurttaşları sağlık ve yaşam kalitesini destekleyen çalışmalara gönüllü olarak katılmaya davet ediyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı, Sağlık Gönüllüleri Projesi’ni hayata geçiriyor. Tek Sağlık yaklaşımı çerçevesinde yürütülen proje, aldığı eğitimleri ve mesleki deneyimini toplum yararına aktarmak isteyen gönüllülere yönelik olarak planlandı. Proje kapsamında; belirlenen alanlarda eğitim almış 60 yaş ve üzeri yurttaşlar, 153 Hemşehri İletişim Merkezi (HİM) üzerinden başvuru yapabiliyor. Gönüllüler, toplumsal farkındalık çalışmalarında, sağlık ve yaşam kalitesini destekleyen eğitim ve etkinliklerde yer alarak destek ve koordinasyon süreçlerine katkı sağlayacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Sağlık Gönüllüleri Projesi kapsamında 2025 yılı ekim ayında genç gönüllülerin de başvurularını almıştı. Etkinlik bazlı ve esnek katılım esasına göre oluşturulan gönüllü havuzunda yer alan katılımcılara, proje sürecindeki katkıları doğrultusunda dönem sonunda gönüllülük ve katkı belgesi verilecek.

Kriterler belirlendi

Sağlık Gönüllüleri Projesi, sağlığı yalnızca hastalıkların tedavisiyle sınırlı görmeyen; yaşamın her alanına dokunan, paylaşım, dayanışma ve gönüllülük temelli bir farkındalık hareketi olarak öne çıkıyor. Bilgi ve deneyimleriyle sürece katkı sunmak isteyen gönüllüler için katılım kriterleri; 60 yaş ve üzeri olmak ve tıp, diş hekimliği, veterinerlik, hemşirelik, ebelik, ziraat, gıda mühendisliği, beslenme ve diyetetik, psikoloji, psikolojik danışmanlık ve rehberlik ile sosyoloji alanlarından birinde eğitim almış olmak şeklinde belirlendi. Projenin gençlik ayağı ise sağlık alanında eğitim gören, bu alanda çalışan ya da gönüllülük yapmak isteyen gençleri bir araya getirmeyi hedefledi. 18-30 yaş arası sağlık, sosyal hizmet, psikoloji, beslenme, veterinerlik, çevre, biyoloji, iletişim ve ilgili bölümlerden çok sayıda genç projeye başvurdu. Projede yer almak isteyen gençlerin başvurularının alınmaya devam edileceği bilgisi verildi.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/01/60-deneyim-saglik-icin-gonullu-oluyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2026/01/60-deneyim-saglik-icin-gonullu-oluyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/60-deneyim-saglik-icin-gonullu-oluyor/4954/</link>
			<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 10:10:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>&apos;Mutlu Çocuklar&#39;ın yüzü sağlıkla gülüyor</title>
			<description><![CDATA[Konak Belediyesi Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği, Mutlu Çocuklar Oyun Evleri
öğrencilerini konuk etti. İlk defa bir diş kliniği gören minikler, ağız ve diş
sağlığını nasıl koruyacaklarını eğlenerek öğrendi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Konak Belediyesi’nin neşeli yüzü Mutlu Çocuklar Oyun Evleri öğrencileri, Konak
Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren Ağız ve Diş Sağlığı
Kliniğini ziyaret ederek ağız ve diş sağlığı eğitimi aldı. Tüm oyun evlerinin sırayla
katılacağı eğitim programının ilkine Toros Sosyal Tesisleri’nin oyun evlerindeki
minikler katıldı. Deneyimli Diş Hekimi Demet Peşkersoy’un eğlenceli sunumuyla
gerçekleşen eğitimde çocuklar, ilk defa bir diş kliniği görmenin heyecanını
yaşadı. Diş hekimi eşliğinde, diş maketi üzerinde doğru fırçalama yöntemi
üzerine pratik yapan çocukların ağız ve diş muayeneleri yapıldı. Klinikteki ağız
ve diş tedavisinde kullanılan aletlere büyük merak ve ilgi gösteren miniklere,
ekipman da tanıtıldı. Eğitim sonunda, tüm çocuklara Konak Belediye Başkanı
Nilüfer Çınarlı Mutlu’nun armağanı olarak diş fırçası verildi.]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/12/mutlu-cocuklar-in-yuzu-saglikla-guluyor.jpeg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/12/mutlu-cocuklar-in-yuzu-saglikla-guluyor_t.jpeg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/mutlu-cocuklar-in-yuzu-saglikla-guluyor/4946/</link>
			<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 09:40:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Batman ve Gaziantep&#39;te yaratıcı drama yöntemi ile sağlık atölyeleri düzenlendi</title>
			<description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sağır ve işitme engelli kadınlara yönelik başlattığı “Yaratıcı Drama Yöntemi ile Kadın Sağlığı Atölyeleri” kent sınırlarını aştı. Tüm sağır ve işitme engelli kadınlara ulaşmayı hedefleyen proje kapsamında Hatay’ın ardından Batman ve Gaziantep’te de atölyeler düzenlendi.]]></description>
		    <news><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi Engelli Çalışmaları Şube Müdürlüğü’nün sağır ve işitme engelli kadınlara yönelik olarak başlattığı “Yaratıcı Drama Yöntemi ile Kadın Sağlığı Atölyeleri” İzmir’in ardından ülke geneline yayıldı. Türkiye Sağırlar Milli Federasyonu ve Türkiye Aile Planlaması Vakfı iş birliğiyle yürütülen projede tüm sağır ve işitme engelli kadınlara ulaşmayı hedefleyen İzmir Büyükşehir Belediyesi Engelli Çalışmaları Şube Müdürlüğü uzmanları Hatay’ın ardından Batman ve Gaziantep’te de atölyeler düzenledi.

Başkan Tugay’a teşekkür

Batman’daki atölye yeni kurulan İşitme Engelliler Derneği ev sahipliğinde BATSO Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Batman Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı (BATSO) Abdulkadir Demir, “Her eğitimin insanlar üzerinde mutlak etkileri vardır. Bu da çok önemli bir eğitim. Sağır ve işitme engelli yurttaşlarımıza her alanda yanlarında olduğumuzu hissettirmemiz gerekiyor. Bu çalışmada Batman’ı pilot il seçmelerinden dolayı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’a ve Sağırlar Federasyonu Başkanı’na teşekkür ediyorum” dedi.

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Meclis Salonu’nda verilen eğitime, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Engelli, Yaşlı ve Sağlık Hizmetleri Dairesi Başkanı ve Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Başkanı Yusuf Çelebi ve Türkiye Sağırlar Milli Federasyonu Başkanı Bülent Tekin de katıldı. Görme engelli Çelebi, eğitimlerden memnuniyet duyduklarını belirterek İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’a teşekkürlerini iletti.

Paylaşarak güçleniyorlar

İzmir Büyükşehir Belediyesi Engelli Çalışmaları Şube Müdürlüğü’nde görevli yaratıcı drama ve kadın sağlığı eğitmeni Emel Pektezel, işaret dili ve kadın sağlığı eğitmeni Özlem Özer ve işaret dili tercümanı Melek Uslular tarafından yaratıcı drama yöntemi kullanılarak düzenlenen atölyeler tüm gün sürdü. Atölye çalışmalarına katılan kadınlara toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde kendi bedenini tanıma, cinsel sağlık, üreme sağlığı, gebeliği koruyucu ve önleyici yöntemler, güvenli annelik, temizlik, beslenme ve menopoz başlıklarında eğitim verildi. Türkiye’de kendi alanında öncü bir uygulama niteliği taşıyan bu atölyelerde sağır ve işitme engelli kadınlar, kendi dilinde bilgiye ulaşma fırsatı bulurken aynı zamanda deneyim paylaşımı, dayanışma ve güçlenme ortamı da yaşıyor.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/10/batman-ve-gaziantep-te-yaratici-drama-yontemi-ile-saglik-atolyeleri-duzenlendi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/10/batman-ve-gaziantep-te-yaratici-drama-yontemi-ile-saglik-atolyeleri-duzenlendi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/batman-ve-gaziantep-te-yaratici-drama-yontemi-ile-saglik-atolyeleri-duzenlendi/4943/</link>
			<pubDate>Fri, 31 Oct 2025 09:35:14 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Çeşme Medicana ve Ilıca Hotel&#39;den Kadın Sağlığına Anlamlı Destek</title>
			<description><![CDATA[Ekim ayı Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında, Ilıca Hotel, kadın sağlığına dikkat çekmek amacıyla bünyesinde çalışan kadınlara özel bir farkındalık etkinliği düzenledi. Etkinlikte, Medicana Çeşme Tıp Merkezi uzman hekimleri erken teşhisin önemine dair uygulamalı ve sözlü bilgilendirmelerde bulundu.]]></description>
		    <news><![CDATA[Kadın çalışanlarının sağlığını öncelik haline getiren Ilıca Hotel, bu anlamlı ay kapsamında tüm kadın personeline ücretsiz meme muayenesi ve ultrason taraması hediye etti. Medicana Çeşme Tıp Merkezi iş birliğiyle düzenlenen etkinliğe, Başhekim Vekili Uzm. Dr. Pelin Pınar, Op. Dr. Cem Kınık ve Ebe Hemşire Gülden Barman katıldı.

Etkinlikte konuşan Ilıca Hotel Genel Müdürü Ebru Tuğgan, şu ifadeleri kullandı:

“Kadın sağlığına yönelik farkındalık, erken teşhisin ilk adımıdır. Ilıca Otel olarak çalışanlarımızın sağlığına değer veriyor, onlara yalnızca iş yaşamında değil, yaşamın her alanında destek olmayı sürdürüyoruz. Bu değerli iş birliği için Medicana Çeşme Tıp Merkezi'ne teşekkür ediyoruz.”

Meme kanseri hakkında bilgilendirme yapan Op. Dr. Cem Kınık ise erken tanının önemine dikkat çekerek şunları söyledi:

“Ekim ayı, meme kanseri farkındalık ayı olarak anılmaktadır. Biz de bu kapsamda sizlere bilgi vermek ve farkındalık yaratmak amacıyla buradayız. Meme kanseri, meme dokusundaki hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla oluşur ve özellikle 50 yaş üzeri kadınlarda görülme sıklığı artar. Aile öyküsü, alkol kullanımı ve uzun süreli hormon tedavisi risk faktörleri arasındadır. Belirtiler arasında meme başından kanlı akıntı, ele gelen sertlik, şekil bozukluğu ve ciltte ‘portakal kabuğu’ görünümü sayılabilir. Bu tür durumlarda vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır. Her kadının adet bitiminden 7–10 gün sonra kendi kendine meme muayenesi yapması çok önemlidir. Bu basit ama hayati adımlar, olası bir hastalığın erken fark edilmesini sağlar. Unutmayın, erken tanı hayat kurtarır.”

Etkinlikte Ebe Hemşire Gülden Barman, kendi kendine meme muayenesi yöntemlerini uygulamalı olarak gösterirken, Otel Diyetisyeni Gizem Çakıl sağlıklı beslenmenin kanser üzerindeki etkilerini anlattı. Otel Hemşiresi Zelal Kutlar ise erken teşhis ve tedavinin önemine vurgu yaptı.

Tüm kadın personele meme muayenesi ve ultrason taramasının hediye edildiği etkinlik, sağlıklı ikramlar ve pasta kesimiyle sona erdi.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/10/cesme-medicana-ve-ilica-hotel-den-kadin-sagligina-anlamli-destek.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/10/cesme-medicana-ve-ilica-hotel-den-kadin-sagligina-anlamli-destek_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/cesme-medicana-ve-ilica-hotel-den-kadin-sagligina-anlamli-destek/4940/</link>
			<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 10:43:13 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Çiğli Belediyesi&#39;nden meme kanseri farkındalık semineri</title>
			<description><![CDATA[Çiğli Belediyesi, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında kadınların bilinçlendirilmesine yönelik bir seminer düzenledi. Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü tarafından organize edilen seminer, Fakir Baykurt Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Erken tanı hayat kurtarıyor
Seminerde konuşan Dr. Hilal Sipahi, meme kanseri ve erken tanının önemine dikkat çekti. Erken tanının hayat kurtardığını vurgulayan Sipahi, “Haftada en az üç gün, yarım saat yürüyüş ya da egzersiz yapmak birçok kanser türünde risk faktörlerini azaltıyor. Egzersiz çok önemli bir konu. Bunun yanında yaşam tarzı, beslenme, kilo, alkol, sigara kullanımı ve ailede kanser geçmişi olup olmadığı da bizim için büyük önem taşıyor. Dengeli beslenme, sigara ve alkolden uzak durmak, egzersiz yapmak ve emzirmek koruyucu faktörler arasında yer alıyor” dedi.
“Her ay, sadece 5 dakika”
Dr. Sipahi, “Her kadın, her ay düzenli olarak, adet döneminin ardından her iki memesini de 5 dakika süreyle elle kontrol etmeli” diyerek, bu basit uygulamanın hayati önem taşıdığını belirtti. Sipahi, muayenenin ayna karşısında gözlemle başlayıp elle yapılan dairesel hareketlerle devam etmesi gerektiğini söyledi.
Kadın Sağlığı Merkezlerinde Ücretsiz eğitim ve destek
Dr. Hilal Sipahi, ayrıca Küçük Çiğli Mahallesi’nde bulunan İzmir Sağlık ve Esenlik Merkezi (İZSEM) hakkında da bilgilendirme yaptı. “Merkezimizde her pazartesi kadın sağlığı eğitimleri düzenleniyor. Doğum kontrol yöntemleri, beslenme, kilo kontrolü ve egzersiz konularında destek veriyoruz. Pilates eğitimlerimiz var. Bunun yanı sıra hem çocuklar hem de yetişkinler için psiko-sosyal destek sağlıyoruz. Psikolojik destek almak isteyen vatandaşlarımız, İzmir Büyükşehir Belediyesi Hemşehri İletişim Merkezi’nin 153 numaralı hattı üzerinden randevu oluşturabilir. Ayrıca 0232 294 22 60 numaralı telefondan da bilgi alınabilir. Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi’nden (KETEM) de aile hekimleri aracılığıyla randevu oluşturulabilir” ifadelerini kullandı.
 “Pembe bileklik hayat kurtarabilir”
Seminerin bir diğer konuşmacısı Sağlıkta Kalite Derneği (SAĞKAL) üyesi Saadet Kökden ise pembe bileklik uygulaması hakkında bilgi verdi. Kökden, “Kanser tedavisi gören ve kol altından operasyon geçiren kadınların o kolu çok hassas oluyor. Bu nedenle pembe bileklik takan bir kadının o koluna dokunulmaması, kan alınmaması, tansiyon ölçülmemesi ve serum takılmaması gerekiyor. Bu bileklik, ‘Lütfen bu koluma dokunmayın’ mesajını verir. Bileklik talebinde bulunmak isteyen kadınlar derneğimize başvuruda bulunabilir” dedi.
Başkan Yıldız: “Kadınların sağlığı her şeyden öncelikli”
Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız, kadın sağlığına yönelik farkındalık çalışmalarını önemsediklerini belirterek, “Kadınlarımızın yaşam kalitesini yükseltecek, sağlık konusunda farkındalık yaratacak her çalışmayı destekliyoruz. Erken tanı ve bilinç, meme kanseriyle mücadelede en güçlü silahlarımızdan biridir. Bu tür etkinliklerle kadınlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

 
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/10/cigli-belediyesi-nden-meme-kanseri-farkindalik-semineri.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/10/cigli-belediyesi-nden-meme-kanseri-farkindalik-semineri_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/cigli-belediyesi-nden-meme-kanseri-farkindalik-semineri/4939/</link>
			<pubDate>Thu, 16 Oct 2025 10:20:31 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title> “Erken teşhis hayat kurtarır&quot;</title>
			<description><![CDATA[Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında anlamlı bir etkinlik gerçekleştirdi. Avrupa Tıp Öğrencileri Birliği (EMSA) Ege iş birliğiyle düzenlenen etkinlik, EÜ 1 Nolu Yemekhane önünde hibrit bir farkındalık çalışması olarak yapıldı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Etkinlikte, Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Emine Serra Kamer ve hekim adayları, öğrencilere meme kanseri konusunda erken tanı ve korunma yöntemlerini anlattı. Öğrenciler, katılımcılara kendi kendine meme muayenesi ve düzenli doktor kontrollerinin önemine dair mesajlar verdi.

“Meme kanserinden korkmamak ve geç kalmamak gerekiyor”

Etkinlikle ilgili bilgi veren Prof. Dr. Emine Serra Kamer, “Meme kanseri, dünya genelinde ve ülkemizde kadınlar arasında en sık görülen tümörlerden biridir. Farkındalık ve erken tanı giderek önem kazanıyor. Her ay yalnızca beş dakika ayırarak memelerdeki şişlik, renk değişikliği, meme başında içe dönme veya kanlı akıntı gibi belirtiler fark edilebilir. Düzenli mamografi ve ultrasonografi ile de belirti vermeden kanser tespiti mümkün. Meme kanserinden korkmamak ve geç kalmamak gerekiyor. Erken teşhis hayat kurtarır. Tarama programlarına katılım, riskinizi minimize eder. Unutmayın, ayıracağınız beş dakika hayatınızı kurtarabilir” dedi.

Kurulan stantta katılımcılara meme kanseriyle ilgili kitap, broşür ve pembe kurdeleler dağıtılırken, görsel materyallerle de bilgilendirme yapıldı. Pembe balonlar ve kurdelelerle süslenen stant, katılımcıların ilgisini topladı. Etkinlik boyunca kampüs ve çevresinde meme kanseri farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalar gerçekleştirildi.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/10/erken-teshis-hayat-kurtarir.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/10/erken-teshis-hayat-kurtarir_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/erken-teshis-hayat-kurtarir/4938/</link>
			<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 11:00:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Hem Avrupa&#39;da hem Türkiye&#39;de model olma hedefi</title>
			<description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Ege Geriatri Derneği iş birliği ile bu yıl “Yaş Dostu İzmir” temasıyla düzenlediği 4’üncü Uluslararası 13’üncü Ulusal İzmir İleri Yaş Sempozyumu başladı.]]></description>
		    <news><![CDATA[İki gün sürecek sempozyum İzmir’in yalnızca ulusal ölçekte değil, Avrupa düzeyinde de yaş dostu kent yaklaşımının örneklerinden biri haline gelmesine katkıda bulunacak. Burada paylaşılacak deneyimler hem İzmir’in vizyonunu güçlendirecek hem de Türkiye’deki diğer belediyelere yol gösterecek.

İleri yaşlı bireylerin kent yaşamına aktif katılımını sağlamak ve herkes için erişilebilir bir İzmir oluşturmak için çalışmalarını sürdüren İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Ege Geriatri Derneği iş birliğiyle düzenlediği 4’üncü Uluslararası 13’üncü Ulusal İzmir İleri Yaş Sempozyumu başladı. Bu yıl  “Yaş Dostu İzmir” temasıyla iki gün boyunca Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde (AASSM) sürecek sempozyuma İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Dr. Zafer Levent Yıldır, Ege Geriatri Derneği Başkanı psikolog Mevlüt Ülgen ve dernek yöneticileri, Büyükşehir Belediyesi bürokratları ile meclis üyeleri, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, akademisyenler ve ileri yaşlı bireyler katıldı. Sempozyum öncesinde Ege 3. Yaş Üniversitesi Korosu, konseriyle müzik ziyafeti sundu.

“Burada kazanılacak deneyimler İzmir’in Avrupa’da ulusal bir model olmasını sağlayacak”

Programın açılış bölümünde konuşan İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Dr. Zafer Levent Yıldır, “Bu etkinlik sadece bilimsel bir toplantı değil, geleceği şekillendiren bir vizyonun somutlaşmasıdır. Kuşaklararası dayanışmayı güçlendirmek, herkesi kucaklayan bir kent yaratmak istiyoruz. Sağlıklı Yaş Alma ve Alzheimer-Demans Hastaları Buluşma ve Dayanışma Merkezi’miz, 22 Ekim’de ders başı yapacak 3. Yaş Üniversitemiz, mahalle bazında sunduğumuz sosyal destek ve sağlık eğitim hizmetleriyle Türkiye’ye öncülük ediyoruz. İzmir’i yaş dostu bir kent yapmak sadece binaları, yolları, hizmetleri düzenlemekle sınırlı değil. ‘Yaş Dostu Kent’ demek dayanışmayı ve kapsayıcılığı merkeze alan bir felsefe. Yaş almak hayatı biriktirmektir. Bu birikimlerle olgunlaşır, bilgeliği, sabrı ve dirayeti kazanırız. İleri yaşın getirdiği sorunları değil fırsatları da konuşmak istiyoruz. İleri yaşlı bireyleri yaşamın merkezine oturtmayı da konuşmak istiyoruz. Burada paylaşacağımız deneyimler İzmir’in Avrupa’da ulusal bir model olmasını sağlayacak ve aynı zamanda Türkiye’nin diğer belediyelerine ilham verecek” dedi.

“Sempozyum yaşlı dostu kent hedefine derinlik katacak”

Sempozyuma başkanlık yapan Ege Geriatri Derneği’nden Prof. Dr. Sevnaz Şahin, İzmir’in binlerce yıllık kadim kültüründen örnekler vererek, “İleri yaş, biriken bilgelikle zamanın ötesine geçebilmektir. Yaşlanma da tıpkı İzmir gibi değişimin içinde kalıcı olmayı gerektirir. Özümüzü, bilgeliğimizi ve toplumsal rolümüzü korumayı gerektirir. Yaşlanmak İzmir olmaktır, kadim olmak, dayanıklı olmak, çok sesli olmak ve geleceğe dönük bakış açısına sahip olmaktır. Bu sempozyum, geçmişin bu değerli birikiminden ilham alarak, ileri yaş nüfusunun talep ve ihtiyaçlarını, sağlık, mimari, teknoloji, sosyal hizmetler ve yerel yönetimler çerçevesinde, bilimsel yöntemlerle irdeleyecektir. Buradaki her bir tebliğ ve tartışma, İzmir’in ‘Yaş Dostu Kent’ olma hedefine, tarihsel bir derinlik katacaktır” ifadelerini kullandı.

“Sorumluluklarımız var”

Yaşlı nüfusun artmasıyla değişimlerin ve taleplerin birlikte oluştuğunu belirten Ege Geriatri Derneği Başkanı Mevlüt Ülgen, sempozyumların iş birlikleriyle politikaların belirlenmesine katkı sunduğunu aktardı. Ülgen, “İzmir’de ‘Yaşlı Dostu Kent’ olma anlamında görev ve sorumluluklarımız var. Neler yapabiliriz konusunda tartışmak ve uluslararası deneyimlerden yararlanmak istiyoruz. İzmir’in yaşlı bireyler adına daha yaşanılabilir bir kent olması adına birlikte çalışmamız gerekiyor. Yaşlı bireylerin yaşamın her alanında söz ve karar sahibi olması, biriktirdikleri deneyimlerin aktarılması için bilimsel çalışmalar yapıyoruz” diye konuştu.

Dolu dolu program

Açılış konuşmalarının ardından “Türkiye Sağlıklı Yaşlanma Eylem Planları ve Hedefler” adlı konferansa geçildi. Moderatörlük görevini üstlenen Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Başak Bayram da, “Bu 2 bin yıllık bir öykü. Sağlıklı yaş almakla ilgili bilim insanları çaba gösteriyor. Çevresel, sosyal, ekonomik birçok faktör sağlıklı yaş almada etkili. Güzel İzmir’imizi bu konuda önderlik eden bir kent yapmaya çalışıyoruz” dedi.

Konferansta konuşmacı olarak söz alan Prof. Dr. Sevnaz Şahin ise Türkiye’de yaşlanma alanında yapılan çalışmalara değinerek, ileri yaş bireylerinin yürütülen faaliyetleri bilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Bunları bilmeleri lazım ki haklarını öğrenip, talep edebilsinler. Yapılan birçok eylem planı var, hedefler çok büyük. Yapılan çalışmalar da var ama yeterli değil. Yaşlı nüfus artıyor. Türkiye yaşlı bir toplum oldu” dedi. Sempozyum “Dünya Sağlık Örgütünde Yaş Dostu Kentler” oturumuyla devam etti. Sempozyum günün geri kalanında “Türkiye Yaş Dostu Kent Deneyimleri Paylaşımı”, “Dünyadan İyi Uygulamalar” başlıkları altında düzenlenen oturumlarla devam edecek. 10 Ekim’de ise “Fiziksel Çevre”, “Sosyal Hizmetler”, “Topluma Katılım Yuvarlak Masa” oturumları yapılacak.

 “Yaş Dostu Kent” kavramı konuşuluyor

Sempozyumda sağlık, sosyal hizmetler, kültür, mimari ve sosyal politikalar alanlarında atılacak adımlar yerel ve merkezi yönetimler çerçevesinde ele alınıyor, İzmir’de yaş almanın daha güvenli, sağlıklı ve mutlu yolları konuşuluyor.  “Yaş Dostu Kent” kavramı İzmir’e odaklanarak ulusal ve uluslararası katılımla ele alınarak, dünyadan ve Türkiye’den uzmanlar deneyim ve birikimlerini paylaşıyor.

Sempozyum, 2008’den bu yana devam eden önemli bir bilimsel ve sosyal buluşma niteliği taşıyor. Sempozyum İzmir’in Dünya Sağlık Örgütü Yaşlı Dostu Kentler ve Topluluklar Küresel Ağı’na 2025 yılında kabul edilmesiyle ayrı bir anlam taşıyor. Etkinliğe çok sayıda yerli ve yabancı akademisyen, yerel yönetim temsilcileri, sivil toplum kuruluşları ve sağlık profesyonelleri katılıyor. Türkiye’nin en hızlı yaşlanan şehirlerinden biri olan İzmir’de 65 yaş ve üzeri nüfusun oranı yüzde 13’e yaklaşmışken sempozyumun düzenlenmesinin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Bu demografik değişim yaşlı dostu politikaları bir tercih değil, zorunluluk haline getiriyor. Sempozyum, İzmir’in yalnızca ulusal ölçekte değil, Avrupa düzeyinde de yaş dostu kent yaklaşımının örneklerinden biri haline gelmesine katkıda bulunacak. Burada paylaşılacak deneyimler hem İzmir’in vizyonunu güçlendirecek hem de Türkiye’deki diğer belediyelere yol gösterecek.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/10/hem-avrupa-da-hem-turkiye-de-model-olma-hedefi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/10/hem-avrupa-da-hem-turkiye-de-model-olma-hedefi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/hem-avrupa-da-hem-turkiye-de-model-olma-hedefi/4937/</link>
			<pubDate>Thu, 09 Oct 2025 13:58:32 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sigarayı Bırakmayı Kolaylaştıran 6 Pratik Öneri!</title>
			<description><![CDATA[Sigara dumanında bulunan 7 binden fazla kimyasal maddenin en az 70’i kanserojen etkisi taşıyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Arsenik, hidrojensiyanid, kadmiyum, benzen, nitrozaminler ve krom gibi maddeler, sigaranın sağlığa verdiği zararın en tehlikeli bileşenleri arasında yer alıyor. Acıbadem International Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, sigaranın içeriğindeki zararlı maddeler nedeniyle vücudumuzdaki tüm organlara zarar verdiğini belirterek, “Sigaranın hasar oluşturmadığı hiçbir organ yoktur. Sigara içenlerin yüzde 90'ı, yani her 10 kişiden 1’i, hayatlarının herhangi bir döneminde sigaranın yol açmış olduğu sağlık problemiyle yüz yüze gelmektedirler” uyarısında bulunuyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, sigarayı bıraktıktan sonra hastalıklara yakalanma riskinin zamanla sigara içmeyenlere yakın düzeylere indiğini, bu nedenle sigarayı bırakmanın sağlık için atılacak en önemli adım olduğunu vurgulayarak, “Bu konuda, Sağlık Bakanlığı’na bağlı olan Sigara Bırakma Poliklinikleri, ilaç tedavisi ve motivasyonel destek sağlamaktadır. Ancak, sigarayı bırakmak için hangi yöntem uygulanırsa uygulansın, önemli olan kişinin kendi iradesiyle bırakma isteğidir” diye konuşuyor. 
 

Akciğerlerden kalbe mideden saçlara… 

Sigara, tüm organlara ciddi derecede zarar verirken, özellikle akciğerler üzerinde ölümcül riskler oluşturabiliyor.  Öyle ki akciğer kanserinin yüzde 90’ından sigara sorumlu oluyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, sigaranın zararlarını şöyle sıralıyor:  


	Saçlarda dökülme, kırılma
	Ciltte kırışma, buruşma, erken yaşlanma
	Dişlerde bozulma ve çürüme, diş eti hastalıkları, ağız içi kanserleri
	Ses teli kanseri, yutak kanseri, sinüzit
	Yemek borusu, pankreas, karaciğer ve bağırsak kanserlerinin yanı sıra gastroösafageal reflü, peptik ülser
	KOAH, amfizem, astım, akciğer kanseri, akciğer kesecikleriyle ilgili hastalıklar
	Koroner arter hastalığı, aort anevrizması, Buerger hastalığı
	Böbrek ve mesane tümörleri, iktidarsızlık
	Jinekolojik kanserler, infertilite (kısırlık), düşük, erken doğum 
	Kemik erimesi
	Diyabet, guatr
	Gözlerde sarı nokta hastalığı, körlük
	Romatoid artrit, Raynaud hastalığı
	Demans
	Anksiyete, depresyon


“Arada tek tük sigara içeyim, bir şey olmaz”   demeyin!

Sigarayı bırakmada en kritik nokta, sigarayı tam anlamıyla beyninizde bitirmektir. Göğüs  Hastalıkları Uzmanı Prof.  Dr. Bülent Tutluoğlu, sigarayı bırakmak isterken yapılan önemli bir hatayı, “Eğer bir yanınız sigarayı bırakmak isterken, bir yanınız   ‘arada tek tük sigara içeyim, bir şey olmaz’ derse, içmek isteyen tarafınız galip gelir ve düşündüğünüz gibi tek tük değil, eskiden içtiğiniz tempoda sigaraya devam edersiniz” sözleriyle anlatıyor. 

 

SİGARAYI BIRAKMAYI KOLAYLAŞTIRAN 6 PRATİK ÖNERİ!

Sigarayı azaltmak bırakmaya yardımcı olabiliyor, ancak en etkin yöntem tam olarak bırakma tarihini belirlemek! Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, hedeflediğiniz tarihten önce sigarayı bırakma sürecine katkı sağlayacak olan önerileri ise şöyle özetliyor:  

Yakınlarınızdan destek alın: Ailenize ve arkadaşlarınıza sigarayı belirli bir tarihte bırakacağınızı söyleyin. Sigarayı bırakma tarihiniz üzerine bir arkadaşınızla bahse girin. Eşinizin veya arkadaşınızın sizinle birlikte sigarayı bırakmasını sağlayın. 

Sigaraya ulaşma imkanlarınızı kısıtlayın:  Kartonlarca sigara almaktan vazgeçin. Diğer bir paketi almak için paketinizin boşalmasını bekleyin. Evde ve işyerinde üzerinizde sigara bulundurmaktan kaçının.

Markaları değiştirin: İçimini kötü bulduğunuz bir sigara markasına geçiş yapın. Hedeflediğiniz bırakma tarihinden birkaç hafta önce katranı ve nikotini düşük bir sigara markasına geçin. Ancak miktarı arttırmayın, daha derin nefes almayın.

İçtiğiniz sigaraların sayısını azaltın: Her sigaranın sadece yarısını için. Her gün ilk sigaranızı 1’er saat erteleyin. Sadece tek veya çift saat başlarında sigara için. Gün boyunca kaç sigara içeceğinizi kararlaştırın. Her ekstra sigara için kendinize para cezası verin. 

Alışkanlık nedeniyle sigara içmeyi önleyin: Gerçekten çok istediğiniz zaman sigara için. Alışkanlığınız yüzünden sigara yakmak üzere olduğunuz anları yakalayın.

Sigara içmeyi sevimsiz hale getirin: Kül tablalarınızı boşaltmayın, sigara izmaritlerinizi cam bir kapta toplayın.  Düşünmeden sigara yakıyorsanız, sigarayı aynanın karşısında yakmayı deneyin. Sigarayı sadece sizin için rahatsız edici ortamlarda için. 
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/10/sigarayi-birakmayi-kolaylastiran-6-pratik-oneri.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/10/sigarayi-birakmayi-kolaylastiran-6-pratik-oneri_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/sigarayi-birakmayi-kolaylastiran-6-pratik-oneri/4935/</link>
			<pubDate>Tue, 07 Oct 2025 14:21:18 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Topallama 3 günden fazla sürüyorsa, dikkat!</title>
			<description><![CDATA[Ritmi bozulan bir yürüyüş, minik adımların aksaması, koşma ve zıplama gibi hareketlerde yaşanan zorlanma… Çocukluk çağında sık karşılaşılan şikayetlerden biri olan topallama genellikle 1 ila 10 yaş arasındaki çocuklarda görülüyor. Bazı durumlarda ciddi ortopedik ya da enfeksiyöz hastalıkların ilk sinyali olabiliyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Yürürken bacağın normalden farklı hareket etmesi, yükün eşit dağılmaması ya da ağrı nedeniyle yürüme düzeninin bozulması şeklinde ortaya çıkan topallama; bazı çocuklarda geçici kas yorgunluğuna bağlı olabilirken, bazılarında kemik, eklem veya sinir sistemine dair önemli bir hastalığa işaret ediyor. Çocuklar hareket kısıtlılığı nedeniyle koşma ve zıplama gibi aktivitelerde zorlanabiliyor. Vücut yükünün dengesiz dağılması, zamanla kalça, diz ve omurga hizasında bozulmalara neden olabiliyor. Ayrıca bu çocuklarda düşme ve yaralanma riski de önemli ölçüde artıyor. 

Pek çok yönden olumsuz etkiliyor

 

Topallamanın en belirgin sonuçları fiziksel olsa da, uzun sürmesi psikolojik ve sosyal yaşamı da etkiliyor. Prof. Dr. Levent Eralp, fiziksel etkileri şöyle özetliyor: “Koşma, zıplama gibi aktivitelerde zorlanması nedeniyle hareket kısıtlılığı oluşuyor. Kas-iskelet sistemi gelişiminde ortaya çıkan durumlarda, çocukta dengesiz yüklenme, kalça-diz-omurga hizalanmasında sorunlar gelişiyor. Dengesiz yürümesi ise kazalara davetiye çıkarıyor. Bütün bu olumsuz etkiler, yaşıtları gibi hareket edemeyen bu çocukları fiziksel olduğu kadar, psikolojik ve sosyal olarak da etkiliyor.”

Nedeni yaşa göre değişiyor

Çocuklarda topallamanın, küçük travmalardan enfeksiyonlara, kalça çıkığı ya da romatizmal hastalıklara kadar pek çok farklı nedene bağlı olabileceğine değinen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Eralp’e göre, bu durumların bir kısmı kendiliğinden düzelirken, bazıları ise acil müdahale gerektirecek kadar ciddi olabiliyor. Özellikle uzun süren ya da giderek şiddetlenen topallamalarda, altta yatan sebebin erken dönemde araştırılması büyük önem taşıyor. 

Topallamanın nedenleri, çocuğun yaş grubuna göre değişiklik gösteriyor. 0-3 yaş arası çocuklarda en sık görülen sebepleri doğumsal kalça çıkığı, enfeksiyonlar (septik artrit ve osteomyelit) ile travmalar oluşturuyor. 3-6 yaş grubunda geçici sinovit adı verilen iyi huylu ve kendiliğinden düzelen kalça iltihapları öne çıkarken, Perthes hastalığı ve septik artrit gibi daha ciddi tablolar da gözlemlenebiliyor. 6-10 yaş aralığında travmalar, Perthes hastalığı, büyüme ağrıları ve juvenil artrit gibi romatizmal hastalıklar topallamaya  yol açabiliyor. 10 yaş üzeri ergenlik döneminde ise SCFE (kaymış femoral epifiz) adı verilen kalça bozuklukları, spor yaralanmaları, romatolojik hastalıklar ve nadiren de olsa kemik tümörlerinin tanı koyarken dikkate alınması gerekiyor. Bu nedenle topallamanın süresi, eşlik eden belirtiler ve çocuğun yaşı, tanıya giden yolda önemli ipuçları sunuyor. 

Dikkat! Bu durumlarda doktora başvurun

Bazı nedenler kalıcı eklem hasarı, kalça gelişim bozukluğu hatta yaşamı tehdit eden enfeksiyonlarla sonuçlanabiliyor. Dolayısıyla tanının gecikmesi, tedavi sürecini zorlaştırmakla kalmıyor; çocuğun hareket kabiliyeti ve yaşam kalitesi üzerinde ciddi kalıcı etkiler bırakabiliyor. Erken teşhisin, çocuğun hem mevcut sağlığını hem de ilerleyen yaşlardaki gelişimini doğrudan etkilediğini vurgulayan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Eralp, “Birkaç gün süren topallamalarda, özellikle ağrıya eşlik eden ateş, gece uyanma, eklemde şişlik ve kızarıklık gibi belirtiler varsa, topallama travmaya bağlı oluştuysa, şikayetler tekrarlıyor veya hiç geçmiyorsa, ailelerin vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmaları önem taşıyor. Topallamayla birlikte ayağını kullanmak istemeyen, halsiz düşen veya kilo kaybı yaşayan çocuklarda da daha ciddi hastalıkların araştırılması gerekebiliyor” diyor. 

Tedavi seçenekleri sorunun nedenine göre değişiyor
 

Topallamanın altta yatan nedenine göre tedavi yaklaşımı da değişiyor. Her topallama cerrahi gerektirmese de bazı durumlarda ameliyat, çocuğun sağlıklı gelişimi ve kalıcı hasarların önlenmesi için şart hale geliyor. Örneğin, kaymış femoral epifiz durumunda kalça başı kaydığı için epifizi vida ile sabitleme veya Perthes hastalığında, ileri evrelerde kalçanın düzgün şekillenmesi için kemik düzeltme ameliyatlarına ihtiyaç duyuluyor. Septik artrit gibi acil durumlarda da vakit kaybetmeden eklemi cerrahi olarak boşaltmak ve enfeksiyonu kontrol altına almak büyük önem taşıyor.

Cerrahi işlem bazı durumlarda kaçınılmaz oluyor


Cerrahi gereken bir diğer önemli durumun kemik iltihapları ve tümörler olduğunu belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Eralp, “Osteomyelit gibi enfeksiyonlarda iltihaplı dokunun temizlenmesi ve uzun süreli antibiyotik tedavisi gerekiyor. Tümör vakalarında, tümörün çıkarılması, gerekirse protezle desteklenmesi ve onkoloji ekibiyle tedavinin sürdürülmesi şarttır. Ayrıca travmatik kırıklar veya büyüme plağı yaralanmalarında da kemiklerin düzgün kaynamaları için plak ya da vida uygulamaları yapılabiliyor. Her vaka için ayrı bir planlama yapıyoruz ve erken tanı sayesinde çoğu zaman çocuklar tamamen sağlığına kavuşuyor” ifadelerini kullanıyor.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/08/topallama-3-gunden-fazla-suruyorsa-dikkat.png</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/08/topallama-3-gunden-fazla-suruyorsa-dikkat_t.png</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/topallama-3-gunden-fazla-suruyorsa-dikkat/4916/</link>
			<pubDate>Tue, 19 Aug 2025 09:36:34 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yaz sıcakları apandisit vakalarını artırıyor</title>
			<description><![CDATA[Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte apandisit vakalarında da ciddi artış yaşanıyor. Uzmanlar uyarıyor: Tedavi için ilk 24 saat çok önemli!]]></description>
		    <news><![CDATA[Bazı karın ağrıları son derece basit nedenlerle ortaya çıkarken, apandisit gibi hayati riske yol açabilen bir sorundan da kaynaklanabiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Fikret Aksoy “Son yıllarda yapılan araştırmalar, birçok ülkede özellikle yaz aylarında akut apandisit vakalarının belirgin şekilde arttığını ortaya koymaktadır. Yaz mevsiminde yüksek sıcaklıklar, beslenme alışkanlıklarının değişmesi ve bağırsak enfeksiyonlarının daha yaygın hale gelmesi gibi faktörler apandisit riskini artırmaktadır” diyor. Prof. Dr. Fikret Aksoy, apandisitin yaygın belirtilerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

Karnımızın sağ alt tarafında, kalın bağırsağın başlangıcında bulunan apendiks (apandis) adlı küçük organın çeşitli nedenlerle iltihaplanmasına ‘apandisit’ deniliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Fikret Aksoy, en sık görülen apandisit türünün akut apandisit olduğunu belirterek, akut apandisite erkeklerde daha fazla rastlanıldığını, özellikle 10-30 yaşları arasında görüldüğünü, ancak her yaşta ortaya çıkabildiğini söylüyor. Apandisite genetik etkenlerin yanı sıra birçok çevresel faktörün de neden olabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Aksoy şöyle konuşuyor: “Apandisit, genellikle apendiksin içinin tıkanmasıyla meydana gelirken, bu tıkanıklığa gastrointestinal enfeksiyonlar, sigara dumanı, alerjenler gibi çevresel faktörler neden olabilmektedir. Ancak en sık gözlenen çevresel risk faktörler arasında; yaz mevsiminde sıcak havalar nedeniyle vücudun susuz kalması ve kabızlık riskini artırabilmesidir. Yaz aylarında akut apandisit riskinin artmasıyla potansiyel olarak ilişkili diğer davranışlar arasında; değişen beslenme alışkanlıkları, düşük lifli diyet, şekerli içeceklerin/yiyeceklerin artması ve gastrointestinal patojenlere maruz kalma yer alabilir.” 

Akut apandisit, karın ağrısının yaygın nedeni!

Akut apandisitin karın ağrısının ve birçok ülkede acil cerrahinin en yaygın nedeni olduğunu belirten Prof. Dr. Fikret Aksoy, apandisitin en belirgin belirtisinin, göbek çevresinde başlayıp, zamanla karnın sağ alt bölümüne kayarak şiddetlenen karın ağrısı olduğunu söylüyor. Bu ağrıya genellikle mide bulantısı, kusma, iştah kaybı, halsizlik, kabızlık veya ishal gibi sindirim sistemi belirtilerinin de eşlik ettiğini, bazı hastalarda ateş de görülebildiğini belirten Prof. Dr. Aksoy “İlk belirtilerden genellikle 24-48 saat sonra apandisit patlaması meydana gelir ve ağrının aniden azalmasıyla kendini gösterebilir. Ancak kısa süre içinde şiddetli karın ağrısı, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu ortaya çıkar. Gaz birikmesi ve karında şişkinlik, öksürme ve yürüme gibi hareketler ile artan ağrı, ağızda ve dilde kuruluk, kabızlık ve idrar sıklığında artış olur. Tedavi edilmemiş apandisin yırtılarak içindeki iltihabın karın boşluğuna yayılması anlamına gelen apandisit patlaması, hayati riske yol açabilen ciddi bir durumdur” diyor. 

Tedavide ilk 24 saat kritik!

Apandisit tedavisinde ilk 24 saatin kritik önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Aksoy “Apandis (apendiks) iltihabı ilk 24 saatte tedavi edilmezse patlayarak ciddi enfeksiyonlara hatta hayati riske neden olabilir” diyor. Günümüzde apandisit tedavisinde en yaygın yöntemin cerrahi olduğunu belirten Prof. Dr. Fikret Aksoy şöyle konuşuyor: “Tedavi seçenekleri arasında antibiyotik tedavisi, laparoskopik cerrahi ve açık cerrahi gibi yöntemler uygulanmaktadır. Tedavi yöntemi apandisin durumuna, yol açtığı şikayetlere ve belirtilerin şiddetine göre belirlenir. Laparoskopik (kapalı) cerrahi, küçük kesiler açılarak yapıldığından daha hızlı iyileşme sağlar ve daha iz bırakır. Ancak apandis patlamışsa enfeksiyonun yayılmasını önlemek için acil cerrrahi müdahale zorunludur ve açık ameliyat tercih edilir.”
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/08/yaz-sicaklari-apandisit-vakalarini-artiriyor.png</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/08/yaz-sicaklari-apandisit-vakalarini-artiriyor_t.png</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/yaz-sicaklari-apandisit-vakalarini-artiriyor/4915/</link>
			<pubDate>Thu, 14 Aug 2025 09:26:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yazın hamilelerde görülen 6 sağlık sorunu</title>
			<description><![CDATA[Aşırı sıcaklar, yüksek nem, güneşin yakıcı ışınları ve serinlemek için girilen havuzlar derken yaz aylarında anne adaylarının karşılaştığı bazı sorunlarda artış görülüyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Meriç Kabakcı, “Yaz mevsiminde özellikle hijyenik olmayan havuzlar ve bazı yanlış davranışlar, hamilelikte mantar veya idrar yolu enfeksiyonu gibi sağlık sorunlarının daha fazla yaşanmasına neden oluyor. Bu enfeksiyonlar, zamanında tedavi edilmezse, erken doğum gibi ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Ancak anne adayları yaz risklerine karşı dikkatli olup önlem alarak sağlıklı ve güvenli bir hamilelik süreci geçirebilirler” diyor. Dr. Meriç Kabakcı hamilelikte yazın sık karşılaşılan 6 sorunu ve alınabilecek önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 


	Sıvı kaybı ve vücudun susuz kalması


Hamilelikte vücudun sıvı ihtiyacı artar. Buna karşın özellikle yaz aylarında terlemeden dolayı bu kayıp daha da fazlalaşır. Susuzluk; baş dönmesi, halsizlik ve kas kramplarına yol açabilirken, ileri düzeyde sıvı kaybı ise rahim kasılmalarını tetikleyerek erken doğum riskini dahi artırabilir. Bu nedenle anne adaylarının gün içerisinde düzenli aralıklarla su içmeleri, vücuttan su atılmasına neden olacağı için kafeinli içeceklerden kaçınmaları ve sıvı yönünden zengin meyve-sebze tüketmeleri önemlidir. Özellikle dışarı çıkmadan önce ve sonra su tüketilmelidir. 


	Ödem (şişlik) ve dolaşım sorunları


Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Meriç Kabakcı “Hamilelik döneminde, özellikle sıcak havalarda vücutta sıvı birikimi artabilir. Bu durum el, ayak ve ayak bileklerinde şişlik olarak kendini gösterebilir ve dolaşım sistemini zorlayabilir. Ayakta uzun süre kalmak ya da otururken bacakları aşağı sarkıtmak ödemi daha da artırır. Bacakları yukarıda dinlendirmek, tuz tüketimini azaltmak ve hafif egzersizler ödemi hafifletebilir. Ayrıca bol, rahat ve hava alan giysiler giymek de oldukça faydalıdır” diyor. 


	Güneş çarpması ve aşırı ısınma


Güneş altında uzun süre kalmak, özellikle hamilelikte ciddi bir risk oluşturabilir. Vücut ısısı zaten normalden daha yüksek olan gebelir, sıcak çarpmasına karşı daha hassastır. Baş ağrısı, halsizlik, mide bulantısı gibi belirtiler güneş çarpmasının ilk işaretleri olabildiğinden, hem anne hem de bebeğin sağlığını tehlikeye atmamak için, bu sıkıntılar başgösterdiğinde doktora görünmek gerekir. Özellikle güneş ışınlarının dik geldiği 11:00-16:00 saatleri arasında dışarı çıkılmamalı, gölgede kalınmalı ve ince, açık renkli giysiler tercih edilmelidir. 


	Cilt lekeleri ve güneş hassasiyeti 


Hamilelik hormonları cildin güneşe karşı duyarlılığının artmasına neden olur. Bu durum yüzde koyu lekelerin oluşmasına yol açabilir. Lekeler özellikle alın, yanak ve üst dudak bölgesinde belirginleşir ve bazı durumlarda doğum sonrası bile kalıcı olabilir. Bu nedenle güneşe çıkmadan önce en az 30 SPF içeren bir güneş koruyucu kullanmak, şapka ve güneş gözlüğü takmak cilt sağlığını korumaya yardımcı olur. Gölgeyi tercih etmek ve doğrudan güneş ışığından kaçınmak önemlidir. 


	Beslenme bozuklukları 


Sıcak havalar iştahı baskılayabildiğinden günlük besin alımı olumsuz etkilenebilmektedir. Yetersiz beslenme hem anne adayının direncini düşürür hem de bebeğin gelişimini riske atabilir. Ayrıca yazın açıkta besleyen yiyeceklerin bozulma riski daha yüksektir. Bu durum da gıda zehirlenmeleri gibi ciddi sorunlara yol açabilir. Serin, hafif ama besleyici öğünler tercih edilmeli, sık ama küçük porsiyonlarla beslenme düzeni kurulmalıdır. Mevsim sebze ve meyveleri, yoğurt ve tam tahıllı gıdalar öncelikli olmalıdır. 


	Enfeksiyon riski (İdrar yolu ve mantar enfeksiyonları)


Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Meriç Kabakcı “Sıcak ve nemli ortamlar, bakterilerin ve mantarların çoğalması için ideal koşullardır. Terleme ve hijyenin zorlaşmasıyla birlikte, idrar yolu ve genital mantar enfeksiyonları yaz aylarında daha sık görülür. Bu enfeksiyonlar, zamanında tedavi edilmezse, erken doğum gibi ciddi sonuçlara neden olabilir. Riski azaltmak için ıslak mayo ile uzun süre kalmamak, havuz ya da deniz sonrası hemen duş almak, pamuklu iç çamaşırı tercih etmek ve bol su içmek önemlidir” diyor. 
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/08/yazin-hamilelerde-gorulen-6-saglik-sorunu.png</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/08/yazin-hamilelerde-gorulen-6-saglik-sorunu_t.png</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/yazin-hamilelerde-gorulen-6-saglik-sorunu/4914/</link>
			<pubDate>Fri, 08 Aug 2025 09:43:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Göz seğirmesi masum mu, yoksa bir uyarı mı?</title>
			<description><![CDATA[Stres, yorgunluk ve uykusuzluk gibi nedenlerle çoğu zaman zararsız görülen göz seğirmesi, bazı durumlarda vücudun önemli bir uyarısı olabiliyor. Genellikle birkaç saniye ya da dakika süren, bazen ise aralıklı olarak günlerce devam eden bu durumun altında farklı sağlık sorunları yatabiliyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Acıbadem Bakırköy Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emel Çolakoğlu, tıbbi adıyla “miyokimi” olarak bilinen göz seğirmesinin, göz kapaklarını hareket ettiren kasların istemsiz kasılmasıyla oluştuğunu belirtiyor. Kimi zaman sadece kişi tarafından hissedilen bu seğirme, dışarıdan da fark edilebiliyor.
Hastaların bu durumu genellikle, “gözlerimde titreme oluyor” ya da “karşıdan bakan biri göz kırptığımı sanıyor” gibi ifadelerle dile getirdiğini söyleyen Dr. Çolakoğlu, toplumda göz seğirmesine “misafir gelecek” gibi hurafeler yüklenmesinin, doktora başvuru sürecini geciktirdiğine dikkat çekiyor.

Göz seğirmesinin 3 az bilinen nedeni

1. Yanlış yaşam alışkanlıkları

Göz seğirmesinin en sık rastlanan nedenlerinden biri, günlük yaşamda yapılan hatalar.
Alkol ve tütün kullanımı, aşırı kafein alımı (çay, kahve, enerji içecekleri), yeterli uyumamak, uzun süre ekrana bakmak ve sağlıksız beslenme bu durumu tetikleyebiliyor. Aynı zamanda stresle başa çıkamamak da göz seğirmesinin önemli bir nedeni.

2. Gizli göz bozuklukları

Göz seğirmesi, göz bozukluklarının da habercisi olabilir. Dr. Çolakoğlu, “Seğirme sağ ya da sol gözde olması fark etmeksizin, gözlük kullanan kişilerde numara değişikliklerinin belirtisi olabilir. Ayrıca gizli astigmat, miyop ya da hipermetropi gibi sorunlara da işaret edebilir” diyor.

3. Nörolojik hastalıklar

Her ne kadar nadir görülse de göz seğirmesi, bazı ciddi nörolojik hastalıkların belirtisi olabilir.
Bu durumda seğirmeye başka semptomlar da eşlik eder. Örneğin:


	
	Gözde sulanma ve ağızda kayma yüz felcine,
	
	
	Ayak ve bacaklarda kasılmalarla birlikte bulanık görme MS (Multiple Skleroz) hastalığına,
	
	
	Konuşma bozukluğu ve yüz ifadesinde donukluk Parkinson’a,
	
	
	İstemsiz kasılmalarla beraber konuşma bozuklukları Tourette Sendromuna işaret edebilir.
	


Göz seğirmesi 2 haftadan uzun sürüyorsa...

Dr. Çolakoğlu, göz seğirmesinin ne zaman ve hangi koşullarda başladığının not edilmesinin önemli olduğunu vurgulayarak şu uyarılarda bulunuyor:


“Göz seğirmesi çoğu zaman zararsızdır ve birkaç gün içinde kendiliğinden geçer. Ancak 2 haftadan uzun sürüyorsa, göz kapağı kapanıyorsa, bulanık görme ya da yüzde başka kasılmalar eşlik ediyorsa mutlaka bir göz hastalıkları uzmanına başvurulmalı.”


Eğer ciddi bir neden saptanmazsa ancak kasılmalar sürekli hale geldiyse, yaşam tarzında değişiklik yapılması gerektiğini belirten Dr. Çolakoğlu, bu tür durumlarda botoks tedavisinin etkili bir yöntem olduğunu da sözlerine ekliyor.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/08/goz-segirmesi-masum-mu-yoksa-bir-uyari-mi.png</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/08/goz-segirmesi-masum-mu-yoksa-bir-uyari-mi_t.png</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/goz-segirmesi-masum-mu-yoksa-bir-uyari-mi/4913/</link>
			<pubDate>Wed, 06 Aug 2025 12:16:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kadınları yazın tehdit eden hastalıklar</title>
			<description><![CDATA[Yaz aylarında kadınlarda vajinal enfeksiyonlar, idrar yolu hastalıkları ve cilt problemleri artıyor. Uzmanlar erken müdahale ve hijyen konusunda uyarıyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Sıcak hava, yüksek nem ve tatil dönemi derken kadın sağlığı yaz aylarında ciddi risklerle karşı karşıya kalabiliyor. Özellikle mantar ve bakterilerin hızla çoğalmasıyla gelişen enfeksiyonlar, beklenen tatili kabusa çevirebiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Esra Boyar, yaz aylarında sık karşılaşılan hastalıklar hakkında uyarılarda bulundu. Enfeksiyonlara karşı erken önlem alınmazsa, sürecin hem tedavi hem de yaşam kalitesi açısından zorlaşabileceğine dikkat çekti.

Vajinal mantar enfeksiyonlarına ıslak mayo zemini hazırlıyor

Havuz ve deniz sonrası ıslak mayo veya bikiniyle uzun süre kalmak, mantar oluşumu için uygun ortam yaratıyor. Aşırı sıcak ve nem, mantarların kolayca çoğalmasına neden olurken; koyu kıvamlı akıntı, yanma ve acıma gibi belirtiler görülebiliyor. Dr. Esra Boyar, “Islak mayonun zamanında değiştirilmesi enfeksiyonlardan korunmada kritik bir adım” diyor.

Bakteriyel vajinozis ile mantar enfeksiyonu karıştırılmamalı

Yazın sık duş alma, sabunlu temizlik ve havuzda uzun süre kalma gibi alışkanlıklar genital bölgenin doğal florasını bozabiliyor. Gri-beyaz akıntı, kötü koku ve yanma ile belirti veren bakteriyel vajinozis, sıklıkla mantar enfeksiyonu ile karıştırılıyor. Dr. Boyar, “Mutlaka tedavi edilmeli, aksi halde kronik hale gelir” uyarısında bulunuyor.

Sıvı kaybı ve hijyen eksikliği idrar yolu enfeksiyonuna yol açabilir

Terleme ve sıvı kaybı ile yoğunlaşan idrar, hijyen sorunlarıyla birleştiğinde sistit gibi idrar yolu enfeksiyonlarını tetikleyebiliyor. Dr. Esra Boyar, “Bu enfeksiyonlar tekrarlamaya yatkındır. Bol su içilmeli, dış hijyene ve kondom kullanımına dikkat edilmelidir” diyor.

Ciltte alerjik reaksiyon ve egzama riski yazın artıyor

Uzun süre ıslak mayo ile kalmak, terleme ve sentetik iç çamaşırı kullanımı alerjik dermatit ve egzamaya yol açabiliyor. Genital bölgeyi sabunla yıkamamak, pamuklu iç çamaşırı tercih etmek ve rastgele krem kullanımından kaçınmak önem taşıyor. Dr. Boyar, yanlış uygulamaların durumu daha da kötüleştirebileceğini belirtiyor.

Adet düzensizlikleri yaz döneminde artabiliyor

Yüksek sıcaklık, stres ve uyku düzeninin bozulması gibi etkenler yaz döneminde adet düzensizliklerine neden olabiliyor. Geçici olabilen bu durumlar, sık tekrar ederse veya yaşam kalitesini etkilerse mutlaka hekime başvurulması gerekiyor.

Cinsel yolla bulaşan hastalıklarda yaz aylarında artış yaşanıyor

Yeni partner, korunmasız ilişki ve floranın kolay bozulması gibi nedenlerle yaz döneminde cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar sık görülüyor. Dr. Esra Boyar, “Korunma yöntemlerine dikkat edilmeli, belirli aralıklarla doktora başvurulmalı” diyerek hastalıkların kronikleşmemesi için erken müdahale çağrısı yapıyor.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/07/kadinlari-yazin-tehdit-eden-hastaliklar.png</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/07/kadinlari-yazin-tehdit-eden-hastaliklar_t.png</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/kadinlari-yazin-tehdit-eden-hastaliklar/4912/</link>
			<pubDate>Wed, 30 Jul 2025 09:40:43 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Havuz keyfi kabusa dönmesin!</title>
			<description><![CDATA[Yazın serinlemek için tercih edilen havuzlar çocuk sağlığı için tehlike oluşturabiliyor. Uzmanlar, kulaktan mideye kadar birçok hastalığın havuzdan bulaşabileceğini söylüyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Yaz aylarının en eğlenceli aktivitelerinden biri olan havuz keyfi, gerekli önlemler alınmadığında çocuklar için ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Acıbadem International Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şeyma Cüneydi, havuzların çocuklarda ishalden hepatite, vajinitten astım krizine kadar birçok sağlık sorununa neden olabileceğini belirtti. Özellikle bağışıklık sistemi gelişimini tamamlamamış çocuklar için riskin daha büyük olduğuna dikkat çekildi.

Havuzdan bulaşan 8 hastalığa dikkat!

1. İshal:
Yetersiz dezenfekte edilmiş havuz suyunun yutulması, virüs ve bakterilerin bulaşmasına neden oluyor. Ateş, karın ağrısı, kusma ve sulu dışkı ile kendini gösteriyor.

2. İdrar yolu enfeksiyonu:
Hijyenik olmayan suda bulunan bakteriler, idrar yollarını etkileyebiliyor. Ateş, sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma ve kötü kokulu idrar görülebiliyor.

3. Konjonktivit (Göz iltihabı):
Halk arasında “kırmızı göz” olarak bilinen konjonktivit, havuz suyuyla temas eden gözlerde kızarıklık ve iltihaplı akıntıyla kendini belli ediyor.

4. Dış kulak yolu enfeksiyonu:
Mikroplu suyun kulağa kaçması sonucu kulakta ağrı, hassasiyet ve akıntı gelişebiliyor.

5. Vajinit:
Özellikle kız çocuklarında görülen bu rahatsızlık, havuzdan bulaşan mikroorganizmaların genital bölgede iltihap oluşturmasıyla ortaya çıkıyor.

6. Hepatit A:
Dezenfekte edilmemiş havuz sularının ağız yoluyla alınması sonucu bulaşabilen Hepatit A; sarılık, halsizlik ve karın ağrısı ile kendini gösteriyor.

7. Siğiller:
HPV virüsünün neden olduğu siğiller, mikrop taşıyan havuz suyuyla temas sonucu özellikle ellerde ve ayaklarda gelişebiliyor.

8. Astım krizi:
Havuz suyunun fazla klorlanması veya yetersiz havalandırma, çocuklarda astım krizini tetikleyebiliyor.

Havuzda sağlığı korumanın 8 altın kuralı

Dr. Şeyma Cüneydi, çocukların havuz keyfini sağlıklı bir şekilde sürdürebilmesi için şu önerilerde bulunuyor:


	
	Yalnızca hijyeninden emin olduğunuz havuzları tercih edin
	
	
	Havuza girmeden önce ve çıktıktan sonra sabunla duş alın
	
	
	Ağız içini temiz suyla çalkalayın
	
	
	Mayo ıslandığında hemen değiştirin
	
	
	Havlu ve terlik gibi kişisel eşyaları başkalarıyla paylaşmayın
	
	
	Yüzme gözlüğü ve kulak tıkacı kullanın
	
	
	Havuz suyunun yutulmaması gerektiğini mutlaka öğretin
	
	
	Bebeklerin bezini sık sık kontrol edin ve havuza bezle sokmayın
	

]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/07/havuz-keyfi-kabusa-donmesin.png</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/07/havuz-keyfi-kabusa-donmesin_t.png</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/havuz-keyfi-kabusa-donmesin/4911/</link>
			<pubDate>Wed, 23 Jul 2025 16:27:34 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Beyin kanamasının 8 önemli belirtisi</title>
			<description><![CDATA[Aşırı sıcaklar ve yüksek nem nedeniyle özellikle baş ağrısı, baş dönmesi, konsantrasyon bozukluğu ve mide bulantısı şikayetiyle hastaneye başvuranların sayısı artıyor. Bu şikayetler kimi zaman beyin kanaması gibi çok ciddi hastalıkların da belirtisi olabildiğinden dikkat etmek gerekiyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Yaz mevsimiyle birlikte bastıran aşırı sıcaklar, birçok hastalığı tetikleyebilirken, beynimiz için daha da fazla risk oluşturuyor. Yükselen ısı beyin hücrelerine zarar veriyor, migren, epilepsi ve felç gibi hastalıklara neden olabiliyor. Aşırı sıcak havaların beyin kanaması riskini artırdığını vurgulayan Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Siyavuş Muhammedrezai “Üstelik beyin kanaması sanılanın aksine sadece ileri yaştaki kişilerde değil, altta kanamayı kolaylaştıran sistemik ve/veya anevrizma (damarda baloncuk) ile arteriovenöz malformasyon (damar yumağı) gibi damarsal hastalıklara sahip gençlerde de görülebiliyor” diyor. Beynimizin yüzde 80’inin sudan oluştuğunu ve sıcak havanın beynin en büyük düşmanlarından biri olduğunu belirten Dr. Muhammedrezai “Vücut sıcaklığının artmasıyla yaşanan terlemeyle birlikte kişi sıvı-tuz kaybı yaşar, kan basıncında hızlı değişiklikler meydana gelir ve bu da kan pıhtılaşmasında bozulmalara neden olur. Bu tür bir tablo inme (felç) ve beyin kanaması gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir” diye konuşuyor. Aşırı sıcak havaların ayrıca kan basıncını yükseltebildiğini, özellikle yüksek tansiyonu olan kişilerde bu durumun çok daha tehlikeli olduğunu kaydeden Dr. Muhammedrezai, tansiyon yükselmesine bağlı olarak beyin kanaması gelişebildiğini, bu kişilerin ilaçlarını düzenli almalarının ve aşırı sıcak, aşırı güneşli ortamlardan kaçınmalarının hayati önem taşıdığını vurguluyor. 

Ani ve şiddetli baş ağrısına dikkat!

Beyin kanamasının belirtileri çoğu kez sıcak çarpması ile karıştırılabildiğinden bazı kişilerin “sıcak havadan olmuştur, biraz dinleneyim geçer” düşüncesiyle hastaneye gitmeyi erteleyebildiklerini belirten Dr. Muhammedrezai bunun da hayati riski artırabildiğini vurguliyor. Tek başına olan baş ağrısının her zaman beyin kanaması bulgusu olmayabildiğini  ancak temkinli olmak için bazı belirtiler başgösterdiğinde en kısa sürede, en yakın sağlık merkezine başvurmak gerektiğini vurgulayan Dr. Siyavuş Muhammedrezai şöyle konuşuyor: “Ani ve şiddetli baş ağrısı, bilinçte bulanıklık, geveleyerek konuşma, denge kaybı, el ve kolda uyuşukluk, el ve kolda karıncalanma, genellikle tek taraflı ortaya çıkan yüz felci ve mide bulantısı beyinde başlayan kanama ile birlikte görülen beyin kanaması belirtileridir. Bu belirtiler olduğunda en kısa sürede en yakın sağlık merkezine başvurmak en doğru iştir.” 

Beyni korumanın basit ama etkili yolları!

Dr. Muhammedrezai, aşırı sıcaklarda beyin sağlığını korumak için alınabilecek basit ama etkili 6 önlemi şöyle sıralıyor;


	Güneş ışınlarının çok dik geldiği 11.00-15.00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarı çıkmayın.
	Düzenli sıvı alımına dikkat edin, suyu tek bir seferde değil, vücutta tutulacak şekilde düzenli aralıklarla ve yudum yudum için. 
	Aşırı sıcaklarda çay ve kahve tüketimini sınırlandırın ya da tamemen bırakın.
	Yorucu aktivitelerden kaçının.
	Açık renk kıyafetler tercih edin ve mutlaka şapka takın.
	Gün içerisinde ılık duş alarak vücut sıcaklığının artmasını engelleyin. 

]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/07/beyin-kanamasinin-8-onemli-belirtisi.png</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/07/beyin-kanamasinin-8-onemli-belirtisi_t.png</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/beyin-kanamasinin-8-onemli-belirtisi/4910/</link>
			<pubDate>Tue, 22 Jul 2025 11:54:06 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yanlış kullanım, etkisiz koruma</title>
			<description><![CDATA[Yaz mevsiminde tüm yakıcılığını hissettiren güneş, sağlığımız üzerinde son derece önemli faaliyetler üstleniyor. Ancak, kontrolsüz olarak maruz kaldığımız , çürük ultraviyole (UV) lezyonlarda pek çok olumsuz etki yol açabiliyor. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Cilt yaşlanmasının hızlanması, lekelenme, foto yaşlanma ve cilt kanseri, UV ışınlarının en sık neden olduğu sorunlardandır. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Kübra Nursel Bölük, aslında güneş koruyucular cilt tipine uygun seçildiğinde, doğru şekilde ve düzenli olarak güneş ısısının büyük ölçüde önlenebildiğini belirtti, "Doğru koruma, cilt yaşlanmasını ve cilt hastalığına maruz kalmada büyük rol oynar. Dolayısıyla, güneş cildinin rutinimizin bir parçası olduğunu ancak, hiçbir ürünün yüzde 100 koruma sağlamaz . Güneş koruyucuların mutlaka cilt tipine uygun olması vurgulayan Dermalotoji Uzmanı Dr. Kübra Nursel Bölük, "Zira, yanlış ürün seçimi ; Dermatoloji Uzmanı Dr. Kübra Nursel Bölük, güneş koruyucuların yeterli korumayı sağlayabilmeleri için dikkat edilmesi gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Üç temel kural çok önemli!

Güneş koruyucuları genellikle gelişigüzel seçiyor, güneş çıktıktan sonra sürüyor ve tekrarlamayı ihmal ediyoruz. Oysa, cildimizi zararlı zararlı etkilerinden koruyabilmeleri için bazı kurallara dikkat etmeniz şarttır. Dermatoloji Uzmanı Dr. Kübra Nursel Bölük, güneş koruyucularından etkili sonuç alabilmemiz için öğrenmemiz gereken en önemli 3 kuralı şöyle sıralıyor:


	Doğru ürün seçmek (cilt tipine ve kullanım alanına uygun)
	Doğru zaman göstergesi (güneşe çıkmadan en az 20–30 dakika önce)
	Doğru miktarda ve sıklıkta ölçülür (her 2 hızda bir ve hız/terleme sonrasında tekrarlamak)


Uluslararası veya kimyasal özellik taşıma

Cildimizi zararlı zararlı UV ışınlarından koruyan ürünler olan güneş koruyucular, fiziksel (mineral) ve kimyasal olmak üzere iki gruba ayrılıyor. İtalyan (mineral) filtrelerin yansımaları yansıtılarak; Kimyasal filtreler ise UV ışınlarını emerek etkisiz hale getiriyorlar. Güneş koruyucuları; krem, losyon, sprey ve jel formlarında bulunabiliyor.

Ekonomik filtreler: Çinko oksit ve titanyum dioksit ciltte kalarak yansıtırlar. Ürünlerin daha az sonuç vermeleri nedeniyle; Hamileler, emziren anneler, bebekler ve hassas ciltli bireyler için öneriliyor.

Kimyasal filtreler: Avobenzone ve oktokrilen kimyasalları içeren ürünler cilt tarafından emiliyor ve zararlı ultraviyole ışınlarını kimyasal olarak absorbe ediyorlar. Ancak bazı hassas ciltlerde tahriş yapabiliyorlar.

Cilt tipinize uygun ürün seçin

Etkin bir koruma için mutlaka cilt tipinize uygun ürün seçmeniz gerekiyor. Yağlı ciltlerde su bazlı, matlaştırıcı etkili ve 'non-komedojenik', bir başka deyişle çıktıların; kuru ciltlerde ise nemlendirici özelliklere sahip güneş koruyucular öneriliyor. Ayrıca ciltte kuruma ve sürüntü gibi sorunlar oluşturabilmek için kuru ciltte jeli kullanmamak gerekiyor. Alerjik ve hassas ciltler için parfüm, alkol ile kimyasal filtre çeşitleri ürünler tavsiye ediliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Kübra Nursel Bölük, bazı kimyasal içeriklerin hassas ciltlerde taranabilir tanıtımlarında bulunarak, "Bu nedenle, paternoloğa danışılarak uygun ürün seçilmelidir. Yeni bir ürün önce küçük bir alanda test etmek yararlı olabilir" diyor.

Güneş koruyucu ürünlerde yapılan en önemli hatalardan biri, güneşe çıkarken sayılar oluyor. Oysa yeterli koruma sağlamaları için ürünleri güneşe çıkmadan 20–30 dakika önce uygulamanız çok önemli. Her 2 seferde bir tekrarlanması gereken güneş koruyucuları; terleme, havluyla silinme ve hızlanma sonrasında, süreyi dikkate almadan mutlaka değiştirmeyi değiştirebilirsiniz.

Vücut için 2 yemek kaşığı şart

Güneş koruyucunun bozulması etkili olabilmeleri için doğru miktarda sürülmeleri büyük bir tanesine sahipti. Kübra Nursel Bölük, sözlerine devam ediyor: “Etkili bir korunma için koruyucu ürün; yüz, boyun, kulak arkası, dekolte, el üstleri ve ayak üstleri gibi tüm bakımları bol miktarda bol miktarda bir tabaka halinde uygulanmasılı. Parça kadar ürün kullanmanız gerekiyor.

SPF'nin açık olmasına dikkat edin!

Açılımı Güneş Koruma Faktörü olan SPF, ürünün UVB ışınlarına karşı koruma derecesini gösterir. Bir başka deyişle, güneş altında kalabileceğimiz süreyi tanımlıyor. Günlük kullanımda SPF 50 ve üzeri ürünler tercih etmeniz öneriliyor.

Güneş altında asla bırakmayın

Yüksek ısı ve güneş ışığına maruz kalan, bozulabilen içerik bozulabilmektedir. Dermatoloji Uzmanı Dr. Kübra Nursel Bölük, ürünün yayılmasının nedeniyle daha hızlı yaşlanması ve lekelenme, çok daha kritik sıcaklıktaki cilt kanseri gibi istenmeyen sonuçların oluşabileceğini vurgulayarak, “Dolayısıyla, güneş koruyucular plajda güneş altında asla bırakılmamalı, mutlaka gölgede ve serin bir yerde muhafaza edilmelidir” diyor.

Bulutlu havalarda da kullanım şartı

Güneşin zararlı ultraviyole patlamaları bulutlu havalarda ve gölgede de cildimize ulaşabiliyor. Bu nedenle, güneş koruyucu ürünü sadece güneşli günlerde değil, onun hava miktarında kapasitesinde yeterlilik düzeyi sağlamanız cilt özellikleriniz için büyük önem taşır.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/07/yanlis-kullanim-etkisiz-koruma.png</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/07/yanlis-kullanim-etkisiz-koruma_t.png</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/yanlis-kullanim-etkisiz-koruma/4909/</link>
			<pubDate>Fri, 18 Jul 2025 09:56:45 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yüzücü Kulağı&#39;na karşı 5 önlem</title>
			<description><![CDATA[Yaz aylarında serinlemek amacıyla denize ve havuza girenlerin sayısı arttıkça, bu keyifli aktiviteler bazı sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Bunlardan biri de yüzücü kulağı olarak bilinen ve kulağın dış kısmını etkileyen dış kulak yolu enfeksiyonu (Otitis Eksterna). Özellikle bakteriyel nedenlerle gelişen bu enfeksiyon, kulağa su kaçmasıyla başlıyor ve zamanında müdahale edilmezse ciddi kulak ağrısı ve işitme problemlerine kadar ilerleyebiliyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Dr. Semih Yazla “Genellikle bakterilerin neden olduğu bu sorun, kulağa su kaçmasıyla birlikte başlar. Çoğu zaman “basit bir su kaçmasıdır, geçer” düşüncesiyle ihmal edildiğinde geceleri uyutmayan kulak ağrısına hatta tatili erken kesmek zorunda kalmaya yol açabilir. Tatilinizi sağlıklı geçirmek istiyorsanız kulağınızı korumayı ihmal etmeyin. Basit gibi görünen bir kulak enfeksiyonu bile tatil planlarınızı alt üst edebilir” diyor. 

KBB Uzmanı Dr. Yazla, kulakta sıradan bir kaşıntı ile başlayıp kısa sürede ciddi ağrıya ve tedavi edilmediğinde işitme sorunlarına dahi neden olabilen Otitis Eksterna’yı anlattı; yazın bu sinsi tehlikesine karşı alınabilecek 5 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 


	Kulak tıkacı kullanın


Özellikle havuza girerken su geçirmez kulak tıkaçları kullanmak, dış kulak yolunu koruyarak enfeksiyon riskini önemli ölçüde azaltır. Kulak tıkaçları hem sudan hem de mikrobiyal bulaştan korur.


	Kulağa su kaçarsa kurutun


Kulak içindeki nemli ortab mikropların çoğalması için ideal bir zemin oluşturur.

Bu nedenle yüzme esnasında kulağınıza su kaçtıysa mutlaka hafifçe yana eğilerek suyu akıtın, saç kurutma makinesini uzaktan ve düşük ısıda tutarak kulağınızı kurutun. 


	Kulak çubuğu kullanmayın 


Kulak çubukları kulak kanalındaki koruyucu salgıyı yok eder, hatta kulak yolunu tahriş edebilir. Tahriş olmuş deri, bakterilerin yerleşmesine daha açık hale gelir. Bu nedenle kulak çubuğu kullanma alışkanlığınız varsa bundan vazgeçin. 


	Havuzun hijyenine dikkat edin


Temizliği şüpheli havuzlardan uzak durmak en etkili korunma yöntemidir. Özellikle kalabalık, sık kullanılan ve denetimi az olan havuzlarda mikrop riski yüksektir. Bu nedenle hijyeninden şüphe ettiğiniz havuza girmeyin. 


	Kulağınızda bu belirtiler varsa geç kalmayın 


KBB Uzmanı Dr. Semih Yazla “Özellikle tatil keyfine gölge düşürmemek için insanlar kulaklarına su kaçtığında ‘basit bir su kaçması, geçer’ diyerek doktora başvurmuyor. Yine kulağında bir kaşıntı olduğnda bunun bir sorunun belirtisi olabileceğini bilemeyebiliyor. Ancak kulakta kaşıntı, ağrı, dolgunluk hissi başladıysa hemen hekime başvurmak gerekir. Erken tedaviyle hastalık kolayca atlatılırken, gecikme durumunda şikayetler artar ve sorun daha da ilerleyerek tedavi süreci uzar” diyor. 
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/07/yuzucu-kulagi-na-karsi-5-onlem.png</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/07/yuzucu-kulagi-na-karsi-5-onlem_t.png</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/yuzucu-kulagi-na-karsi-5-onlem/4908/</link>
			<pubDate>Wed, 16 Jul 2025 11:06:23 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sağlıklı aşurenin 6 püf noktası</title>
			<description><![CDATA[Aşure hem bereketin hem de sağlıklı beslenmenin simgesi olabilir. Ancak diyabet ve kilo kontrolü için şeker oranı ve porsiyon miktarı büyük önem taşıyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Muharrem ayının vazgeçilmezi olan aşure, sadece kültürel bir değer değil, aynı zamanda sağlık açısından da zengin bir tatlı olarak öne çıkıyor. Ancak içeriğinde tahıllar, baklagiller ve kuru meyveler gibi yüksek karbonhidrat ve doğal şeker kaynakları bulunduğu için, özellikle diyabet ve kilo kontrolü olan bireylerin dikkatli olması gerekiyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Beyza Erdoğan Aksan, sağlıklı bir aşure için dikkat edilmesi gereken altı temel noktayı sıraladı.

Şeker oranı doğal kaynaklardan karşılanmalı

Aşurede kuru meyveler zaten doğal şeker içerdiği için ayrıca rafine şeker eklemek önerilmiyor. Aksan, "Kuru üzüm, kayısı, incir gibi meyveler yeterli tat verir. Tat yetersiz gelirse çok az miktarda hurma özü veya pekmez eklenebilir" diyor. Bal gibi ısıyla tepkimeye giren tatlandırıcıların ise pişirme sonrası kullanılması öneriliyor. Diyabet hastalarının kuru meyveleri dahi sınırlı tüketmesi gerekiyor.

Tahıl ve baklagil oranı dengelenmeli

Nohut, buğday, fasulye gibi besinler hem lif hem de protein açısından değerli. Ancak bu besinlerin oranı dengelenmezse aşure yüksek karbonhidratlı bir tatlıya dönüşebiliyor. Uzmanlar 1 ölçü buğdaya karşılık 0,5 ölçü baklagil kullanımını öneriyor. Gluten hassasiyeti olanlar için alternatif tahıllar da değerlendirilebilir.

Porsiyon kontrolü şart

Yüksek besin değeri taşısa da aşure yoğun kalorili bir tatlıdır. Bu nedenle özellikle ara öğünlerde ve günün erken saatlerinde tüketilmesi tavsiye ediliyor. Aksan, “Günde bir küçük kase (150–200 ml) aşure yeterlidir” diyerek porsiyon sınırına dikkat çekiyor.

Kuruyemiş kullanımı abartılmamalı

Ceviz, fındık ve badem gibi kuruyemişler E vitamini ve sağlıklı yağlar açısından zengin olsa da fazla kullanıldığında kaloriyi hızla artırabiliyor. Her kaseye 1 tatlı kaşığı kadar çiğ, tuzsuz ve kavrulmamış kuruyemiş ilavesi yeterli kabul ediliyor.

Alüminyum değil, cam veya porselen tercih edin

Aksan, aşurenin özellikle alüminyum kaplarda sunulmaması gerektiğini belirtiyor. “Alüminyum kaplar yüksek ısıda aşuredeki asit ve nemle reaksiyona girerek zararlı metal geçişine yol açabilir” diyen uzman, cam, porselen ya da paslanmaz çelik kapların tercih edilmesini öneriyor.

Yavaş pişirme daha besleyici

Aşurenin düşük ısıda ve uzun sürede pişirilmesi hem lezzet hem de besin değeri açısından önemli. Yüksek ısıda hızlı pişirme, özellikle baklagillerin sert kalmasına ve vitamin kayıplarına neden olabiliyor. Yavaş pişirme, kıvamın da daha homojen olmasını sağlıyor.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/07/saglikli-asurenin-6-puf-noktasi.png</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/07/saglikli-asurenin-6-puf-noktasi_t.png</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/saglikli-asurenin-6-puf-noktasi/4907/</link>
			<pubDate>Mon, 14 Jul 2025 12:42:04 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yaz sporlarında en sık yapılan hatalar</title>
			<description><![CDATA[Yaz aylarında havaların ısınmasıyla birlikte açık hava faaliyetlerine olan ilgi artıyor. Özellikle tatil beldelerinde koşu, plaj voleybolu, tenis, bisiklet, koşu ve su sporları gibi açık havada yapılan aktiviteler yazın en çok tercih edilen spor dalları arasında yer alıyor. Ancak dikkat! Bilinçsiz yapılan hareketler spor müsabakalarına davetiyeler çıkarabiliyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Acıbadem Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Safa Gürsoy, yaz sporlarında en sık yapılan 5 yanlışı anlattı, yazın spor yaralanmalarına karşı alınabilecek önlemleri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.


	Spor öncesinde yeterince ısınmak


Spor öncesinde yapılan hareketlerin kasları ve parçaları aktiviteye hazırlar, sakatlanma riskini azaltır. Özellikle plaj voleybolu gibi sıçramalı sporlarda, koşu ve bisiklet gibi tempolu aktivitelerde ısınmadan başlamak, kas gerilmeleri ve bağ sporlarına kayıt edilir. Isınma süresi en az 5-10 dakika olmalı ve tüm büyük kas gruplarını kapsamalıdır.


	Doğru ekipman kullanmamak


Her sporun kendine özgü ürünleri vardır. Plajda çıplak ayakla koşmak, uygun ayakkabı olmadan bisiklete binmek ya da koruyucu gözlük takmadan su sporları yapmak sık talimatlar hatalardandır. Spor ekipmanlarının doğru kullanımı sadece performansı arttırır, aynı zamanda güvenliği de sağlar. Spor ayakkabısının zemine korunması, bisiklet kaskının sağlamlığı gibi ayrıntılara özen gösterilmesi gerekir.


	Yeterince su içmek


Yaz aylarında artan sıcaklıkla birlikte hareket hızı artar ve vücut hızlarında sıvılar çalışır. Bu durum, kas kramplarından değer kaybına kadar uzanan ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Spor yapmadan 30 dakika önce, aktivite sırasında küçük parçacıklarla sıvı alımına devam etmek gerekir. Ancak çoğu kişi susamadan su içmeme hatasına ya da şekerli içecekler tüketerek sıvı alınan şekilde yanlış bir düşünceye kapılabiliyor. Şekerli veya kafeinli içeceklerin yerine geçmemesi için, su ve elektrolit içeren içecekler tercih edilmelidir.


	Yüksek sıcaklıkta almamak


Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. gölgelik alanlarını tercih etmek ortopedik sakatlanmaları önlemekte önemli bir adımdır” diyor.


	Vücudu aşırı zorlamak ve ağrıyı göz ardı etmek


Tatilde enerjik hissi doğaldır ama kas yorgunluğu hissedildiğinde spora devam edilmesi gerekir. Aksi halde kas hayatlarında zorlanma, bağlarda incelenme ve eklemli sporlar gibi tablalarla karşılaşmak mümkündür. “Bir iki gün geçer” denilen çağrılar bazen ciddi spor yaralanmalarının haberleri olabilir. Hafifçe alınan bir diz ağrısı menisküs yırtığına, önemsenmeyen omuz zorlanması rotator kemiğin yırtılmasına dönüşebilir. Ağrının şekli ve süresi göz önünde bulundurularak gerekirse ortopedi uzmanına başvuruk ihmal edilmemelidir. Ani tempolu koşular, uzun süreli tenis maçları ya da yoğun fitness programları, özellikle spora katılan bireylerde kas ve sakatlıklarına yol açabilir. Spor seviyesi kişisel kondisyona uygun olmalı, aşama aşama artırılmalıdır.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/07/yaz-sporlarinda-en-sik-yapilan-hatalar.png</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/07/yaz-sporlarinda-en-sik-yapilan-hatalar_t.png</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/yaz-sporlarinda-en-sik-yapilan-hatalar/4906/</link>
			<pubDate>Wed, 09 Jul 2025 09:48:23 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Çocuklarda polen alerjisine karşı 7 önemli öneri</title>
			<description><![CDATA[Yaz mevsiminde havaların ısınmasıyla birlikte çocuklar açık havada daha fazla zaman geçirirken, yoğun yayılım gösteren polenler sisteminin bakımı neden olabiliyor. “Polen alerjisi” denildiğinde aklımıza bahar mevsimi gelse de aslında mayıs ve haziran mevsimlerinde çimen polenleri, ağustos ayından itibaren doğada ot polenleri yayılım gösteriliyor ve çocuklarda şiddetli kıvılcımlara neden olabiliyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, çimen ve yabani ot poleni alerjisine karşı dikkat edilmesi gereken en önemli üç kural ise Özellikle açık havada kaldığı zamanlarda burun akıntısı oluyorsa hekime başvuruk, rehabilitasyon tedavisini sadece mevsimsel değil, yıl boyunca devam etmesi ve korunma önlemlerini tedaviyle birlikte uygulanmasıyla birlikte sıralanıyor”.

Olaylar dakikalar içinde başlayabiliyor!

Çimen ve yabani ot poleni alerjisinin en sık görülen belirtileri; burun akıntısı, burun akıntısı, burunda tıkanıklık, hapşırık, gözlerde akıntı ve sulanma oluyor. Bazı çocuklarda temas sonrası dakikalar içinde ciltte akıntılı, kabarık ve çeşitlilik şeklinde ürtikeryel değişimler (kurdeşen) veya bazı bitkilere temastan genellikle 12-24 saat sonra, ciltte şiddetli döküntülü kızarıklıklar, bazen içi su dolu parçacıklar şeklinde kontakt dermatit (temas egzaması) gelişebiliyor.

Parkta oynadıktan sonra hapşırıyorsa, dikkat!

Yaz aylarında yaygın olarak görülen polen alerjisini diğer alerjilerden ayırmak için ailelerin belirtilerinin hangi mevsimde ve hangi yaygınlaştığına dikkat edilmesinin önemi taşınıyor. Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, “Parkta oynamaktan veya çim biçilen bir alanda vakit geçirdikten sonra çocuk hapşırsa, gözler kaşınıyor veya yanıyor tıkanıyorsa, neden çimen veya yabani ot poleni alerjisi olabilir” diyor. Dr.

Polen alerjisine karşı 7 etkili önlem!

Alerjik rinitin bakımı polenler ile temasın önlenmesi önemli bir yer tutar. Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, çocukların çimen ve yabani otlardan korunması için gerekli önlemleri alması gereken 7 maddede şöyle özetliyor:


	Hava durumu uygulamalarının polen uyarılarını takip edin.
	Polenin yoğun olduğu sabahları erken koruma ve rüzgarlı havalarda çalıştırmanız, mecbur olmanızın uzun süre boyunca yayınlanması.
	Dış giyimli akşam değiştirdiğinizde kıyafetleriniz değişti ve duş aldırın.
	Dışarı çıkarken gözlük takmayı ve maskelemeyi yapmayın.
	Evde camları kapalı tutun; mümkünse polen filtreli klima, hava temizleyici veya HEPA filtreli süpürgeyi tercih edin.
	Çim biçildikten sonraki 1–2 saat polen arızasının en yüksek oranda olduğu. Ancak bu süre boyunca mümkünse şifre korumasın ve evin pencerelerini kapalı tuttuğunuzdan emin olun.
	Çimenlere temas ettiğinde ciltte akıntı, kızarıklık ya da döküntüler toplanırsa, parka, okul bahçesine veya ormanlık bir alana gitmeden önce uzun kollu giysiler giydirin. Çimenle temas etmesine dikkat edin.


Kortizon içeren ürünleri kontrolsüz kullanın!

Yabani ot ile ayakkabı poleni alerjisinin kesin tedavisi olmasa da, belirtilerin boyutu azaltılabiliyor ve tekrarlanması önlenebiliyor. Tedavisinde antihistaminikler ve kortizon içeren burun spreylerine başvuruluyor. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, uygun dozda ve düzenli olarak kullanılan burun spreylerinin büyüme üzerinde olumsuz bir etki oluşturmadığını belirten Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Farklı burun ve geniz hastalıklarında gelişebileceğinden, düzenli hekim takibi önemlidir. Alerji aşıları (alerjen immünoterapisi), rinit tedavisi, etkili ve kalıcı sonuçlar sağlayabilen bir tedavi şeklidir. Özellikle diğer tedavi yöntemleriyle yeterli iyileşme sağlanamayan tedaviler düşünülmelidir.”
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/07/cocuklarda-polen-alerjisine-karsi-7-onemli-oneri.png</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/07/cocuklarda-polen-alerjisine-karsi-7-onemli-oneri_t.png</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/cocuklarda-polen-alerjisine-karsi-7-onemli-oneri/4905/</link>
			<pubDate>Tue, 08 Jul 2025 13:22:38 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yaz aylarında gözlerimizi tehdit eden 6 hastalık</title>
			<description><![CDATA[Yaz ayları havanın sıcak olması ve günlerin uzaması nedeniyle çoğumuzu mutlu ederken, bazı riskleri de beraberinde getiriyor. Böyle ki zararlı UV ışınları, havuz ve deniz suyu, artan toz ile polenler gibi faktörler nedeniyle sadece cildimizi değil, göz sağlığımızı da tehdit ediyor]]></description>
		    <news><![CDATA[Acıbadem Kartal Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Burak Tanyıldız, yaz mevsiminde özellikle zararlı UV ışınlarından, kirli havuz ve deniz suyu nedeniyle oluşan yaşam kalitemizi düşürmesinin yanı sıra sıra edilmedikleri tedavide kalıcı görme kaybı kadar ilerley uyarısında bulunarak, “Dolayısıyla, gözlerde kızarma, büyümelik, ağrı ve patlamaya karşı dayanıklılık gibi göz sorunlarından kurtulduğunda zaman kaybetmeden büyük bir şekilde göründüğünü söylüyor”. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız, yaz aylarında göz korumak için dikkat edilmesi gereken beş temel kural ise “Güneşe çıkarken mutlaka UV korumalı güneş gözlüğü kullanarak, havuza ve deniz kontakt lensle girmemek, kışın gözlük takmak, elleri gözle temastan açık ve gözleri ovuşturmamak” olarak sıralanıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız, yaz aylarında en yaygın görülen 6 göz hastalığını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! 

Enfeksiyon konjonktivit (Göz nezlesi)

“Kırmızı göz hastalığı” olarak da bilinen konjonktivit, gözün dış zarının salgılanması olarak tanımlanıyor. Yaz aylarında genellikle ekonomik (virüs veya bakteri) oluşuyor. Kirli havuz ve deniz, ellerin gözle görülür teması ve ortak havlu kullanımı, enfeksiyonun bulaşmasına yol açabiliyor. Gözde kızarıklık, sulanma, çapaklanma, batma ve yanma hissi, tipik belirtilerini oluşturur. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Burak Tanyıldız, "Erken dönemde başlanan tedavi hem bulaşmayı önler, hem de kısa sürede hafiflemesini sağlar. Virüs kaynaklı konjonktivit genellikle destek tedavisiyle taşınır, kalıcı konjonktivit ise antibiyotikli damlalarla tedavi edilir" diyor.

Nasıl önlem alınmalı?

• Kirli havuz ve denize girmeyin

• Havuzda gözlük kullanın

• Ellerinizi gözlerinizle temas ettirmeyin

• Kişisel eşyalarınızı paylaşmayın

Alerjik konjonktivit

Yaz aylarında yaygın olarak görülen polen ve toz gibi uyarılara karşı ortaya çıkan gözlenen reaksiyonlar, konjonktivit olarak adlandırılıyor. Polen, dış ortam uyarıları ve rüzgarla taşınan hastalıklar, yaz aylarında görülme oranları artan sayıda konjonktiviteye neden olabiliyor. gözlerde sürüntü, kızarıklık, sulanmanın yanı sıra ışık hassasiyeti ve göz kapağı şişliği yer alıyor. Doç. Burak Tanyıldız, gözümüzün saydam tabakasında, yani korneada incelmeye yol açabileceği için bu süreçte gözlerimizi ovuşturmaktan kaçınmamız gereken uyarısında bulunuyor. Doç. Dr. Burak Tanyıldız, Erken tanı ve bunların bu dönem boyunca daha konforlu bir şekilde sunulduğunu belirten, “Tedavide antihistaminik damlalar, soğuk kompres, dosyalarındaki hekimlerle kortizonlu damlalara başvurulur. Ancak sonda saklanan konjonktivit tekrarlama verileri gösterilebilir” bilgileri veriyor.

Nasıl önlem alınmalı?

• Güneşin yoğun olduğu besinler dışarı çıkmayın

• Eve gelince yüzünüzü ve göz çevresini yıkama

• Gözlük kullanarak polen temasını azaltmanın

Göz kuruluğu

Göz kuruluğu, göz yaşının yetersiz olması veya seslerin bozulmasının azaltılması. Sıcak hava ve buharlaşma, yaz aylarında ortaya çıkıyor. Güneş ve rüzgara maruz kalma, kroniklerin bulunmaması, uzun saatler ekran karşısında çalışma ve yetersiz sıvı alma nedeniyle gelişiyor. Yanma, batma, çıktı görme, göze kumdan kaçmış hissi, tipik belirtilerini oluşturuyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız, Göz kuru tedavisininde geç kalındığında kornea gereksinimina ve ülkeye zemine hazır olabileceğine işaret ederek, “Tedavide suni gözyaşları, damla nemlendirme ve sıcaklık önlemlerine başvurulmaktadır” diyor.

Nasıl önlem alınmalı?

• Bol bol sıvı alın

• Ekran ve klima karşıtlarının uzun süre gösterimleri

• UV uyumlu gözlük kullanın

Korneal enfesiyonlar (Mikrobik keratit)

Kornea tabakasının mikrobik enfeksiyon olarak bilinen mikrobik keratit, özellikle kontakt lens kullanan kişi sık görülüyor. Lensle denize/havuza girme, hijyen eksikliği ve göze çarpan travmalar nedeniyle gelişiyor. Gözde ağrı, kızarıklık, ışık duyarlılığı ve görme kaybı, sık görülen belirtilerden. Geç kalındığında kornea yaralanır ve kalıcı görme kaybına yol açabildiği için erken tanı ve tedavi büyük önem taşır. Antibiyotikli damlalar ve yoğun takip gerektirirken, ileri tablolarda ise cerrahi yönteme başvuruluyor.

Nasıl önlem alınmalı?

• Lensle havuza veya denize girmeyin

• Lens hijyenine dikkat edin

• Lens öncesinde ve sonrasında ellerinizi yıkamak 

Sarı nokta hastalığı (Makula dejenerasyonu)

Güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmak, yıllar içinde, gözün keskin görmesini sağlayan sinir hücrelerinde oluşan hastalık, kırılgan sarı nokta, hastalık gelişme riskini artırıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız, sarı nokta belirtilerinde İleri yaşlarda düz çizgilerde kırıklı görme ve ilerleyen aşamalarda merkezi kaybı oluşabilen uyarısında bulunarak "Kuru tipinde özel vitamin takviyeleri ile ilerlemesi yavaşlatılır. Yaş tipinde ise göz içerisine yapılan anti-VEGF (Vasküler endotelyal büyüme faktörü) iğne ile anormal damar oluşumunun durdurulur, görme kaybının azaltılması düzenli olarak takip edilir".

Nasıl önlem alınmalı?

• UV filtreli güneş gözlüğü kullanın

• Güneşli gözlük takmayı ihmal etmeyin

• Kum ve deniz gibi yerlerde daha dikkatli olun

Katarakt

Güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmak, gözün doğal merceğinin geçirgenliğini açıklanabilirek açılımı olarak tanımlanmış katarakt hastalık gelişme riskini de artırıyor. Bulanık veya çift görülmesi, farklılıkların karşıtlığı, kategori numaralarının sık sık sınıflandırılması ve renklerin matlaştırılması, belirtiler arasında yer alır. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız, kataraktın ciddi görme kaybının neden olduğu için erken dönemdeki büyük bir önem taşımasını vurgulayarak, "Kataraktın tedavisi tek etkili çözüm, cerrahi ameliyat. Ameliyat sırasında, ameliyatla değiştirilmiş olan lensin çıkarılması ve yerine yapay bir lens takılması" diyor.

Nasıl önlem alınmalı?


	UV filtreli güneş gözlüğü kullanın
	Güneşli gözlük takmayı ihmal etmeyin
	Yansıtıcı uzakta (kum, deniz) daha dikkatli olun


 
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/07/yaz-aylarinda-gozlerimizi-tehdit-eden-6-hastalik.png</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/07/yaz-aylarinda-gozlerimizi-tehdit-eden-6-hastalik_t.png</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/yaz-aylarinda-gozlerimizi-tehdit-eden-6-hastalik/4904/</link>
			<pubDate>Mon, 07 Jul 2025 14:52:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Diyabette ihmale gelmez 7 yaz önlemi</title>
			<description><![CDATA[Yüksek sıcaklıklar, artan nem oranı ve tatil planları boyunca günlük miktarın yaz mevsimini diyabet aralığı için zorlu bir döneme çevirebiliyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Özellikle serinletici meyveler, soğuk içecekler ve dondurma gibi masum görünen yaz keyifleri ile çürümeye yol açan uzun günler kan şekerinin tehdidi olmayan gizli tuzaklara dönüşebiliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murrja "Diyabet kontrol belgesi alındığında; kalp-damar hastalıkları, böbrek yetmezliği, görme kaybı, sinir yaralanması gibi ciddi bakım yol açabiliyor" diye hizmet veriyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja, diyabette ihmale gelmez 7 yaz önlemini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.


	Yaz meyvelerinde aşırıya kaçmayın


Karpuz, kavun, incir, üzüm gibi yaz meyveleri serinletici ve çok çekici olabilir. Ancak şeker oranları yüksek ve oranlarda tüketildiğinde kan şekerinde ani yükselmelere neden olur. Birçok kişi “doğal şeker” içeren sınırsızca meyve yer ama diyabetli bireyler için kontrolün çok önemli. Özellikle karpuz gibi glisemik indeksi yüksek meyveler, büyük dilimlerle yenildiğinde hızlı şeker yükselişi yaratır. Ayrıca meyveler tek başına değil protein veya sağlıklı yağ içeren yiyeceklerle birlikte tüketmek kan şekerini daha fazla büyütmeye yardımcı olur. Tatilde özellikle açık büfelerde sınırsız meyve tabağına kapılmak yerine ölçülü davranın.


	Yanınızda küçük seçenekler bulundurun


Tatilde daha çok yürürüz, denize gireriz, hareket etmenizi rica ederiz. Öğün saatleri kayar, atlanır. Tüm bunların hipoglisemi riskini artırır. Sıcak havalarda kan şekerinin artışı değil, ani ve sinsi düşüşler de yaklaşıyordur. Terleme ve sıvı kaybı miktarını değiştirir. En büyük tehlike, hipogliseminin sıcaktan ayırt edilememesidir. Terleme, halsizlik, sersemlik sıcak çarpmasıyla karıştırılabilir. Bu güvencede, mutlaka yanınızda bulundurun ve düzenli ölçüm yapın. Daha önce de şeker düşüşleri hayatta kaldığınızda yanınızdaki küçük yiyecekler taşıyın.


	Gölge ve serin alanları tercih edin


Öğle yemeğinin aralıklarında kalmak için herkes için zorlayıcıdır ama diyabetli bireyler için daha da yaygınlaşabilir. Vücut sıcaklığı düzenlemesini yaparken damarlar genişler, sıvı-elektrolit dengesi bozulur ve kan şekeri beklenmedik şekilde çalışır. Özellikle 11.00–16.00 arası doğrudan güneşe dikkat edin. İnce, açık renkli, pamuklu kıyafetleri tercih edin. Basit gibi görünse de şapka ve güneş gözlüğü takmamayı ihmal etmeyin. Gölgelik veya aralıklar vakit geçirmek daha güvenlidir. Uzun süre dışarıda kalmanız gerekiyorsa mutlaka suyunu alın ve sık sık mola verin. Dikkat edin, sıcak çarpması ciddi şekilde yol açabilir.


	Bol su tüketinin


Diyabet hastalarında susuzluk kan şekerinin gelişmesinin daha da yükselmesinin nedeni olabilir, çünkü vücut fazla şeker ihtiyacıyla atarken su da kayıtlıdır. Bol su, böbreklerin düzgün çalışmasının, parlaklığının atılmasına ve kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olur. Suyun yerine şekerli içecekler veya gazlı içecekler tüketmek kan şekerini yükselttiği için tehlikelidir. Yazının özellikle açık havada tutulduğu sürelere dikkat ederek her saat başı su içmeyi hatırlamak önemlidir.


	Hareketi doğru planlayın


Yaz mevsimi açık hava yürüyüşleri, yürüyüş veya spor yapmak için idealdir. Ancak sıcak havada kontrolsüz veya aşırı egzersiz, kan şekerinin hızla azalmasına sebep olabilir. Genel aktivitenin günün serin aralıklarının (sabah erken veya akşamüstü) planlanması, egzersiz öncesi ve sonrasında kan şekerinin izlenmesi önerilir. Ayrıca su kaybının önlenmesi için egzersiz sırasında yeterli su tüketilmesi gerekir. Tatilde spor yaparken bu planlama ihmal edilebiliyor ama önceden planlı hareket ederek birçok sıkıntıdan kurtarır.


	Tatilde ilaçlarınızı ihmal etmeyin!


İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja “Tatilde günlük saatlerinin oynanması, çalıştırılması veya serinlemek için dışarıda uzun süre kalıcı olarak kurutulması veya serinletilmesi için dışarı çıkarılabilir. Bu nedenle seyahate çıkmadan önce tedavi planı gözden geçirilmeli, saklanır için serin saklanması saklanması hazırlanmalı ve doz saatleri hatırlatıcılarla planlanmalıdır.


	Tatil rehavetine kapılmayın


Yazının getirdiği tatlı rehavet sağlık kontrollerini daire seçeneğine de yollayabilirsiniz. Ancak diyabetin dört mevsim kontrol edilmesi gerekiyor. Düzenli kontroller sadece kan şekerine değil, böbreklerin büyümesine ve diğer komplikasyon risklerine de bakar. Tatile çıkmadan önce kontrollerinizi yaptırın. Ölçüm aralığını ve günlük kayıtlarınızı ihmal etmeyin. Kısa süreliğine “tatildeyim ne olacak” diye düşünüp sağlığınızı riske atmayın. Unutmayın; basit ama etkili önlemlerle sağlıklı ve keyifli bir yaz yaşamak mümkün!
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/07/diyabette-ihmale-gelmez-7-yaz-onlemi.png</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/07/diyabette-ihmale-gelmez-7-yaz-onlemi_t.png</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/diyabette-ihmale-gelmez-7-yaz-onlemi/4903/</link>
			<pubDate>Wed, 02 Jul 2025 11:19:43 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Diz kireçlenmesine karşı 6 etkili egzersiz</title>
			<description><![CDATA[Diz kireçlenmesi şikayetlerini azaltmak ve yaşam kalitesini artırmak için günlük rutine ekleyebileceğiniz 6 etkili egzersizi Fizik Tedavi Uzmanı Dr. Çolak anlattı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Son yıllarda yaygınlaşan osteoartrit (kireçlenme), özellikle diz eklemlerinde şiddetli ağrı, yanma ve hareket kısıtlılığına yol açarak günlük yaşamı olumsuz etkiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Çolak, diz kireçlenmesinin dört evreden oluştuğunu belirterek, erken aşamada düzenli egzersizlerin büyük fayda sağladığını vurguluyor. Egzersizler, diz kıkırdağını koruyarak ilerlemeyi durdurabiliyor.
Kireçlenmede egzersiz neden önemli?
Dr. Çolak, diz kireçlenmesinde fizik tedavi, medikal destek ve egzersiz uygulamalarının bir arada yürütülmesi gerektiğini belirterek, "Egzersiz sayesinde eklem hareket açıklığı korunur, kaslar güçlenir ve ağrı azalır. Son aşamaya gelinmeden diz sağlığını korumak mümkün" dedi.

İşte diz kireçlenmesine karşı 6 egzersiz önerisi

1. Dizlerinizi katlayıp açın

Yere oturun, bir bacağınızı diz altından tutarak yavaşça katlayıp açın. Diğer bacağınız için de aynı hareketi uygulayın. Günde 3 kez, 10 tekrar yapabilirsiniz.

2. Uyluk kasınızı esnetin

Diziniz düz olacak şekilde oturun. Ellerinizi dizin üstüne ve altına yerleştirerek, ayak bileğinizi hafifçe itin. Uyluk kaslarının esnemesini sağlayın. Günde 3 kez, 10 tekrar yeterli.

3. Dizlerinizi mindere bastırın

Bir havluyu rulo yaparak diz altına yerleştirin. Dizlerinizi bastırın, 10 saniye tutun ve bırakın. Aynı egzersizi diz üstüne ve ayak bileklerine minder koyarak da tekrarlayın. Her bir bölge için 10 tekrar yapın.

4. Tek ayak üzerinde denge

Destek alabileceğiniz bir zeminde, gözler açık şekilde tek ayak üzerinde 10 saniye durun. Diğer bacak için de tekrarlayın. Zamanla gözler kapalı da yapılabilir.

5. Sırt üstü yatın ve bacaklarınızı çalıştırın

Sırt üstü uzanarak bacaklarınızı düz pozisyonda yukarı, sağa ve sola kaldırın. Egzersizi direnç lastiği veya ağırlıklarla yapabilirsiniz. Günde 3 kez, her yönde 10 tekrar yeterli.

6. Tempolu yürüyüş yapın

Diz sağlığı için haftada en az 3 gün 30 dakikalık tempolu yürüyüş öneriliyor. Yürüyüş sırasında yumuşak zemin tercih edilmeli, uygun ayakkabı giyilmeli.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/diz-kireclenmesine-karsi-6-etkili-egzersiz.png</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/diz-kireclenmesine-karsi-6-etkili-egzersiz_t.png</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/diz-kireclenmesine-karsi-6-etkili-egzersiz/4902/</link>
			<pubDate>Mon, 30 Jun 2025 10:18:54 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ekranı kapat, zihnini aç</title>
			<description><![CDATA[Günlük ekran sürenizi bilinçli şekilde kısıtlayarak uyku kalitesini, zihinsel berraklığı ve sosyal ilişkileri birkaç haftada gözle görülür biçimde güçlendirin.]]></description>
		    <news><![CDATA[Akıllı telefonlar ve sosyal medya sayesinde hepimiz sürekli çevrimiçiyiz. Fakat bu “sürekli bağlantı” hali, stres, anksiyete ve uyku bozukluklarını da beraberinde getiriyor. Uzmanlar, periyodik dijital detoks uygulamalarının hem ruh sağlığını hem de fizyolojik dengemizi iyileştirdiğini belirtiyor.  

Dijital detoks kavramı, son on yılda teknoloji kullanım süresinin dramatik biçimde artmasıyla popülerleşti. Amerikan Oftalmoloji Akademisi verilerine göre yetişkinlerin yüzde 61’i internet veya mobil cihazlara bağımlı hale geldi. Uyku tıbbı uzmanları, özellikle mavi ışığa maruz kalmanın melatonin hormonunu baskıladığını ve uyku başlangıç saatini ortalama 45 dakika geciktirdiğini bildiriyor. Bu nedenle, ekran süresini azaltmak kronik uykusuzluğu olan bireylerde ilk tedavi adımı olarak öneriliyor. 

Psikiyatrist Dr. Ayşe Yıldız, “Sosyal medya bağımlılığı semptomları gösteren danışanlarımızda, iki haftalık kontrollü dijital detoks sonrası anksiyete ölçeklerinde yüzde 25 azalma ölçüyoruz” diyor. Benzer şekilde, British Journal of Psychology’de yayımlanan 2024 tarihli bir çalışma, günlük sosyal medya kullanımını üç saatten bir saate düşüren katılımcıların depresyon skorlarında anlamlı iyileşme saptadı. Detoks planı yaparken gerçekçi hedefler koymak önemli. Günde 10-12 saatini ekranda geçiren biri için “bir hafta hiç telefon kullanmamak” sürdürülebilir değil; bunun yerine ilk aşamada her gün bir saatlik “bildirimsiz” yürüyüş molaları eklemek, başarı hissini artırıyor. 

Uzmanlar, teknoloji kullanımının tamamen bırakılmasının çoğu zaman mümkün olmadığını fakat “bilinçli kullanım” ilkeleriyle denge sağlanabileceğini vurguluyor. Çocuklar için ekran süresi kısıtlamaları kadar yetişkinlerin de örnek teşkil etmesi hayati. Ailece geçirilen akşam yemeklerinde telefonlardan uzak durmak, hem sosyal bağları kuvvetlendiriyor hem de detoks kültürünü pekiştiriyor. 

Teknoloji bağımlılığının ruh sağlığına etkileri 


	
	Anksiyete: Sosyal medyada “beğeni” ve takipçi sayısına duyulan aşırı ihtiyaç, sosyal anksiyeteyi tetikliyor. 
	



	
	Depresyon: Sanal kalabalık içinde hissedilen yalnızlık duygusu, depresyon riskini yüzde 20’ye varan oranlarda artırabiliyor. 
	



	
	Dikkat dağınıklığı: Sürekli bildirim kontrolü, odaklanmayı sekteye uğratıyor; iş ve akademik performans düşüyor. 
	


Dijital detoksun bilimsel faydaları 


	
	Uyku Kalitesi Yükselir – Uyumadan en az iki saat önce ekrandan uzaklaşmak, melatonin üretimini normale döndürür.
	
	
	Stres ve Kaygı Azalır – Bildirim yoğunluğu düştükçe kortizol seviyeleri dengelenir. 
	
	
	Sosyal İlişkiler Güçlenir – Yüz yüze geçirilen zaman, empatiyi ve bağlılık hissini artırır. 
	
	
	Yaratıcılık Tetiklenir – Zihin, sürekli tüketici konumundan üretici moda geçer. 
	


Nasıl dijital detoks yapılır? 

Hedef belirleyin: Örneğin günlük toplam ekran sürenizi yüzde 30 azaltmakla başlayın. 
Kural koyun: Yemek masasında ve yatak odasında telefon “yasak bölge” olsun. 
Zamanlayıcı kullanın: iOS “Ekran Süresi” veya Android “Dijital Denge” bölümleriyle uygulama limitleri koyun. 
Sosyal medya diyeti: Takip ettiğiniz kişi sayısını azaltın, hafta sonu bildirimleri kapatın. 
Alternatif aktiviteler: Kitap okumak, yürüyüşe çıkmak, meditasyon yapmak dopamin dengesini doğal yolla sağlar. 
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/ekrani-kapat-zihnini-ac.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/ekrani-kapat-zihnini-ac_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/ekrani-kapat-zihnini-ac/4900/</link>
			<pubDate>Wed, 25 Jun 2025 14:33:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yaz sıcaklarında sağlığınızı koruyacak 8 hayati kural</title>
			<description><![CDATA[Sıcak havalar baş dönmesinden bayılmaya kadar ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Uzmanlar, yaz aylarında güneşten korunmanın ve doğru sıvı tüketiminin yaşamsal önem taşıdığına dikkat çekiyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Yaz sıcakları herkesi etkiliyor ama yaşlılar, çocuklar, hamileler ve kronik hastalığı olanlar çok daha fazla savunmasız kalıyor.  Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği özellikle 11:00-16:00 saatleri arasında güneşe çıkmaktan kaçınmanız gerekiyor. Evinizi serin tutmak için güneşlik ve perdeleri kapatın, ortamı sık sık havalandırın, mümkünse dışarıda yapılması gereken işleri sabah erken ya da akşam saatlerine bırakın.

Klimaya doğrudan maruz kalmayın

Yaz aylarının bunaltıcı sıcaklarında imdadımıza yetişen klimaların doğru kullanılması da çok önemli. Zira, klimalar hatalı kullanıldıklarında hasta edebiliyor. Klimaların dikkatli kullanılması gerektiğinin altını çizen İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı, “Klimaya doğrudan maruz kalmayın, terliyken önünde oturmayın, ortamı aşırı soğutmayın,  vücut ısınız yüksekken bir anda soğuk ortama geçmeyin. Ayrıca klima temizliğini düzenli olarak yaptırın. Aksi takdirde bilinçsiz klima kullanımının yol açtığı üst solunum yolu enfeksiyonları başta olmak üzere, bir çeşit akciğer enfeksiyonu olan lejyoner hastalığı gibi bazı hastalıklar ortaya çıkabiliyor” diyor.

“Çay ve kahve suyun yerini tutar” hatasına düşmeyin

Yazın vücut, terleme ve buharlaşma yoluyla hızla sıvı kaybediyor. Bu yüzden, vücut ağrılığınıza, yaşınıza, varsa eşlik eden hastalıklarınıza, cinsiyetinize, çalıştığınız iş ve yaptığınız spora bağlı olarak, kabaca her gün 2-3 litre su içmeniz çok önemli. Bu günlük içilecek olan su miktarı, bahsedilen faktörlerle kişiden kişiye değişebiliyor.  Çay, kahve ya da meşrubat, suyun yerini tutmadığı gibi vücutta su kaybını daha da artıracağından böyle bir hataya düşmeyin. Maden suyu, kaybedilen mineralleri yerine koymak için güzel bir seçenek olabiliyor, ancak onun da fazlası mineral dengesizliklerine neden olabileceği için fazla tüketmemek gerekiyor.  Vücut ısınızı dengelemek amacıyla çok soğuk ve buzlu içeceklerden uzak durmanız da önem taşıyor. 

Hafif ve ferah öğünler tercih edin

Sıcak havalarda ağır ve yağlı yemekler vücutta ısıyı artırıyor ve sindirimi zorlaştırıyor. Bu nedenle, yaz aylarında sebze ağırlıklı, az yağlı ve bol su içeren yemekleri tercih edin. Porsiyonları küçültmek, sık ama hafif öğünlerle beslenmek hem serinlik hem de sindirim rahatlığı sağlıyor. Her fazla kalorinin vücutta ekstra ısı üretimine neden olduğunu da unutmayın.

Güneşe karşı koruyucu kalkan oluşturun

Güneş çarpmasından korunmak için güneş ışınlarını daha fazla çeken siyah, dar ve sentetik kıyafetler yerine; açık renkli, ferah ve pamuklu giysileri tercih edin. Koruyucu kremlerin sadece plajda değil, günlük yaşamda da kullanılması gerektiğini vurgulayan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı, “Geniş kenarlı şapka, UV ışınlarından koruyan güneş gözlüğü ve güneş koruyucu krem kullanın. Hatta UV korumalı giysiler de güneşe fazlaca maruz kalınan saatlerde uygun olabilir. Özellikle benleri ya da cilt hastalığı olanların ve açık tenli kişilerin, hipertansiyon ya da kalp hastalığı olanların  güneşten korunmaları çok daha kritik bir rol oynuyor” sözleriyle uyarıda bulunuyor. 

Spor yaparken bu hataya düşmeyin

Spor yapmak sağlığımız için faydalı olsa da güneşin yakıcı etkisinden kaçınmak amacıyla zamanlamaya dikkat edin. Gün içinde yoğun efor yerine, güneş ışınlarının yeryüzüne dik gelmediği saatlerde, örneğin sabahları yürüyüş, akşam saatlerinde yüzme gibi aktiviteleri tercih edin.  Zira, öğle saatlerinde aşırı efor sarf etmek sıcak çarpmasına neden olabiliyor. Terlemeyle kaybedilen suyu yerine koymaya özen gösterin. Ayrıca aşırı egzersizin, vücudun susuz kalması ve sıcakla birleştiğinde çarpıntı ile bayılmalara yol açabileceğini unutmayın.

Günde birkaç kez ılık suyla duş alın

Günde birkaç kez ılık suyla duş almak hem cildi rahatlatıyor hem de vücut ısısını dengeliyor. Duş alma imkanınız yoksa ellerinizi, ayaklarınızı, yüzünüzü ve ensenizi soğuk suyla yıkamanız hızlı bir serinleme sağlıyor. Ayrıca nemli bir bezle bilek ve ense bölgenize hafif tampon yapmanız da ani sıcak basmalarını hafifletebiliyor.

Park halindeki araçlar yaşamsal tehlike oluşturuyor

Yaz aylarında kapalı araçlar; çocuklar, yaşlılar ve hayvanlar için hayati tehlike oluşturuyor.   Zira, güneş altında bırakılan araçların içleri dakikalar içinde 50°C’ye çıkabiliyor, camları hafif aralamak bile ısıyı düşürmeye yetmiyor. Bu nedenle, hiçbir canlıyı, havasız bir araç içinde yalnız başına bırakmayın, araca binmeden önce iç ortamı mutlaka havalandırın. 

Halsizlik ve bulantı güneş çarpmasının habercisi

Aşırı sıcaklar ve kavurucu güneş nedeniyle güneş çarpmasının sık yaşandığına işaret eden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı, sözlerini şöyle sonlandırıyor: “Güneş çarpması; halsizlik, bulantı, görme değişiklikleri, baş ağrısı, baş dönmesi, uyku hali  ve kendini kötü hissetme gibi belirtilerle sinyal veriyor. Böyle bir durumda, kişiyi hemen serin, hava akımı olan ve gölgeli bir ortama almanız, giysilerini gevşetmeniz, vücudunu soğutmaya çalışmanız gerekiyor. Bilinci kapalı ve şuuru dalgalı ise mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna götürmelisiniz. Ayrıca bilincin kapalı olması halinde kesinlikle su içirmeye çalışmayın, aksi halde tamamen iyi niyetle içirmeye zorladığınız su, kişide ciddi akciğer enfeksiyonlarına, solunumun tamamen durmasına neden olabiliyor. Bilinç kaybı zaten ciddi bir durumdur, evde asla kendi başınıza çözmeye çalışıp, zaman kaybetmeyin.”
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/yaz-sicaklarinda-sagliginizi-koruyacak-8-hayati-kural.png</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/yaz-sicaklarinda-sagliginizi-koruyacak-8-hayati-kural_t.png</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/yaz-sicaklarinda-sagliginizi-koruyacak-8-hayati-kural/4899/</link>
			<pubDate>Tue, 24 Jun 2025 14:17:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Çocuklarda gastroenterit tehlikesine dikkat</title>
			<description><![CDATA[Mide ve çıkış sistemi genellikle sıcaklıktan kaynaklanan iltihaplanma olan ve halk arasında “mide gribi” olarak bilinen gastroenterit, kadının çocukluk çağının en sık görülenlerden biri olarak ortaya çıkıyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Böyle ki dağıtımların yaygın olduğu yaz aylarında çocuk acil servislerinin en kalabalık hasta pazarında, gastroenterit geçiren çocuklar oluşuyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Giray Girgin, sulu ishal, mide hastalıkları, kusma ve karın hareketleri gibi sorunlarla acil servise taşınan her iki çocuktan 1'ine gastroenterit tanısı konulduğunu belirtti, “Bu oran, bazılarının 60'lara kadar.

Gastroenterit, çoğu zaman toplumda hafif ve geçici bir hastalık gibi algılanıyor; Ancak özellikle küçük çocuklarda hızla dehidrasyona yol açabileceği için hayati risk taşıyabilecek klinik bir tabloya dönüşebiliyor. Bu konumda en kritik konu, belirtilerin erken farklarının ve oyunun genel bilgilerinin sürekli izlemeleri. Acıbadem Kartal Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Giray Girgin, Yavaş yavaş doğru şekilde yönetilirse gastroenterit hastalığı genellikle tamamen iyileştiğini belirtti, "Ancak gecikmiş müdahaleler çocuk sağlığı açısından ciddi şekilde yol verilebilir . Bu nedenle, hastalık başladıktan sonra 24 saat içinde iyileşme görülmüyorsa ya da çocuk sıvısını alamıyorsa, mutlaka bir hekime başvurulmalıdır” uyarısında bulunuyor.

Yaz aylarında çok sık görülüyor

Yaz mevsiminin, gastroenterit tablolarının en sık görülen dönemlerden biri olduğu belirtiliyor. Zira, sıcak hava nedeniyle yiyecekler daha fazla bozuluyor ve dışarıda tüketilen yiyecek ile içeceklerin hijyen koşullarının kontrolü zorlaşıyor. Ayrıca hız havuzları, plajlar ve açık hava çalışmaları sırasında çocukların kirli sularla temas edebilmeleri de bir başka önemli risk oluşturuyor.

Özellikle 2 yaş altındaki bebeklerin büyük riski altında!

Gastroenterit onun yaş grubunda görülse de en çok 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocukları yazıyor. Özellikle 2 yaşındaki bebeklerde sağlık sistemi henüz gelişmemiş ve vücutlarının sıvı kaybı karşı daha fazla tükenmesi nedeniyle daha hızlı ve ağır seyredebiliyor. Giray Girgin, bu nedenle bu yaş gruplarına karşı hem dikkatli hem de erken müdahalenin çok daha büyük önem taşıdığını vurguluyor.

“Su içebiliyorsa ciddi bir sorun yok” hatasına düşmeyin!

Toplumda olası hatalı inanışlardan biri, “Çocuk bir şey yemese de su içebiliyorsa ciddi bir sorun yoktur” düşüncesi oluyor. Giray Girgin, "Oysa gastroenterit vakalarında sadece sıvı kaybı değil, elektrolit dengesizlikleri de gelişebilir" uyarısında bulunan Dr.

Halk arasında “mide gribi” olarak biliniyor, ancak!

Halk arasında “mide gribi” olarak bilinse de bu hastalıklı grip virüsüyle değil; Sürgünlere yerleşen virüs, bakteri veya parazitlerle meydana geliyor. Gastroenteritin en yaygın nedeni ise virüsler oluyor. Özellikle rota virüsün evlilik evliliklerinde sık rastlanan viral gastroenteritin etkeni olduğunu söyleyen Dr. Giray Girgin, “Rota virüs dışında noro virüs, adeno virüs ve astro virüs gibi başka virüsler de benzer tabloya neden olabilir. Daha küçükse bakteriler ve parazitler sorumlu olabilir” bilgisini veriyor.

Bu tür varsa, zaman kaybetmeyin

Gastroenterit tablosunda çocuklarda en yaygın görülen belirti, sulu ishal oluyor. Buna ek olarak; karın ağrısı, ateş, halsizlik ve iştahsızlık da sık görülüyor. Hastalık bakımı vücut sıvı dolaşımı; çocukta ağız kuruluğu, ağrısında azalma ile ciltte kuruluk gibi dehidratasyon ortaya çıkıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Giray Girgin, erken tanı sayesinde sıvı kaybı oluşmasından ve genel durum bozulmadan iyileşmeye başlanabildiğini vurgulayarak, “Günde 3'ten fazla sulu ishal, her beslenme sonrasında ısı verir, yüksek ateş, ağızdan sıvı alamama, ağız kuruluğu, sönme yapmama ve aydınlanma gibi sıcaklıkların zamandan sağlıkta kaybolmaya başlamasına neden olur” sözleriyle uyarıda bulunmaktadır.

Ağır tablolarda çözülebilir yatış yapılabilir

Gastroenterit tanısı genellikle öyküsü ve muayeneyle konuyor. Bazı sıcaklıkların, analizleri, kan testleri veya miktarları muayeneleri yapılabiliyor. Tedavide temel amaç; Kayıpların kaybedilen sıvı ve elektroliti yerine yerleştirilmesi. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Giray Girgin, hafif tablolarda sıvı kaybının evde ağızdan sıvı özellikleriyle sağlanabildiğini belirterek, "Şiddetli tablolarda hastane ortamında damar yoluyla sıvı tedavisi gerekir. Antibiyotikler sadece bakteri kaynaklı enfeksiyondan korunmak için kullanılır" diyor.

Bu enfeksiyonlardan korunmak için

Bazı basit kurallarla çocukların gastroenteritten korunmasının mümkün olduğunu anlatan Dr. Giray Girgin, "Ellerin sık sık sabunla yıkanması, sebze ile meyvelerin bol suyla iyi yıkanması, dışarıda satılan yiyeceklerden kaçınılması, temiz suyun tüketilmesi ve oyuncakların temizliğine dikkat edilmesi önemlidir. Ayrıca rota virüs aşısı da güçlü bir koruyucu önlemdir."
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/cocuklarda-gastroenterit-tehlikesine-dikkat.png</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/cocuklarda-gastroenterit-tehlikesine-dikkat_t.png</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/cocuklarda-gastroenterit-tehlikesine-dikkat/4898/</link>
			<pubDate>Mon, 23 Jun 2025 10:51:39 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Güneşin zararlarından koruyan 10 önemli önlem </title>
			<description><![CDATA[Yaza aylarının en büyük riski olan güneş ışınlarına maruz kalmak oldukça riskli. Güneş zararlarından korunmak adına alınacak önlemleri sizler için derledik. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Yaz aylarında açık havada daha çok vakit kalıyor, deniz ve havuza girmeye bayılıyoruz. Ama yazın bu keyiflerin olumsuz sonuçlarıyla karşılaşmak için risklerine karşı önlem almak da gerekiyor. Yaz aylarının en büyük riski, güneş ışınlarıdır. Uzmanlar, aşırı güneş ışığına maruz kalmanın, güneş yanıklarına ya da onarılması güçlerin başka hasarlara neden olduğuna ve şehrin yaşlandırıldığına dikkat çekiyor. Ama korkulan başka bir sonuç daha var; deri kanseri. Güneşten gelen ultraviyole lezyonlarına maruz kalmak deri kanserlerinin önlenebilir sebeplerinin en başında geliyor. Türkiye Halk Sağlığı Kurumu'nun kanser istatistiklerine göre; 2009 yılında 353 melanom vakası varken 2014 yılında bu sayı 610'a yükselmiş. Acıbadem Kartal Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Didem Kazan, "Güneş sanıldığı kadar masum değil. Güneşin zararlı etkileri ince, kırışık, lekeli bir miktar ve hatta deri kanserlerine yol açabiliyor. Deriden korunmanın en etkili yolu ise güneşle tedaviden korunmanın en etkili yolu ise güneşle tedaviden korunmaktan geçiyor. Özellikle gündüz saatlerinde güneşle çıkmayın, mutlaka kalmayınız de kalmayıde kalmayın, güneş kremleriyle, güneşleriyle ve şu anda sözcüklerde mevcut." Dermatoloji Uzmanı Dr. Didem Kazan zararlıların zararlı etkilerinden korunmak için alınabilecek önlemler şöyle sıralanıyor: 

Güneş kremiyle korunun 

En az SPF 30 ve üzeri koruma sağlayan bir güneş kremi kullanmaya özen gösterin . Bu konuda tartışmalar olsa da, güneş kremlerinin insan sağlığı üzerinde uzun dönem kanserojenik bir enerjiye sahip olduğunu gösteren bilimsel bir çalışma bulunmuyor. Hatta bazı çalışmaların tam tersine, yani güneş kremi korumasından sonra deri kanserlerinin azaldığını ortaya koyuyor . Bu nedenle cildimize düzenli güneş kremi değişimi deri gelişimini engelleyemez.

Çinko oksit kremler ışınları geri yansıtır 

Özellikle gebeler, emziren anneler, 6 ay ve üzeri yaştaki çocuklar başta olmak üzere, tüm yaş grupları için titanyum dioksit, miktarı gibi fiziksel filtre içeren ürünler daha güvenli bir tercih sunuyor.Bu filtreler ciltten emilmez ve sistemik dolaşıma katılmadığı için hormonal, sistemik yan etki riski taşımaz. Güneş ışınlarını geri yansıtarak gökyüzünün güneş ışınlarından korur. Dışarı çıkmadan yarım saat önce iki parmak uzunluğu kadar güneş kreminizi yüzünüze , ardından aynı miktarda da krem genellikle boyun, dekolte, kulak üzeri ve el üzerine sürü n . Her 2-3 dakikada bir ya da deniz, havuz sonrasında yenile yin.   

Kışın da krem sürmeyi ihmal etmeyin! 

Ultraviyole çiçeklerinin camdan ve buluttan yaşayabilecekleri zamana kadar mevcut olması nedeniyle yaz, kış, bulutlu, güneşli bir gün, evde ve dışarıda her zaman güneş kremi sürmeyi unutmayın. 

Süresi geçen üründen vazgeçmek 

Güneş kremi ambalajı üzerindeki ibareleri dikkatle okuyun . UVA ve UVB hataları ultraviyole A ve B ' den koru r, bu nedenle her iki dalga boyundan koruma sağlayan ürünler tercih edin. Artı sayıda “+” koruyuculuk gücü gösterir, mümkünse “++++” ibaresi bulunan ürünle seç . K apağı açık kutu işaretinin ürün ömrünü gösterdiğini aktaran Dermatoloji Uzmanı Dr. Didem Kazan, “Genellikle 6 ay ya da 1 yıl olarak belirlenir en süre içerisinde ürünün tüketilmesi gerekir. Kullanım süresi geçen ürün yeterli koruyuculuk sğlayamayacağı için yanıklara, lekelenmelere, uzun dönemde deri kanserlerine neden olabilir ” diyor. 

Geniş çeperli gözlük ve gözlük takın 

Güneşe maruz kalan vücut alanı ne kadar küçük olursa cilt hasarı da o kadar azalır . Bu amaçla sıklıkla yüzünüzün alın, kulak ve ense kısmını kapatan geniş çeperli şapkalar ve gözlük takın . Mümkünse bu imkansız ultraviyole koruması içeren formlarını tercih edin. Ayrıca ince kumaştan oluşan kolları ve parçaları giyecek kıyafetlerin güneşten korunmasına katkı sağlayıp sağlamayacağını unutmayın. 

10:00-16:00 saatleri arasında güneşe çıkmayın

Güneş ışınlarının dik olduğu yaz aylarında saat 10:00-16:00 arasında güneşe çıkmamaya özen gösterin ultraviyole maruziyetini kısıtlamak açısından çok değerlidir. Bu saatler, güneş ışınlarının en dik açıyla geldiği saatler olup, hem güneş yanıkları açısından hem de lekelenme ve deri kanserinin bakış açısına yönelik saatlerdir. 

Gölgede kalın 

Uzakta kalacağınız zaman boyunca mümkün olduğunca gölgede kalmaya çalışın . Ancak gölgede kalındığı zaman da yerden yansıyan güneş patlamaları nedeniyle ultraviyole maruziyetinin devam edeceğini unutmayın. Bu nedenle gölgede kalsa bile, gizli olan şeyleri dışarı çıkarken güneş kremini ihmal etmeyin.  

Güneş altında geçireceğiniz süreyi kısaltmanın  

Eğer dışarıda vakit geçirmek zorundaysanız, gününüzde geçirmeniz gerekmez ve süreyi kısıtlama ya da özen göstermezsiniz . Tüm korunma önlemlerine rağmen güneşte 15 -20 dakikadan fazla sürede yüksek ultraviyole maruziyetine neden olur . Gününüzü buna göre planlamaya planlayın. 

Koruyucu hapı 

Tüm bu yöntemlere ek olarak, deri kanserinin genetik yatkınlığı, güneş alerjisi, deri kanseri öyküsü, güneş ile alevlenen deri hastalığı gibi karakteristik hastalıklar olan, ayrıca güneş koruyucu hap gibi ek önlemlerin alınması . Ancak bu hapların da tek başına güneşten korunma etkisi kremlerden daha az olması nedeniyle diğer önlemlere ek olarak ve doktor tavsiyesiyle alabilirsiniz . 

Solaryumdan uzak durun   

Son olarak güneşten neredeyse 10 kat daha fazla ultraviyole maruziyetine neden olan solaryumdan uzak durma çalışmasının çizen Dermatoloji Uzmanı Dr. Didem Kazan, " Dünya Sağlık Örgütü tarafından kanserojen olarak solaryum cihazlarının kapasitelerinden sonra cilt kanserlerinde ciddi patlama patlamaları bildiren çok sayıda çalışma mevcut . Bu nedenle yaz kış solaryumdan kaçının " diyor. 

 
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/gunesin-zararlarindan-koruyan-10-onemli-onlem.png</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/gunesin-zararlarindan-koruyan-10-onemli-onlem_t.png</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/gunesin-zararlarindan-koruyan-10-onemli-onlem/4897/</link>
			<pubDate>Thu, 19 Jun 2025 10:55:51 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>KARIN GERME ESTETİĞİ HAKKINDA SIK SORULAN 10 SORU </title>
			<description><![CDATA[Kıyafetin bel kısmı tam oturuyor ama göbek bölgesi sarkıyor mu? Aynada düz bir karın görmek isterken, doğumdan sonra sarkan cilt sizi rahatsız mı ediyor? Ya da çok iyice kilo verdiniz ama fazlalıklar hala orada mı duruyor?  ]]></description>
		    <news><![CDATA[Karın bölgesinde oluşan bu fazlalıklar, sadece estetik kaygılara değil aynı zamanda günlük yaşamda fiziksel rahatsızlıklara da neden olabiliyor. İşte bu noktada karın germe ameliyatı, yani abdominoplasti, hem görünüm hem hareket olasılığı açısından bir seçenek olarak öne çıkıyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Estetik, Rekonstrüktif ve Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. Ameliyat süreci ve sonrası için dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında özet bilgiler paylaşan Estetik, Rekonstrüktif ve Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. Ömercan Yağız Öksüz, hastaların karından dolaşmasına dair en çok yönlendiricileri özetle yanıtladı. 

Karın germe ameliyatı nedir? 

Tıp literatüründe “abdominoplasti cerrahisi” olarak önerilen bu operasyon halk arasında genellikle “karın toparlama, karın yağlarını alma” olarak bilinmektedir. İşlem genel olarak doğum, hızlı kilo alıp verme veya çeşitli sebeplerle ortaya çıkan karın bölgesinde fazla cilt ve yağ dokusunun hazırlanması ve gevşeyen karın kaslarının sıkılaştırılmasını kapsıyor. 

Kimler operasyon için uygun? 

Karın germe ameliyatı doğumdan sonra sarkma yaşayan kadınlar, büyük kilo kaybı yaşayan bireyler ya da karın kaslarındaki parçaların verileri için uygun bir seçenek olabiliyor. Ciltte çatlak, gevşeme ve içeri doğru çökme gibi dağılımda tercih edilebilmektedir. Ancak halen kilo verme sürecinde olan, üremeyi planlayan ya da ciddi sağlık sorunu olan, özgürce ameliyat edilemiyor. 

Bu ameliyatla kilo verebilir miyim? 

Fazla kilolardan kurtulmanın yolu sağlıklı bir beslenme, kalori bağlantıları ve yeterli fiziksel aktiviteden oluşuyor. Bu operasyon, çok sayıda kilodan kurtarıldığı gibi, sonrasında ciddi derecede ve hızlı şekilde alınan kilolar, karın bölgesinde istenmeyen görüntülere ve yara izlerinin ciddi derecede potansiyele neden olabiliyor. Karın bölgesinde ciddi derecede kas gevşemesi, deride fazlalığı olan 1-2 beden küçülme görülebiliyor. Bununla birlikte kilo alınması için operasyon sonrasında kilo takibi ve diyet öneriliyor. 

Hangi işlem yöntemi bana uygun? 

Karın germe ameliyatının iki farklı teknikle çalıştığını söyleyen Estetik, Rekonstrüktif ve Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. Ömercan Yağız Öksüz, mini abdominoplastinin sadece göbek altı bölgesinde sınırlı sarkması olan kişiler için tercih ettiğini söylüyor. Bu yöntem daha kısa sürede iyileşme ve daha az iz bırakma avantajı sağlıyor. Total abdominoplasti yöntemi ise hem üst hem de alt karın kasının genişletilmesiyle, kasın sıkılaştırılması da sağlar. 

Ameliyata nasıl hazırlanmalıyım? 

Operasyondan en az 4 hafta önce sigarayı bırakma, kilo kontrolünü sağlama ve aşırı beslenmeden ilerlemeye önem taşıma. Ayrıca ameliyattan sonra 1 ay boyunca korse kullanımı gerekeceği için hastaların bu süreci planlarken mevsimsel ve günlük hayatın göz önünde bulundurmaları gerekiyor. 

Germe ameliyatında karın yağları da alınabilir mi? 

Eğer karın bölgesinde lokalize yağlanma söz konusuysa, aynı seansta liposuction (yağ alma) işlemi de yapılabiliyor. Bu sayede bel-kalça geçişi daha estetik bir hale getiriliyor ve konturun iyileştirilmesi sağlanıyor. Ancak bu karar, hastası için ayrı ayrı değerlendiriliyor. 

Ameliyat iz kalıcı olarak bırakmalı mıyım? 

Yara izi tamamen geçmese de, genellikle iç çamaşırların altında kaldığı için dışarıdan fark edilemiyor. İyileşme süreci 1 yıl boyunca ilk birkaç ayda belirgin olan izler, sürekli rengi açılarak toplamda silikleşiyor. Yara izinin belirginliği, odanın değişmesi ve sigara kullanımı, yatış pozisyonları gibi değişkenlerin iyileşme süresi değişiyor.   

Ameliyatın riskleri var mı? 

Tüm cerrahi işlemlerde olduğu gibi karın germe operasyonunun da bazı riskleri mevcuttur. Operasyon sonrasında nadir de olsa hematom (kan ayrılması), yara açılması, Kahve ya da iz kalma gibi değişimler görülebiliyor. Bu nedenle işlemin mutlaka steril olması, uzman bir plastik cerrah tarafından yapılması vurgulayan Estetik, Rekonstrüktif ve Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. Ömercan Yağız Öksüz

Ameliyat psikolojisi nasıl değişiyor? 

Karın germe ameliyatı yalnızca fiziksel görünüm üzerinde değil, psikolojik iyi oluşum hali üzerinde de etkili olabiliyor. Öncelikle olayların şiddeti artıyor. Kişilerin kıyafet tercihlerinden tatil planlarına kadar pek çok alanda daha rahat ve yaşadıklarını hissediyorlar. Özellikle yaz aylarında mayo veya bikini giymekte zorlanan kişilerin yaşam kalitelerinde belirgin bir artış sağlanıyor. Ayrıca, kadınların sosyal hayatta daha rahat hissettiklerini ve aynaya bakmalarının arttığını ifade ediyorlar. Bu nedenle karın germe ameliyatının estetik beklentileri kadar ruhsal iyilik haline de katkı sağlayan bir operasyon olduğu belirtiliyor. 
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/karin-germe-estetigi-hakkinda-sik-sorulan-10-soru.png</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/karin-germe-estetigi-hakkinda-sik-sorulan-10-soru_t.png</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/karin-germe-estetigi-hakkinda-sik-sorulan-10-soru/4896/</link>
			<pubDate>Tue, 17 Jun 2025 12:14:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Gözlükten Kurtulmada En Güncel 5 Yöntem </title>
			<description><![CDATA[Gözlük takmadan güne başlayamıyor, denize girdiğinizde hiçbir şey görememek canınızı sıkıyor, yağmurlu havalarda ise islanan ve buğulanan camların rahatsızlığını mı yaşıyorsunuz? Görüş konforu kaybolduğu an ve “artık gözlük kullanmaktan bıktım” diyen kişilerin sayıları giderek artıyor. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Özellikle aktif yaşam süren yaşamlar ve estetik kaygıları duyanlar başta olmak üzere pek çok kişi, teknolojik olarak sunulan olanaklardan da faydalanarak gözlük sorununa kalıcı çözüm arıyor. Gözlükler uzun yıllar boyunca en güvenli çözüm olarak görülse de modern tıpta kusurları için daha etkili çözümler geliştiriyor. Gözlere alternatif olan en güncel veriler hakkında bilgi veren Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Demir, gözlüklerden korunmada güncel 5 yöntemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 


	
	Lazer göz ameliyatları (LASIK, PRK, SMILE) 
	


Gözlüğe alternatif olan tedavinin en başında lazer geliyor. Lazer tedavisinin gözün saydam tabakası olan kornea şekli görünüyor, kırılma kusuru ortadan kaldırılıyor. Gözün damlamasıyla uyuşması, ardından lazer cihazıyla göz numarasına uygun planın neştersiz, dikişsiz, çok kısa süreli bir işlemle gerçekleştiriliyor. Hastaların oldukça konforlu olmasının aktarıldığı bu yöntemin en büyük avantajı, iyileşmenin hızlı ve kalıcı olması. Hastalar çoğu zaman birkaç gün içinde normal yaşantısına dönüyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Demir bu yöntemin; 18 devrede büyük, son bir yıldır göz numarası sabit kalmamış, kornea yapısı normal olan gözlerin yorulduğu belirtildi "Ancak keratokonus, ciddi göz kuruluğu, göz tansiyonu gibi sorunlar olan sorunlar uygulanmıyor. Her hasta için uygun lazer tipi farklıydı, uygun tekniğe, muayene ve yetkili doktor ile birlikte karar verilir" diyor. 


	
	Göz içi kontakt lensler (ICL – Fakik Lens) 
	


Mustafa Demir "Lazer olamayanlar için önemli bir seçenek. Özellikle korneası ince olan veya lazerin ayrılabildiği bu yöntem vardır. Gözün içinde, doğal mercekle iris vardır, kişiye özel üretilmiş bir lens yerleştiriyoruz. Dışarıdan görünmüyor, rahatsız edici ve çok net bir görüş" diyor. Yüksek kapasiteli miyop, hipermetrop veya astigmatı olan ilaçlar için uygun olan bu yöntem, göz depolamada değişiklik yapılmıyor ve işlemlerse geri alınabiliyor. Ancak göz içi yapısı dar olan, göz tansiyonu riski bulunan ya da kronik göz hastalığı olanlar için önerilmiyor. Ameliyat sonrası düzenli kontroller, özellikle göz içi basıncı takip etmek gerekiyor. 


	
	Akıllı parça (Trifokal - Edof Lens) uygulamaları 
	


45 yaşında sonra pek çok kişi hem uzağı hem yakını göremeye başlıyor ki bu durum doğal bir süreç olarak kabul ediliyor. Bu noktada devralınan akıllı lensler birleşiyor. Katarakt ameliyatına benzer bir işlemle gözün doğal merceği çıkarılıyor, bunun yerine hem uzak hem yakın görmeyi sağlayan özel bir mercek yerleştiriliyor. Bu yöntem yakın bölümlerden arındırmak isteyen, kataraktıyla başlayan ya da lazer için geç kalmış modeller için uygulanıyor. Fakat retina problemi olanlar, diyabetin muhafaza ettiği zararları tedavi etmek için önerilmiyor. Akıllı şeritleme çok kişisel bir karar vermeye dikkat eden Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. 


	
	Monovizyon Lazer (Tek göz yakına ayarlama) 
	


Hem uzağı hem yakını tek mercekle göremeyenler için bu yöntemle bir denge kuruyor. Baskın olmayan göze yakın görme için küçük bir ayar yapılırken, diğer uzak göz için olduğu gibi bırakılıyor. Beyin bu dengeye alışıyor. 40-50 yaş arası ilaçlar için uygulanıyor. Okuma gözlerinden ayrılmak isteyen, lazer için uygun görünen kişiler bu ortamda rahatlıyor. Fakat herkes bu dengeye uyum sağlayamıyor. Bu nedenle işlemden önce mutlaka deneme lensleriyle test yapılması gerekiyor. Uyum sağlayanlarda ise hem kitap okumak hem de araba kullanmak gözlüksüz hale geliyor. 


	
	Hibrit yöntemleri (Kombine yöntemler) 
	


Tek bir işlemde çözüm bulamayan ilaçlar için lazer ve lens gibi kombine çözümler gerekiyor. Yani gözlükten kurtulma süreci bazen tek hamleyle değil, birkaç yöntemin birlikte gerçekleşmesiyle gerçekleşiyor. Bu yaklaşımların tamamen kişiye özel olarak işaretleyen Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Demir şöyle diyor: "İleri yaş ilaçları, çok yüksek kapsamlı sigortalılar ya da hem yakın hem uzak sorunu yaşayanlar bu gruba katılıyor. Ama her yöntemin avantajı kadar riskli de olabileceğini unutmamak gerekir. Doğru planlama, sabır ve doktor önerilerine sadık kalmak çok önemlidir." 

 
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/gozlukten-kurtulmada-en-guncel-5-yontem.png</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/gozlukten-kurtulmada-en-guncel-5-yontem_t.png</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/gozlukten-kurtulmada-en-guncel-5-yontem/4895/</link>
			<pubDate>Mon, 16 Jun 2025 17:09:58 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yazın Kilo Vermek Daha Kolay</title>
			<description><![CDATA[Yaz mevsiminde ince askılı elbiseler, rahat tişörtler ve plaj kıyafetleriyle yaz aylarıyla birlikte pek çok kişi fit görünme isteğiyle kilo verme arayışına giriyor. Fazla kilolardan kurtulmak için sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz başta olmak üzere yaşam boyunca bazı yerlerde yapmak gerekir. Peki mevsimsel olarak bazı faktörlerin kilo verme sürecini kolaylaştırdığını ve ideal kiloya ulaşmanıza destek aldığınızı anladınız mı?]]></description>
		    <news><![CDATA[Acıbadem Fulya Hastanesi ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik “İşin güzel yanı, yaz mevsimi zaten kilo vermeyi kolaylaştıran doğal koşullarla sağlıklı. Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik yazın sağlıklı kilo vermeyi kolaylaştıran 6 etkeni anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.


	Günlerin zamanı


Günlerin gelişen ve güneşli havaları, fiziksel aktiviteye daha çok zaman ayırmamıza olanak tanır. Sabah yürüyüşleri, akşam üstü bisiklet turları ya da sahil boyunca yapılan hafif egzersizler, metabolizmayı hızlandırır ve yağ yakımını destekler. Ayrıca çalıştırılan bedene yalnızca kilo vermez; Aynı zamanda mutluluk hormonlarını da artırır.


	Su tüketiminin artması


Yazın su tüketiminin artması kilo kaybının en güçlü desteğidir. Hücresel çalışmaların sağlanması ve yağ yakımını değiştirir. Yaz mevsiminde sıcak hava ve daha hareketli bir yaşam temposuyla birlikte akıntının patlaması susama hissinin daha yoğun hissinin daha yoğun hissedilmesi ve daha fazla suyun içinin gelmesi geliyor. Günde en az 2-2,5 litre su tüketmek, hem iştah kontrolüne yardımcı olur, hem de vücutta detoks süreçlerinin gerçekleştirilmesi ve sindirimi sağlanır. Suyu limon, nane veya salatalıkla aroma verici ise, antioksidan muhafaza ederek ödem atmayı da çoğaltır.


	Hafif ve serinleten besinlere yönelmek


Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik "Kışın ağır ve yağlı yiyecekler tercih ederken, yazın mevsim sebzeleri ve taze meyveler ön plana çıkar. Renklilar, yoğurtlu mezeler ve zeytinyağlı sebzeler hem tok tutar hem de düşük kalorili seçeneklerdir. Ölçülü tüketime dikkat ile hafif ve serinleten kilo vermenin faydalarından faydalanabilirsiniz" diyor.


	Doğal ve mevsiminde beslenme


Yaz, doğanın bize sunduğu en zengin mevsimlerden biridir. Karpuz, çilek, domates, salatalık, semizotu gibi antioksidanlarla dolu birçok besin hem bağışıklığı hem de kilo kontrolünün sağlanması. Yazının açık kalması yerine düzenli ve düzenli aralıklarla tercih edin. Mevsim ürünleriyle renkli tabaklar birleştirilir.


	Azalan yemeği


Yazının metabolizmasına göre kışa göre çok daha farklı bir çalışmaz; Ancak yaz mevsimi, metabolizmanın daha verimli çalışmasını kolaylaştıracak pek çok fırsat sunuyor. Sıcak havalarda vücut daha hafif yemeklere yönelir. Bu da kontrol edilebilir. Küçük ama düzenli besinlerle gün içinde enerjinin kalması mümkün olur. Yaz sebzeleri ve meyveleriyle zengin, düşük kalorili ama besleyici beslenme olanağı artar.


	Tatil motivasyonu


Yaz ayları aynı zamanda hedef koyma mevsimidir. Tatil planları, tatil günlerinin ve takip eden yazlık kıyafetlerin, bireyleri daha fazla motivasyona sahip olur. Bu da düzenli beslenme kapasitelerini sürdürmeyi sağlar. Vücut sıcaklığının dış ortamıyla daha uyumlu olması parçalama sistemi üzerinde olumlu etki yapar. Ayrıca daha fazla hareket etme isteği de (yürüyüşler, harcama, açık hava aktiviteleri) günlük enerji harcamasını artırır.

Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik "Yazın sık yapılan hatalardan biri, hızlı hızlı kilo arzusudur. Şok diyetler, çevrimsel atlamalar, aşırı kısa kısıtlamaları döngü de uzun süreli metabolizmayı değiştirir, kişinin psikolojik olarak yorar. Sağlıklı ve kalıcı bir kilo kaybı; ortalama 0.5 – 1 kg'dır. Bu, işlemi yormaz, kas beslenme ve yağdan desteklenir. Bireye özel ve bir programı, ideal kilonundur. Uyku düzeni ve stres yönetimi de, kilo kaybına doğrudan etkileri unutmayın, önemli olan zayıflamak değil, sağlıklı ve kalıcı bir şekilde hafiflemektir” diyor.
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/yazin-kilo-vermek-daha-kolay.png</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/yazin-kilo-vermek-daha-kolay_t.png</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/yazin-kilo-vermek-daha-kolay/4894/</link>
			<pubDate>Fri, 13 Jun 2025 11:44:53 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Cilt Kanserine Karşı Koruma Rehberi </title>
			<description><![CDATA[Yaz aylarında artan güneş maruziyeti bronzlaşma ihtiyacını karşılarken, cilt kanseri riskini de beraberinde getiriyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık 6 bin kişi cilt kanseri tanısı alıyor.  ]]></description>
		    <news><![CDATA[Güneşin zararlı etkilerine karşı alınacak önlemler yalnızca estetik değil, yaşam kalitesini korumak açısından da büyük önem taşıyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Sema Kılıç, yaz mevsiminde yapılması gerekenleri sıralıyor. 

Cilt kanseri en yaygın kanser türlerinden biri haline geldi 

Cilt kanseri, cilt hücrelerinin anormal şekilde çoğalmasıyla ortaya çıkan bir kanser türü. Dermatoloji Uzmanı Dr. Sema Kılıç, cilt kanserlerinin en sık görülen türlerini şu şekilde sıralıyor: “Bazal hücreli karsinom, skuamöz hücreli karsinom ve melanom en yaygın türlerdir. Melanom, diğerlerine göre daha agresif seyredebilir ve erken teşhis edilmediğinde ölümcül olabilir.” 

Güneş ışınları ve genetik faktörler riski artırıyor 

Uzman Dr. Sema Kılıç, cilt kanseri riskini artıran faktörler arasında güneşin ultraviyole (UV) ışınlarını başa koyuyor. “Açık ten rengine sahip olmak, çok sayıda ben bulunması, ailesinde cilt kanseri öyküsü olmak ve solaryum gibi yapay UV kaynaklarına maruz kalmak riski artırıyor. Özellikle 10.00-16.00 saatleri arasında güneş ışınları dik açıyla gelir ve bu saatlerde güneşe çıkmaktan kaçınılmalıdır” diye belirtiyor. 

Güneş koruyucu sadece yazın değil, yıl boyunca kullanılmalı 

Güneş kremlerinin önemi hakkında konuşan Uzm. Dr. Sema Kılıç, “Güneş koruyucular, cildi zararlı UV ışınlarına karşı koruyarak DNA hasarını önler. En az SPF 50 içeren ve hem UVA hem UVB koruması sağlayan geniş spektrumlu ürünler tercih edilmelidir. Güneş koruyucu sadece yaz aylarında değil, kışın da kullanılmalıdır. Çünkü UV ışınları bulutlu havalarda dahi etkisini sürdürebilir” ifadelerini kullanıyor. 

Çocukların hassas ciltleri daha fazla korunmalı 

Çocukların ve bebeklerin ciltlerinin erişkinlere göre çok daha hassas olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Sema Kılıç, “Gölgelik alanlarda bulunmaları, geniş kenarlı şapka, uzun kollu kıyafet ve çocuklara özel güneş koruyucu kullanımı son derece önemlidir. 6 aydan küçük bebeklerin doğrudan güneş ışığına maruz kalmaması gerekir” diye belirtiyor. 


Fiziksel koruyucularla tam koruma mümkün mü? 

“Geniş kenarlı şapkalar, güneş gözlükleri ve açık renkli, uzun kollu kıyafetler güneşe karşı fiziksel bir bariyer oluşturur. Ancak bu yöntemler güneş koruyucu kullanımının yerini tutmaz. Her iki yöntemi birlikte uygulamak en etkili korumayı sağlar” diyen uzman, fiziksel korumanın da destekleyici önlem olarak önemine dikkat çekiyor. 

Benli cilt yapısına sahip kişiler daha dikkatli olmalı 

Vücudunda çok sayıda ben bulunan veya ailesinde melanom öyküsü olan bireylerin düzenli dermatolojik kontrol yaptırmaları gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Sema Kılıç, “Bu bireyler yeni ben oluşumu ya da var olan benlerdeki değişikliklere karşı çok daha dikkatli olmalı. Asimetri, sınır düzensizliği, renk değişimi, çap >6 mm ve evrim (değişim) gibi belirtiler varsa mutlaka bir uzmana başvurulmalı” uyarısında bulunuyor. 

Güneş lekesiyle cilt kanseri karıştırılmamalı 

Güneş lekeleri genellikle zararsızdır ancak ciltte zamanla oluşan değişiklikler her zaman ciddiye alınmalıdır. Uzm. Dr. Sema Kılıç, “Lekeler eğer renk, şekil ya da boyut açısından değişiyorsa, kaşınıyor veya kanıyorsa cilt kanseri belirtisi olabilir. Bu durumda vakit kaybetmeden dermatoloji uzmanına başvurulmalı” diyor. 

Solaryumun zararsız olduğu yanılgısı 

Solaryum cihazlarının da ciddi UV ışını yaydığını vurgulayan Kılıç, “Özellikle genç yaşta solaryuma girenlerde melanom riski ciddi oranda artar. Dünya Sağlık Örgütü, solaryumu insanlarda kansere neden olan maddeler arasında sınıflandırmaktadır” diyerek uyarıyor. 

D vitamini ihtiyacı için ölçülü güneş yeterli 

“Güneşten gelen D vitamini üretimi için günde 15-20 dakika bilek, kol gibi alanların direkt güneş alması yeterlidir. Ancak bu ihtiyaç karşılanırken uzun süre korunmasız güneş altında kalmak, D vitamini alayım derken cilt sağlığını tehlikeye atmak anlamına gelir” ifadeleriyle denge kurulması gerektiğine dikkat çekiyor. 


Ciltte değişiklik fark edildiğinde vakit kaybetmeyin 

Uzman Dr. Sema Kılıç, “Yeni oluşan lekeler, benlerdeki değişiklikler veya geçmeyen yaralar gözlemlendiğinde mutlaka dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır. Erken tanı hayat kurtarır. Yılda en az bir kez cilt muayenesi yaptırmak erken evrede tanı konulmasını sağlar. Bu da hem tedavi başarısını artırır hem de hayat kalitesini korur” diyerek düzenli kontrollerin önemine işaret ediyor. 

Güneş koruyucular zararlı mı? 

Bazı ürünlerdeki kimyasalların tartışma yarattığını belirten Kılıç, “Piyasada onaylı, dermatolojik olarak test edilmiş ürünler kullanılmalı. Özellikle paraben, oksibenzon gibi maddeleri içermeyen, güvenli içerikli ürünler tercih edilmeli. Şeffaf içerik listeleri olan güvenilir markalara yönelinmeli” diyerek güvenli güneş kremi kullanımının altını çiziyor. 

Cildinizin sağlığı için güneşle aranıza mesafe koyun  

Yaz aylarında güneşin tadını çıkarırken ihmal edilen birkaç dakikalık koruma, yıllar sonra ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Erken önlem almak, doğru ürün kullanmak ve cilt değişimlerini takip etmek ise hem estetik kaygıların hem de hayati risklerin önüne geçebilir. Çakmak Erdem Hastanesi'nde görev yapan Dermatoloji Uzmanı Dr. Sema Kılıç, “Cilt kanseri çoğu zaman önlenebilir bir hastalıktır. Yeter ki bilinçli olalım, kendimizi korumayı öğrenelim,” diyerek toplumun güneş farkındalığını artırmayı hedeflediklerini vurguluyor. 

 
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/cilt-kanserine-karsi-koruma-rehberi.png</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/cilt-kanserine-karsi-koruma-rehberi_t.png</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/cilt-kanserine-karsi-koruma-rehberi/4893/</link>
			<pubDate>Wed, 11 Jun 2025 12:21:40 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Diz Hastalıklarında Erken Teşhis Tedavi Başarısını Artırıyor </title>
			<description><![CDATA[Gözde Kuşadası Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzm. Dr. Şemsettin Aydın, her yaşta görülebilen diz hastalıklarının tedavisinde erken teşhisin ileride daha büyük sorunların önün kesilmesi için önemli olduğunu söyledi. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Diz hastalıklarında tedavi ve uygulamaların hastanın yaşına ve soruna göre çeşitlilik gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Şemsettin Aydın, tedavinin mutlaka uzman hekim kontrolünde ilerlemesi gerektiğini dile getirdi. 

Diz hastalıklarında yaş ve kilo gibi faktörlerin belirleyici olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Aydın, “Gençlerde basit dizlikten ameliyata kadar tedavi süreci değişiyor. Yaşlılarda ise diz protezleri başarılı sonuçlar veriyor. Sporcu yaralanmalarında ve menisküs yırtıklarında ise artroskopik cerrahileri uyguluyoruz. Bunların yanı sıra PRP denilen hastanın kendi kanından elde edilen trombosit yönünden zengin plazmayı kullanarak kendi eklem aralığına veriyoruz. Bu yöntemle hem yaralanmalarda hem de kıkırdak hasarlarında başarılı sonuç elde ediyoruz. Kök hücre uygulamasını ise hastanın kendi göbek çevresi yağıdan veya kemik ilik hücresinden alarak onu eklem aralığına vererek tedavi gerçekleştirebiliyoruz” diye konuştu. 

Kapalı Yöntemle Ameliyat

Uzm. Dr. Şemsettin Aydın, “Artroskopik cerrahide kapalı yöntemle dize kalem gibi bir kamerayla girip kıkırdakta aşınma olan yerleri temizliyoruz. Bozuk olan yerlere dolgu yapıyoruz. Bu ameliyat hastaları önemli ölçüde rahatlatıyor. Eğer durum daha da kötüyse protez uygulaması oluyor. İleri yaştaki hastalarda daha çok kullandığımız diz protezi ameliyatı (Diz artroplastisi) kireçlenmenin neden olduğu diz ağrısı ve diğer yakınmaları gidermek için kullanılıyor. Hastanın durumuna göre yarım veya tam protez yapılabiliyor. Hastalar 3-4 gün içinde taburcu olabiliyor. 1 ay içinde denize bile girebiliyor” dedi. 

Hareketsizlik ve Kilo, Hastalığı Tetikliyor 

Aşırı kilo, spor yaralanmaları, yaşla birlikte görülen eklemdeki şekil bozuklukları, eskiden geçirilen kazalar, hareketsiz yaşam gibi etkenlerin diz hastalıkları tetiklediğini kaydeden Uzm. Dr. Şemsettin Aydın, düzenli olarak spor yapılması tavsiyesinde bulundu. 

Aydın, sözlerine şöyle devam etti: “ Herkesin hayatında sporu bulundurması gerekiyor. Yüzme özellikle diz hastalıkları için yararlı. Kilo kontrolü ve kalp sağlığı için yürüyüş çok önemli. Kadınlarda eklem bozuklukları hareketsiz yaşam ve aşırı kilo gibi nedenlerden ötürü erkeklere göre daha fazla. Diz vücudumuzda önemli bir eklem. Dizin aksama, topallama yapması hastanın günlük yaşam kalitesini de etkiliyor. Bu nedenle eklemleri zorlamamak ve aşırı yük binmesinden de kaçınmak gerekiyor” 

 
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/diz-hastaliklarinda-erken-teshis-tedavi-basarisini-artiriyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/diz-hastaliklarinda-erken-teshis-tedavi-basarisini-artiriyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/diz-hastaliklarinda-erken-teshis-tedavi-basarisini-artiriyor/4892/</link>
			<pubDate>Wed, 11 Jun 2025 11:38:49 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yaz Tatilinde Göz Sağlığınızı Korumak İçin 6 Önlem</title>
			<description><![CDATA[Yaz aylarında güneş ışınları, havuzlar, lens kullanımı ve klima gibi etkenler göz sağlığını tehdit ediyor. Basit ama etkili 6 önlemle tatilinizi göz sağlığınızı koruyarak, problemsiz geçirebilirsiniz.]]></description>
		    <news><![CDATA[​

Yaz mevsimiyle birlikte artan güneş ışınları, hijyenik olmayan deniz ve havuz suları, klima kullanımı ve dikkatsiz alışkanlıklar göz sağlığını ciddi şekilde tehdit edebiliyor. Özellikle UV korumasız güneş gözlükleri, kontakt lensle denize girmek ve makyajla güneşlenmek gibi hatalı davranışlar gözde tahriş, kuruluk, enfeksiyon ve kalıcı hasarlara neden olabiliyor.  

Güneşe Çıkarken Şapka ve UV Korumalı Gözlük Kullanın 

Güneşin zararlı ultraviyole ışınları, sadece cilt değil, göz sağlığı için de tehdit oluşturuyor. Özellikle 10.00–16.00 saatleri arasında doğrudan güneşe maruz kalmaktan kaçınılmalı. Dışarı çıkılacaksa geniş siperlikli şapka ve UV korumalı güneş gözlükleri tercih edilmelidir. 

UV’siz Güneş Gözlüğü Gözünüze Zarar Verir 

Gözlük seçerken sadece estetik değil, işlevsellik de ön planda olmalı. Ultraviyole filtresi olmayan gözlükler, göz bebeğinin daha fazla ışık almasına yol açarak zararı artırır. Yanlardan ışık almayı önleyen, yüze tam oturan ve gerekirse numaralı olarak tercih edilen UV korumalı gözlükler yazın vazgeçilmezidir. 

​

Kontakt Lensle Denize Girmeyin 

Lensle denize veya havuza girmek, mikropların doğrudan göze bulaşmasına neden olabilir. Bu da ciddi enfeksiyonlara yol açabilir. Mümkünse lens yerine numaralı yüzme gözlükleri kullanılmalı.  

Makyajlı Gözle Güneşlenmeyin 

Makyaj kalıntıları ve güneş kremleri, güneş altında eriyerek göze temas ettiğinde kızarıklık, batma, sulanma ve kaşıntıya neden olabilir. Göz çevresine ürün uygularken dikkatli olunmalı, güneşlenmeden önce makyaj temizlenmelidir. 

​

Klima Göz Kuruluğuna Yol Açabilir 

Yazın getirdiği kavurucu sıcaklarda hayat kurtarıcı olan klimalar göz sağlığınız için tehlike uyandırabiliyor. Klimalı ortamlarda gözyaşı buharlaşması artar ve bu da göz kuruluğu, yanma, batma gibi sorunlara neden olur. Göz kuruluğunu önlemek için ortamın nem seviyesi artırılmalı, gerekirse suni gözyaşı damlaları kullanılmalıdır.  

Göze Kum Kaçarsa Ovuşturmayın 

Kumsalda veya çocuk oyun alanlarında göze kum kaçması sık yaşanır. Bu durumda göz kesinlikle ovuşturulmamalı, bol temiz suyla yıkanmalıdır. Kızarıklık, sulanma veya çapaklanma varsa zaman kaybetmeden bir göz doktoruna başvurulmalıdır. 
​]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/yaz-tatilinde-goz-sagliginizi-korumak-icin-6-onlem.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/yaz-tatilinde-goz-sagliginizi-korumak-icin-6-onlem_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/yaz-tatilinde-goz-sagliginizi-korumak-icin-6-onlem/4891/</link>
			<pubDate>Wed, 04 Jun 2025 10:58:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>KURBAN BAYRAMI&#39;NDA SAĞLIKLI ET TÜKETİMİ İÇİN 6 ÖNERİ</title>
			<description><![CDATA[Bayram ve sonrasında herhangi bir sağlık sorunu yaşamamak için bu dönemde tüketilen gıdalara, miktarlarına ve yemeklerin pişirme şekline çok dikkat edilmesi gerekiyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dr. N. Sinem Türkmen, Kurban Bayramı’nda sağlıklı beslenme konuları hakkında bilgi verdi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Kurban Bayramı’nda et tüketmek geleneklerimizin başında gelmektedir. Misafirlerimizi en iyi şekilde ağırlamak istediğimiz bu özel günlerde et dışında tatlı ve hamur işleri de ikramlarımıza eklenmektedir. Bu nedenle çoğu zaman bayramda yeme içme alışkanlıklarımızı kontrol etmek zor olabilmektedir. Kendi hazırladığımız veya ikram edilen yemeklerin tadını çıkarmak gerekir ancak porsiyon büyüklüğü ve zamanlama çok önemlidir. Kalp- damar hastaları, yüksek kolesterol, diyabet veya karaciğer yağlanması olanlar, mide-bağırsak problemleri yaşayanlar et tüketiminde aşırıya kaçmamalıdır. Bayram sabahı kahvaltıları her zaman keyiflidir. Güne hafif ve sağlıklı bir kahvaltıyla başlanmalıdır. Yumurta, zeytin, avokado, çiğ ceviz, kuru kayısı, bol mevsim sebzesi, tam tahıllı ekmek ile doyurucu bir kahvaltı yapmak sonraki öğünlerde porsiyon kontrolü sağlamanıza yardımcı olacaktır.

Akraba ve arkadaş ziyaretleri bayramların en önemli ritüellerinden birisidir. Çoğu zaman gün içerisinde birden çok ev ziyereti yaparak sevdiklerimizle bayramlaşırız. Her ziyarette de etinden tatlısına çeşitli hamur işleri ve içecekler ikram edilir.  Kendi evimiz ve ziyaretlerde ikram edilen yeme içmeye dikkat etmediğimiz takdirde, bayram günlerinde ya da sonrasında sağlık sorunları kaçınılmaz olabilir. Bu problemleri yaşamamak için tam porsiyon yemekler yerine küçük atıştırmalık ikramların tadına bakmayı tercih etmemiz gerekir. Aynı gün içinde birkaç yere gidecekseniz, toplamda ne kadar tatlı yediğinize ve ne kadar çay veya kahve içtiğinize dikkat etmeniz önemlidir. İçtiğiniz çay veya kahve miktarı kadar esktra su içmeye özen göstermelisiniz. Günde toplam 2 fincan sade kahve ve 2 fincan sade çay tüketmeniz yeterli olacaktır. 

Egzersizlerinizi aksatmayın

Bayramlarda fazla miktarda et ve tatlı tüketildiği için mutlaka egzersiz yapılması gerekir. Asansörler çıkmak yerine ziyaretler sırasında merdivenleri kullanın, kısa mesafeli ziyaretlerinizi arabayla değil yürüyerek yapın. Yaptığınız düzenli egzersizlere devam edin, bu sayede sindiriminizi destekleyebilir ve bayram sofralarında yediklerinizi enerjiye çevirebilirsiniz.

Et yemeklerinin yanında yoğurt yerine salata tüketin

Kurban Bayramı’nda et tüketimi kaçınılmaz olacaktır. Et yemeklerinin yanında mutlaka bol yeşillikli ve limon eklenmiş salatalar eklenmelidir. Fazla et tüketimi vücudun asit yükünü artırır. Yeşil yapraklı sebzeler bu yükü azaltarak böbreklerin işleyişini destekleyecektir. Ayrıca sindirimi de destekler ve özellikle Kurban Bayramı’nda sıkça yaşanan kabızlık problemini azaltır. Salataya limon eklemek ise, kırmızı etten alacağımız demirin emilimini artırır. Demir emiliminin azalmaması için etle beraber yoğurt, süt, peynir gibi kalsiyum içeren gıdalar tüketilmemelidir.

Kurban etindeki ölüm katılığına dikkat!

Hayvan etinde, kesilirken solunumun durmasıyla kaslardaki oksijen ve enerji tükendiği için kaslar gevşeyemez. Bu nedenle, kasların kasılı olmasından kaynaklı Rigor Mortisadı verilen ölüm katılığı gerçekleşebilmektedir. Eğer kesilen kurban etleri, hemen buzluğa konursa, rigos mortis katılığı devam edecektir. Bu nedenle etleri tüketmeden veya saklamadan önce mutlaka 12 saat oda sıcaklığında dinlendirmek gerekmektedir. Rigos mortisin geçmesini beklemeden tüketilen etler hazımsızlık gibi mide-bağırsak problemlerine neden olur. 

Sağlıklı et tüketimi için bunlara dikkat edin:


	Tavada, ızgarada veya buharda pişirme tercih edilmelidir. 
	Kanserojen maddelerin oluşumunu azaltmak için etler çok yüksek sıcaklıkta ve uzun süre pişirilmemelidir. 
	Mangalda pişirme yapılacak ise; önce ön pişirme uygulanmalı ve et suyu uzaklaştırıldıktan sonra ızgara işlemine geçilmelidir. 
	Etlerin, antioksidan kapasitesi yüksek baharatlar; (zerdeçal, zencefil, biberiye, karabiber vb.) ve sirke, limon suyu gibi C vitamininden zengin asidik sıvılar ile marinasyonu yapılarak ısıyla teması kesilmelidir. Marinasyona şeker içeriği yüksek maddeler ve yağ eklenmemelidir. 
	Etin fazla pişmekten yanmış yerleri varsa, tüketilmeden önce mutlaka yanık kısımlar kesilip atılmalıdır. 
	Etler buzdolabında +4 / +7derecede uygun ambalaj veya yağlı kağıda sarılarak 2-3 gün, derin dondurucuda ise (-180C) en fazla 3-4 ay saklanmalıdır. 

]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/kurban-bayrami-nda-saglikli-et-tuketimi-icin-6-oneri.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2025/06/kurban-bayrami-nda-saglikli-et-tuketimi-icin-6-oneri_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/kurban-bayrami-nda-saglikli-et-tuketimi-icin-6-oneri/4889/</link>
			<pubDate>Tue, 03 Jun 2025 17:19:20 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Tatlı Krizini Yenmenin 8 Püf Noktası!</title>
			<description><![CDATA[Bazen yemek sonrası bazen de durduk yerde canınız ille de tatlı mı çekiyor? Üstelik son zamanlarda bu bir alışkanlık haline mi dönüştü?]]></description>
		    <news><![CDATA[Tam da yaz aylarında ince ve fit olmak isterken, önce masumane başlayıp zamanla tehdide dönüşen tatlı yeme isteğine nasıl karşı koyacağınızı bilemiyor musunuz? Umutsuzluğa kapılmayın! Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Beyza Nur Erdoğan“Tatlı isteği bazen henüz tanı almadığımız diyabet hastalığının ilk belirtilerinden de olabilir. Bu nedenle düzenli kan testi yaptırmak; vücudumuzdaki hastalıkları öğrenmek ya da eksikliğini yaşadığımız vitamin ve mineral eksikliklerini saptamak açısından çok kıymetlidir. Eğer tatlı isteğinin altında ciddi bir sağlık sorunu yatmıyorsa günlük yaşam alışkanlıklarınızda bazı basit ama etkili değişiklikler yaparak tatlı krizini önleyebilirsiniz” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Beyza Erdoğan, tatlı krizini yenmenin 8 püf noktasını sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
 

	Meyve ile tatlandıracağınız yoğurt/süt tüketin

Canınız tatlı çektiğinde mevsim meyvesi ile tatlandıracağınız bir kase yoğurt tercih edin. Bu karışım hem tatlı isteğinizi giderecek hem de kan şekerinizin aniden yükselmesini ve sindirim sürelerini uzatarak daha hızlı acıkmanızı önleyecektir.


	Mutlaka ara öğün yapın

Uzun süreli açlıklarda kan şekeri düşer ve bu vücutta tatlı isteği şeklinde algılanabilir. Bu nedenle beslenmenize ara öğün ekleyerek kan şekeri dengesini sağlayabilir ve canınızın tatlı çekmesini engelleyebilirsiniz.


	Yeterince su içmeyi ihmal etmeyin

Beyinde susama ve acıkma aynı yerden kontrol edilir. Bu nedenle bazen susuzluk hissi, açlık veya tatlı isteğiyle karıştırılabilir. Su tüketimini yeterli miktarda yapmak gereksiz kalori alımının da önüne geçmek için en sağlıklı yöntemdir.


	Basit karbonhidrattan uzaklaşın

Beslenmenizde glisemik indeksleri düşük olan beyaz un ve şeker gibi basit karbonhidratlar yerine kompleks karbonhidratlara yer vererek kan şekerinizin daha yavaş yükselmesini destekleyebilirsiniz. Tam buğday, sebze, kurubaklagillergibi kompleks karbonhidratlar kan şekerinizin daha yavaş yükselmesine yardımcı olurken tatlı isteklerini de engeller.
 

	Yeterli ve kaliteli uyuyun

Beslenme ve Diyet Uzmanı Beyza Erdoğan “Yapılan çalışmalar 5 saat ve daha az uyumayı şekerli içecek tüketimiyle ilişkili buluyor. Çünkü uykusuz kalınca günlük enerjimiz düşüyor ve onu toplamak için sürekli atıştırmalık tüketiyoruz. Tatlı isteği ya da atıştırma yanılgısına düşmemek için uykunuzu aldığınıza, yeterli ve kaliteli uyuduğunuza emin olun” diyor.


	Posalı besinler tüketin

Besinlerde yer alan posa (lif) midenin boşalmasını geciktirerek daha uzun süre tok kalmayı sağlar. Kan şekerinin ani yükselmelerini de engelleyerek hep aynı seviyelerde olmasınıve tatlı isteğini engellemeye yardımcı olur.


	Çay ve kahve yerine bitki çayını tercih edin

Çay ve kahve gibi alışkanlıklar tatlı atıştırmalıkları hatırlatır. Herhangi bir mide, bağırsak, böbrek veya tansiyon hastalığınız yoksa çay ve kahve yerine günde bir fincan kadar bitki çayı (içine tarçın kabuğu, karanfil katarak) tüketerek tatlı isteğini bastırabiliriz.


	Düzenli sağlık kontrolünüzü yaptırın

Beslenme ve Diyet Uzmanı Beyza Erdoğan “Tatlı isteği bazen henüz tanı almadığımız diyabet hastalığının ilk belirtilerinden de olabilir. Bu nedenle düzenli kan testi yaptırmak; vücudumuzdaki hastalıkları öğrenmek ya da eksikliğini yaşadığımız vitamin ve mineral eksikliklerini saptamak açısından çok kıymetlidir” diyor.
 
 ]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/05/tatli-krizini-yenmenin-8-puf-noktasi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/05/tatli-krizini-yenmenin-8-puf-noktasi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/tatli-krizini-yenmenin-8-puf-noktasi/4866/</link>
			<pubDate>Mon, 20 May 2024 10:40:19 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yağdan Kilo Vermenin 6 Püf Noktası!</title>
			<description><![CDATA[Fazla kilolarından kurtulmaya çalışanların çok sık başına gelir; yağdan değil kaslardan vermek! Zira kilo vermek için yapılan kalori kısıtlı diyetler yeterli protein içermiyorsa azaltılan enerji kaslardan karşılanıyor ki bu da kas kaybına yol açıyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı “Sağlıklı kilo verme hızı ayda 3-6 kg. arasında değişir. Kilo verme hedefini çok yüksek tutarak dengesiz ve çok kısıtlı beslenmek kas kaybına neden olur; bu da metabolizma hızının yavaşlamasına, vücut direncinin ve performansının azalmasına, yorgunluk ve halsizlik gibi şikayetlere, yaşam kalitesinin düşmesine yol açar.  Üstelik ‘yo-yo sendromu’ da kaçınılmazdır yani hızlı verilen kilolar hızla geri alınır. Bu nedenle doğru ve kalıcı kilo kaybı için mutlaka egzersizle desteklenen, kişiye özgü planlanmış beslenme programı uygulanması gerekir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı yağdan kilo vermenin 6 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doğru beslenin

Her bireyin farklı metabolik yapıları ve yaşam şekli olduğundan öncelikle kişiye uygun ve sürdürülebilir beslenme şeklinin bulunması sağlıklı kilo kaybında kritik önem taşıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı “Sağlıklı kilo kaybının hedefi yeterli protein tüketerek kas kütlesini koruyup yağdan vermektir. Yağ kaybı alınan kalorinin harcanan kaloriden daha olduğu dengeli diyetlerle mümkündür.Günlük alınan gıdaların porsiyon kontrolünü yapmak,açlık tokluk sinyallerine dikkat etmek, yemek seçimlerini daha sağlıklı gıdalardan yapmak önemlidir” diyor.

İyi karbonhidrat tüketin

Vücut yağ oranı yanlış karbonhidrat tüketimiyle artıyor. Fazla tüketilen şeker, şekerli içecekler, pasta,kek, bisküvi gibi hızlı kana geçip insülin salgısını hızlı artıran gıdalar, harcanandan fazla kalori alımı ve hareketsiz (sedanter) yaşam vücutta yağ oranını artırıyor. Yağ kaybının sağlanması için beslenmeden tamamen karbonhidratları çıkarmanın doğru olmadığını belirten Dyt. Fatma Turanlı şöyle konuşuyor: “İyi karbonhidratlar olarak sayılabilecek yulaf,bulgur, kinoa, karabuğday, çavdar ekmeği gibi gıdalar hem içerdikleri lif,vitamin ve mineraller açısından hem de tokluk hissini artırdıkları için diyet programlarında düşük porsiyonlarda yer almalıdır.Şeker ve şekerli içecek ve yiyeceklerden uzak durulmalıdır.”

Düzenli egzersiz yapın

Zayıflama sürecinde uygulanan diyetin mutlaka egzersizle desteklenmesi gerekiyor. Düzenli egzersiz kaybedilen kilonun daha çok yağdan verilmesine yardımcı olurken, insülin duyarlılığı ve metabolizma üzerinde olumlu etkiler sağlıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı “Kardiyo egzersizler yağ yakımı açısından önerilir,uygun ağırlık veya direnç egzersizleri de kas kütlesini artırmak için önemlidir.Günlük adım sayısının 5000 adım altında olmamasına,haftada 3 gün 45-50dak. yürüyüş yapılmasına dikkat edilmelidir.Yapılacak egzersiz programları kişiye uygun olacak şekilde uzmanı tarafından planlanmalıdır. Yanlış yapılan egzersizler sorunlara,sakatlanmalara yol açabilir” diyor.

Bu besinlere sofranızda yer verin

Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı, kilo vermek için mucize yaratan gıda veya içecek olmadığını, bazı besinlerin ise kilo vermeye yardımcı olabileceğini belirterek bu besinleri şöyle açıklıyor: “Yeşil çayda kateşinler,kafein,acı biberde kapsaisin,ananasta bromelin gibi bileşikler metabolizma hızını artırır. Tarçın krom içeriği ile insülin etkinliğini artırmaya yardımcı olur, tatlı yeme isteğini azaltır.Brokoli,kereviz,lahana gibi posa ve mineral vitamin içeriği yüksek sebzeler tokluk hissini artırmaları ve bağırsak çalışmasına yardımcı olmaları dolayısıyla günlük beslenme programına ilave edilmelidir.”

Yeterli ve düzenli uyuyun 

Yetersiz uyku büyüme hormonu salınımını olumsuz etkilerken bu da protein sentezini ve dolayısıyla kas yapısını bozabiliyor. Vücudun günde 7-8 saat uykuya ihtiyacı olduğunu belirten Turanlı şöyle konuşuyor: “Yetersiz düzeyde uyku kortizol seviyesinde artışa neden olabilir. Yapılan bilimsel çalışmalarda; kortizol düzeyi yüksekliği obezite, insülin direnci ve vücut yağ oranı artışıyla ilişkilendirilmiştir. Kaliteli uyku mutluluk ve dinlenmiş bir vücutla güne daha enerjik başlanmasını sağladığından bu da egzersiz yapma performansını artırır, iştahın kontrol altına alınmasını kolaylaştırır.”

Mutlaka günde 10 bardak su için

Vücudumuzun en temel ihtiyacı olan suyun özellikle kış aylarında yeterince tüketilmediğini, kahve ve çay gibi içeceklerin ise kesinlikle suyun yerine geçmediğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı “Metabolizmanın düzenli çalışması, elektrolit dengesi, vücuttan toksin atılması ve kana geçen besin ögelerinin vücutta taşınması gibi önemli işlevleri olan su yeterli alınmadığında dehidratasyon denilen susuzluk meydana gelir.Dehidratasyon kişinin yorgun, performansı düşük ve stresli hissetmesine yol açar, hormonal işleyisi etkiler,dolaylı olarak da enerji harcanmasını yavaşlatır. Bu nedenle kilo vermek için 10 bardak su içilmesi temel koşuldur” diyor.

 
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/05/yagdan-kilo-vermenin-6-puf-noktasi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/05/yagdan-kilo-vermenin-6-puf-noktasi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/yagdan-kilo-vermenin-6-puf-noktasi/4865/</link>
			<pubDate>Mon, 13 May 2024 09:49:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Türkiye&#39;de 7 milyondan fazla astım hastası var!</title>
			<description><![CDATA[Astım tüm yaş gruplarında görülen en yaygın kronik hastalıklardan biri. Dünya genelinde 300 milyonun, ülkemizde de 7 milyonun üzerinde astım hastası olduğu belirtiliyor. Üstelik astımın görülme sıklığı günümüzde giderek artıyor.  ]]></description>
		    <news><![CDATA[Astım, en önemli sinyallerinden olan nefes darlığı, hışıltılı solunum ve inatçı öksürük nedeniyle yaşam kalitesini ciddi boyutlarda bozabiliyor ve iş gücü kaybına neden olabiliyor. Özellikle de doğanın canlanıp çiçeklerin açtığı, polenlerin havada uçuştuğu bahar ayları astım hastaları için adetakabusa dönüşebiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süha Alzafer, bahar mevsiminin özellikle polene karşı alerjisi olan astım hastalarını olumsuz etkilediğine dikkat çekerek, “Polenler astımı tetikleyen etkenlerden biridir. Ayrıca genellikle bu hastalarda beraberinde alerjik nezle de olduğu için polenler üst solunum yollarında tıkanıklığa yol açar ve astımı daha da kötüleştirir. Ancak hekimin önerdiği ilaç tedavisi ve alınacak olan bazı önlemler ile yaşam kalitesi bozulmadan normal bir yaşam sürmek mümkündür” diyor.

Tek belirtisi ‘öksürük’ olabiliyor!   

 Astım, hava yollarının mikrobik olmayan iltihabı (enflamasyon) nedeniyle gelişen, hava yollarının daralmasıyla karakterize ve krizler halinde seyreden bir hastalık.  Dolayısıyla kriz olmadığı zamanlarda hastada hiçbir belirti ve anormal muayene bulgusu olmuyor. Nefes darlığı ve hışıltılı solunum, astımın en sık görülen belirtilerini oluşturuyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süha Alzafer, bu yakınmaların yanı sıra öksürük, göğüste baskı ile kaşıntı hissi gibi belirtiler de  görülebildiğinivurgulayarak, “Alerjik astımı olan hastalarda  genellikle alerjik nezle ve sinüzit de bulunabildiği için bu şikayetlere ayrıca arka arkaya defalarca kez hapşırık, burun ve geniz kalıntısı ile su gibi burun akıntısı da eşlik eder” diyor.  Dr. Süha Alzafer, bazı astım türlerinde ise nefes darlığı olmadan sadece uzun süren öksürük gelişebileceğine de işaret ediyor.

En yaygın nedeni ‘alerjik bünye’ 

 Astıma pek çok etken neden olabiliyor. En sık görülen sebebi ise alerjik bir bünyeye sahip olmak. Hastaların büyük çoğunluğu alerjiden dolayı astıma yakalanıyorlar. Ancak alerjiye bağlı olmayan astım türleri de mevcut. Örneğin bazı meslekler, solunum yoluyla maruziyet oluşturarak,alerjik olmayan mesleki astıma yol açabiliyor. Yine bir başka astım türü sadece egzersiz yapıldığında ortaya çıkan ve egzersizin tetiklediği astım oluyor. Dr. Süha Alzafer, astım ataklarını tetikleyen faktörleri, ‘Polenler, ev tozu akarları, bazı hayvanlar (kedi, köpek, kuş gibi), sigara dumanı, küf mantarları, hava kirliliği, soğuk hava, solunum yolu enfeksiyonları, sinüzit, reflü, asetil salisilik asit ve beta bloker gibi ilaçlar, bazı besinler, özellikle kırsal alanda rastlanılan ev içi duman maruziyeti’ olarak sıralıyor.

Tedavi edilebilen bir hastalık, ancak… 

 Astım tedavi edilebilen bir hastalık.  Temel hedef ise atakları kontrol altında tutmak. Astımın tedavisi ‘kronik tedavi’ ve ‘astım atağının tedavisi’ şeklinde 2’ye ayrılıyor. Kronik tedavide, hastanın hava yollarının çeperindeki enflamasyonun tedavisi için halk arasında ‘sprey’ veya ‘fıs fıs’olarak bilinen inhaler ilaçlar kullanılıyor. Bazı alerjik astım hastalarında immünoterapi de fayda sağlıyor. Astım krizi esnasında bu ilaçlara havayolu spazmını tedavi edecek inhaler ilaçlar da ekleniyor. Kriz boyunca ilaçlar genelliklenebülizatör denilen aletler ile veriliyor. Bazen kortizon kullanmak da gerekebiliyor.  Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süha Alzafer,astımın tedavisinden etkin sonuç alınmasında düzenli ilaç kullanımının son derece önemli olduğu uyarısında  bulunarak, “Hasta, herhangi bir  yakınması olmasa bile ilaçlarınımutlaka hekiminin önerdiği süre ve  dozda kullanmalı, ‘yakınmam yok’ diyerek kendiliğinden bırakmamalı. Aksi halde zaman içinde astım hastalığı kronikleşebilir. Dolayısıyla kriz olmadığı zamanlarda da sürekli solunumsal yakınmaları olan bir hastaya dönüşebilir” diye konuşuyor.

Astım ataklarına karşı 10 bahar önerisi! 

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süha Alzafer, astım hastalarının bahar aylarında dikkat etmeleri gereken önemli kuralları şöyle özetliyor: 

 

·         Ormanlık alanlardan uzak durun

·         Dış ortamdan eve geldiğinizde kıyafetlerinizi değiştirerek duş alın

·         Evinizin pencerelerini ve araç camlarını olabildiğince kapalı tutun

·         Evde ve arabada polen filtreli klimaları tercih edin

·         Çamaşırlarınızı kapalı ortamlarda kurutun

·         Dışarıya çıktığınızda gözlük ve şapka kullanın

·         Her gün bol su içmeye özen gösterin

·         Sigara kullanmayın, içilen ortamdan uzak durun

·         Olabildiğince dumansız, temiz hava solumaya dikkat edin

·         Solunum yoluenfeksiyonlarına karşı korunun

 

 
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/05/turkiye-de-7-milyondan-fazla-astim-hastasi-var.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/05/turkiye-de-7-milyondan-fazla-astim-hastasi-var_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/turkiye-de-7-milyondan-fazla-astim-hastasi-var/4864/</link>
			<pubDate>Tue, 07 May 2024 10:58:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kanser Hastalarına Özel 8 Beslenme Önerisi!</title>
			<description><![CDATA[Son yıllarda tedavi yöntemlerinde çok önemli ilerlemeler yaşansa da kişinin günlük yaşam kalitesini olumsuz etkileyen kanser, özellikle beslenme konusundaki etkileri nedeniyle hastaların ve ailelerinin daha fazla endişelenmesine neden olabiliyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Yemek yemede zorlanma, iştah kaybı, mide bulantısı, tat değişiklikleri ve sindirim sorunları gibi olumsuzluklar hem hastayı hem de ailesini üzüntü ve kaygıya sevkedebiliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah “Hem beslenme sürecini rahat yürütebilmek hem de bağışıklık sistemini güçlendirmek, vücudu toksinlerden arındırmak ve sağlıklı hücrelerin korunmasını desteklemek için kişilerin diyetlerinde bazı önemli noktalara dikkat etmeleri gerekir. Doğru beslenme, tedavi sürecindeki iyileşme şansını artırmak ve genel sağlığı desteklemek amacıyla büyük önem taşımaktadır. Her bireyin beslenme ihtiyaçları farklı olduğu için tedavi sürecindeki gereksinimleri de değişebilir. Bu nedenle gerekirse doktorunuz veya beslenme uzmanı ile iletişime geçmenizde fayda var” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah, vücudu besleyici gıdalarla desteklemek, tedaviye bağlı yan etkilerle mücadele etmek ve bağışıklık sistemini güçlendirmek için kanser hastalarına beslenmede dikkat edilmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

·         Küçük ve sık öğünler yapın

Tedaviye bağlı mide bulantısı, iştahsızlık veya sindirim sorunları yaşıyorsanız bu sorunlardan etkilenmemek ve yeteri kadar enerji alabilmek için büyük öğünler yerine küçük ve sık öğünler yapın. Küçük hacimde yüksek enerji içeren kuruyemiş ve kuru meyveleri atıştırmalık olarak tüketebilirsiniz.

·         Mutlaka yeterli sıvı tüketin
Kanser tedavisi sürecinde su tüketimi son derece önemlidir. Su, vücuttaki hidrasyonu sağlar ve toksinlerin atılmasına yardımcı olur. Ayrıca tedavi sürecinde alınan ilaçların vücuttan atılması için de bol su tüketimi çok önemlidir. Tedavi sürecinde bol suyun yanı sıra, taze sıkılmış meyve suları ve sevdiğiniz çorbaları içerek de sıvı alımını destekleyebilirsiniz.

·         Mutlaka sebze ve meyve tüketin

Turunçgiller, koyu yeşil yapraklı sebzeler, kırmızı meyveler gibi antioksidanlar bakımından zengin gıdalar, hücre hasarının azalmasına ve sağlıklı hücrelerin korunmasına yardımcı olmaktadır. Renkli meyve ve sebzeler aynı zamanda vitamin, mineral ve lif içeriği bakımından da zengindir. Bağışıklık sistemini güçlendirmek ve antioksidan alımını artırmak için her gün mevsim meyveleri ve sebzelerini mutlaka tüketin.

·         Bu gıdalardan uzak durun

 Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah “Tedavi sürecinde yan etkileri en aza indirerek daha rahat beslenebilmek için; özellikle şekerli gıdalar, işlenmiş etler, tuzlu, yağlı ve kızartılmış yiyecekler ile alkol ve kafein içeren içeceklerden kaçınmak gerekir. Alınan ilaçlardan dolayı ağızda hassasiyet oluşabileceği için asit seviyesi yüksek olan limon, domates, baharat ve acı içeren gıdalardan da uzak durulmalıdır. Ayrıca greyfurt, nar ve kivi kemoterapi ilaçlarının etkisini değiştirebileceğinden tüketiminden kaçınılmalıdır.

·         Yüksek kaliteli protein alın

Proteinler vücudun dokularını yeniden inşa etmesine ve güçlendirmesine yardımcı olur. Kas yıkımını önlemek ve doku onarımını desteklemek için her öğün mutlaka protein tüketimi sağlanmalıdır. Yumurta, tavuk, balık, kırmızı et, baklagiller, süt ve süt ürünleri gibi yüksek kaliteli protein kaynaklarına beslenmenizde mutlaka yer verin.

·         Basit karbonhidrattan uzak durun

Kanser tedavisi sürecinde artan enerji ihtiyacını karşılayabilmek için karbonhidrat tüketimi önemlidir. Kompleks karbonhidratlar daha yavaş sindirilir ve kan şekerini dengede tutar. Beyaz ekmek, beyaz pirinç gibi basit karbonhidratlar yerine kepekli tahıllar, esmer pirinç, tam buğday makarna gibi sağlıklı karbonhidrat kaynakları tercih edin.

·         Yan etkilere karşı bu önerilere özen gösterin

Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Akkülah “Tedaviye bağlı olarak iştah kaybı, tat değişiklikleri veya mide bulantısı gibi yan etkilerle mücadele etmek için; besleyici, yumuşak ve kolayca çiğnenen yiyecekleri ve yüksek enerjili gıdaları tercih edebilirsiniz. Örneğin; yoğun kalorili smoothieler veya protein içeren atıştırmalar tüketebilirsiniz. Ancak uygulanan tedaviler nedeniyle kilo almaya başladıysanız sağlıklı beslenme programına başlamak ve egzersiz düzeninizi oluşturmak için hekiminize ve diyetisyeninize başvurmanız gerekir.

·         Dengeli beslenin

Vücudun iyileşme sürecinde gerekli besin maddelerinin mutlaka tüketilmesi gerekir. Bu nedenle dengeli bir beslenme düzeni oluşturmak önemlidir. Her öğünde protein, sağlıklı yağlar, kompleks karbonhidratlar, lif, vitamin ve mineral içeren çeşitli gıdalar tüketilmelidir. 

 

 

 
]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/04/kanser-hastalarina-ozel-8-beslenme-onerisi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/04/kanser-hastalarina-ozel-8-beslenme-onerisi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/kanser-hastalarina-ozel-8-beslenme-onerisi/4863/</link>
			<pubDate>Wed, 24 Apr 2024 10:21:45 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title> D vitamini eksikliği bile kulakta çınlama yapabiliyor!</title>
			<description><![CDATA[Gerçekte olmayan zil sesi, hışırtı ve uğultu gibi seslerin duyulması ‘kulakta çınlama’ ya da tıp dünyasındaki adıyla ‘tinnitus’ olarak tanımlanıyor. ]]></description>
		    <news><![CDATA[ Çok fazla gürültülü ortamda bulunmanın yanı sıra cep telefonuyla fazla konuşmak, kulaklık ile yüksek volümlü müzik dinlemek, çevredeki ses kirliliğinin artışı ve geçirilmiş Covid-19 enfeksiyonu gibi etkenler nedeniyle kulakta çınlama sorununun son yıllarda giderek yaygınlaştığı belirtiliyor. Öyle ki günümüzde her 15 kişiden biri, hayatının bir döneminde kulak çınlaması problemi yaşıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Özturan, yaşam kalitesini düşürebilecek şiddete ulaşabilen kulak çınlamasının genellikle dış kulak yolundaki kir gibi basit ve kolayca müdahale edilebilen nedenlerden kaynaklansa da bazen ciddi bir hastalığa da işaret edebileceğini belirterek, “Dolayısıyla kulak çınlamasında erken tanı ve tedavi son derece önemlidir.  Çınlamaya yol açan etkenin erken dönemde tespit edilmesi tedaviye cevabı kolaylaştırır. Geç kalındığında ise örneğin çınlama kulak tansiyonu gibi hastalığa bağlı gelişmişse işitme kaybı gelişebilir. Çınlamada tedavi sebebine yönelik yapılmaktadır. Nedeni tespit ve tedavi edildiğinde çınlama çoğu zaman sorun olmaktan çıkmaktadır” diyor. Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Özturan, kulak çınlamasına yol açan etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.
 
Akustik travma
Ani ve şiddetli şiddetli ses dalgalarına maruz kalma sonucu gelişen akustik travma, işitme kaybının yanı sıra kulakta çınlamaya da sebep olabiliyor. Genellikle aşırı yüksek sese maruz kalan müzisyenlerde, gürültülü ortamda çalışan kişilerde ve avcılarda oluşan akustik travma tedavi edilmezse işitme kaybı kalıcı hale gelebiliyor.
 
Meniere hastalığı
Meniere iç kulaktaki keselerde basınç artışından dolayı ortaya çıkan bir hastalık. İşitme kaybı, çınlama ve baş dönmesi, ataklar halinde gelişen bu hastalığın en belirgin işaretlerini oluşturuyor.  Pek çok tedavi seçeneğinin olduğu meniere hastalığında stres kontrolü  ve diyet önem taşıyor.
 
Kulak zarında oluşan delik
Dış kulak yolunda oluşan kir ya da kulaktaki saç gibi yabancı maddeler de kulak çınlamasına yol açabilen etkenlerden. Bunların yanı sıra kulak zarında oluşan delik nedeniyle de çınlama sorunu gelişebiliyor. 
 
Orta kulak yolu enfeksiyonları
Genellikle üst solunum yolu enfeksiyonuna bağlı olarak gelişen orta kulak yolu  enfeksiyonları, işitme kayıplarının yanı sıra sıklıkla kulakta uğultu tarzında gelişen çınlama da yapıyor. Bunun nedeni ise enfeksiyonların kulak yolunu tıkayabilecek şişlik veya sıvı içermeleri.  Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Özturan, orta kulak enfeksiyonlarında nedene yönelik tedavi uygulandığını ve çoğu zaman yüz güldüren sonuçlar alındığını söylüyor.
 
İç kulak kireçlenmesi
Halk arasında ‘kulak kireçlenmesi’ olarak da bilinen otoskleroz, orta kulaktaki kemikçiklerin kireçlenmesi sebebiyle gelişiyor. Daha çok işitme kaybı ve çınlama belirtileri ile kendini belli eden otoskleroz, kadınlarda ve genetik yatkınlığı olan kişilerde daha yaygın görülüyor.  Prof. Dr. Dilaver Özturan,kadınlarda hamilelik döneminde işitme kaybının arttığı otoskleroz hastalığına ameliyat  ile kesin çözüm sağlanabildiğini belirtiyor.
 
Kulak sinirinin iyi huylu tümörü
Kulak sinirinin iyi huylu tümörü olan akustik nörinomlarda, işitme sinirinin kulak kanalında sıkışmasına bağlı olarak, işitme kaybının yanı sıra çınlama sorunu da oluşabiliyor.  Prof. Dr. Dilaver Özturan, “Genellikle yerleştikleri bölgede tek taraflı işitme kaybı ve çınlamaya yol açan bu iyi huylu tümörler ameliyat ile tedavi ediliyor ve çoğunlukla ek bir tedaviye ihtiyaç duyulmuyor” diyor.
 
Bazı hastalıklar
Kan damarlarını doğrudan etkileyen yüksek tansiyon, kontrolsüz diyabet ve yüksek kolesterol de çınlama sebepleri arasında yer alıyor. Bu hastalıkların tedavi edilmesi çınlama sorununun ortadan kalkmasını çoğunlukla sağlayabiliyor. Anemi ve demir eksikliğinin yanı sıra B12 vitamini ile D vitamini eksikliği de kulakta çınlama yapabiliyor.
 
Kullanılan bazı ilaçlar 
Hastalıkların tedavisinde başvurulan çeşitli ilaçlar da kulakta çınlama nedeni olabiliyor.  Örneğin bazı antibiyotiklerin, idrar sökücü veya kan sulandırıcı ilaçların kullanımıyla birlikte kulaklarda çınlama sorunu gelişebiliyor.
 
Ağır metal zehirlenmeleri 
Beslenme ya da solunum yoluyla oluşan bu toksik tablo denge bozukluğu, işitme sorunu, bulantı ve kusmayla ortaya çıkabiliyor. Ağır metal zehirlenmeleri bu yakınmaların yanı sıra kulak çınlamasını da tetikliyor.
 
Beyin tümörleri
Beyin tümörlerinde baş ağrısı, kusma, çift görme ve denge bozukluğu belirtileri ön planda oluyor. Ancak çok nadir de olsa bu tümörler kulakta çınlamayla da kendini belli edebiliyor.
 
Kulak çınlamasını hafifletmek için… 
-Gürültülü ortamlardan uzak durun
-Kulağınıza dayadığınız cep telefonu ile uzun süre konuşmayın
-Kulaklık ile yüksek seste müzik dinlemeyin
-Çikolata ve mayalı yiyecekleri az tüketin
-Kahve tüketimini sınırlayın
-Kan basıncınızın ideal seviyede olduğundan emin olun
-Sigara kullanmayın
 
 
 ]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/04/d-vitamini-eksikligi-bile-kulakta-cinlama-yapabiliyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/04/d-vitamini-eksikligi-bile-kulakta-cinlama-yapabiliyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/d-vitamini-eksikligi-bile-kulakta-cinlama-yapabiliyor/4860/</link>
			<pubDate>Tue, 16 Apr 2024 11:10:14 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yenidoğan Bakımında En Sık Sorulan 12 Soru!</title>
			<description><![CDATA[Şüphesiz aylardır büyük bir özenle karnınızda taşıdığınız bebeğinizi sağ salim dünyaya getirebilmek için kah endişelendiniz kah neye benzeyeceğinin, nasıl ses çıkaracağının hatta nasıl hissedeceğinin hayalini kurdunuz.]]></description>
		    <news><![CDATA[ Nihayetinde uzun bir maratonu başarıyla tamamlayarak minik yavrunuzu kucağınıza aldınız. Şimdi ise önünüzde yeni bir süreç başladı; bu kez bebeğinizin bakımı ile ilgili gerek doktorunuzdan gerek okumakta olduğunuz kitaplardan gerekse arkadaşlarınız ve akrabalarınızdan bilgi edinmeye çalışıyorsunuz. Her çiçeği burnunda anne gibi sizin de aklınızda pek çok soru bulunuyor. İşte, Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Yenidoğan Yoğun Bakım Uzmanı Dr. Muhammet Ali Mutlu doğum sonrası ilk 28 günü kapsayan yenidoğan döneminde en çok sorulan soruları yanıtladı. Soruların adeta havada uçuştuğu bu süreçte ilk kez ebeveyn olan anne ve babaların sorunlar karşısında strese kapılmadan olaylara yaklaşmalarını tavsiye eden Dr. Mutlu “Pek çok ebeveyn, bu heyecan verici ama çoğu zaman zorlu ilk haftalarda bebeklerine nasıl bakacaklarını öğrenmeye çalışır. Konu yenidoğan bakımının planlanması gibi bir görev olduğunda, ilk kez ebeveyn olan anne ve babanın, bebekleri için neyin normal, güvenli ve sağlıklı olduğu hakkında doğru ve güvenilir bilgilere ulaşması çok önemlidir” diyor. Dr. Muhammet Ali Mutlu, yeni doğan bebeğin bakımı hakkında en sık sorulan 12 soruyu yanıtladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
 
SORU: Bebeğimin ne kadar ağlaması normaldir?
CEVAP: Amerikan Pediatri Akademisi'ne göre yenidoğanların günde bir-dört saat ağlaması normaldir. Bebekler iletişim kurmanın bir yolu olarak ağlarlar; aç, rahatsız, uykulu olabilirler veya bezi kirlenmiş olabilir. Zamanla bebeğinizin ağlama biçiminden ne anlatmaya çalıştığını çözebileceksiniz. Ancak yoğun şekilde ağlıyorsa, kolik ya da başka bir nedenden kaynaklanmadığını netleştirmek için doktorunuza danışabilirsiniz.
 
SORU: Yeni doğmuş bir bebek ne kadar uyumalı?
CEVAP: Yenidoğanlar günde toplam 16-17 saat uyurlar ancak bir seferde yalnızca 1-3 saat kesintisiz uyuyabilirler. Her bebeğin uyku ihtiyacı farklılık gösterir. Bazı bebekler nispeten hızlı bir şekilde uyanıp tekrar uykuya dalarken, diğerleri daha fazla ilgi isteyebilir veya bir sonraki uykuya daha fazla zaman ayırabilir. Bebeğinizin beşiğinde sırt üstü yatması, gevşek oyuncaklar veya yatak takımları olmadan güvenli bir ortamda uyumaları önemlidir.
 
SORU: Yeni doğan bebeğimi nasıl ve ne kadar beslemeliyim?
CEVAP: Dr. Muhammet Ali Mutlu “Yeni doğan bebeklerin kimisi gün boyunca sık sık, kimisi de uzun aralıklarla emmeyi severler. Ancak yenidoğanların çoğu, her iki-üç saatte bir beslenmek isteyecektir. Yapılan çalışmalar; bebeklerin ilk birkaç gün bir seferde 15-30 ml, ilerleyen günlerde her beslenmede 60 ml,  ikinci haftada 90 ml kadar içebildiğini gösteriyor. Besin ihtiyacı her ay muhtemelen ilave 30 ml artacaktır” diyor. 
 
SORU: Bebeğimin kusması normal midir?
CEVAP: Bebeklerde beslenme sonrası hafif kusma olabilir ancak bunun sık olmasını engellemek için; aşırı beslemekten kaçının, daha az miktarda daha sık beslemeyi deneyin. Düzenli olarak gaz çıkarmasını sağlayın. Yemek sonrası bebeğinizi dik tutun. Bebeğinizin beslenme alışkanlıklarını ve diyetini gözden geçirmek için çocuk doktorunuza danışın.
 
SORU: Yeterli sütüm olmuyorsa mama kullanmam doğru mudur?
 
CEVAP: Dr. Mutlu “Sütünüz yeterli olmuyorsa mama takviyesi yapmanızda bir sakınca yoktur ancak öncelikle aklınızda bulundurmanız gereken birkaç şey vardır: Mamaya geçmeden önce bebeğinizi mutlaka anne sütüyle beslemeye başlayın, sütünüz olmuyor diye düşünerek emzirmekten hemen vazgeçmeyin. Anne sütü bebeğiniz için eşsiz bir besindir. Bu konuda doktorunuzla mutlaka bağlantı kurun, doktorunuz anne sütünüzü artırmanıza yardımcı olacak rehberlik ve yöntemleri size anlatacaktır” diyor.
 
SORU: Bebeğimin yeterince beslendiğini nasıl anlarım?
 
CEVAP: Bebeğinizin aç olduğunun işaretleri arasında; ellerini ağzına götürmesi, başlarını memeye veya biberona çevirmesi; dudaklarını büzmesi veya yalaması ve ellerini sıkması yer alır. Bebeğinizin doyduğunun işaretleriyse; ağzını kapatması, başlarını memeden veya biberondan uzaklaştırmak istemesi, ellerini gevşetmesi ve bezlerinin ıslak olmasıdır. Çocuk doktorunuz yeterli beslendiğinden emin olmak için bebeğinizin büyümesini izleyecektir.
 
SORU: Bebeğimi beslenmesi için uyandırmalı mıyım?
 
CEVAP: Pek çok ebeveyn uyuyan bir bebeği uyandırmakta tereddüt edebiliyor. Yenidoğanlar genellikle beslenme için kendi başlarına uyanırlar ama eğer bebeğiniz birkaç saattir uyuyorsa, beslenme ihtiyaçlarının karşılandığından emin olmak için onu emzirmek üzere uyandırmalısınız. Uyuyan bir bebeği uyandırmak verimsiz görünse de, yeterince beslenmesini sağlamak kısa ve uzun vadede onlara yardımcı olacaktır.

SORU: Bebeğimin dışkılaması ve idrar çıkarması nasıl olmalıdır
 
CEVAP: Yeni doğan bebeğinizin dışkısı ilk hafta siyahtan koyu yeşile/sarıya dönecektir. Bağırsak hareketleri anne sütü veya mamayla beslenmesine bağlı olarak değişebilir. Anne sütüyle beslenen bebeklerde genellikle beyazımsı parçacıklar içeren sarı, daha ince kakalar olur. Mamayla beslenenlerde ise sarı/ ten rengi ve kıvamlı görünebilir. Ancak bebeğinizin dışkısı kırmızı ya da beyaz olmamalıdır. İlk birkaç günden sonra bebeğiniz daha tutarlı bir beslenme programına geçtiğinde her gün muhtemelen 8-12 arası ıslak bezi olacaktır.
 
SORU: Günde kaç kez kaka yapması gerekir?
 
CEVAP: Bebeğinizin kaka yapma sıklığı anne sütüne ya da mamaya bağlı olarak da değişebilir. İlk başta birçok bebek her beslenmeden sonra kaka yapar. Birkaç hafta sonra mama kullanan bir bebeğin günde yaklaşık bir kez kaka yapması gerekir. Anne sütüyle beslenen bebekler, anne sütünde daha az atık olduğu için günde bir veya daha az sıklıkta kaka yapabilirler ki bu onların kabız oldukları anlamına gelmez. Ancak bebeğiniz aşırı telaşlıysa, kaka yapma sayısında ani değişiklikler varsa, daha sık kusuyorsa, dışkısı sertse veya kaka yapmakta zorlanıyorsa kabız olabilir. Bebeğinizin bağırsak hareketini rahatlatmaya yardımcı olacak en güvenli yöntemler için çocuk doktorunuza başvurun.
 
SORU: Pişikleri önlemek için krem/merhem kullanmalı mıyım?
CEVAP: Bebek bezi döküntüsü ebeveynler arasında yaygın bir şikayettir ve bunun nasıl önleneceği çocuk doktorunun muayenehanesinde sıklıkla sorulan bir sorudur. Bebek bezi bölgesindeki pişiklerin önlenmesine yardımcı olmak için idrar ve dışkının bebeğinizin cildiyle temas ettiği süreyi sınırlamak önemlidir. Yüksek emiciliğe sahip bebek bezlerini hedefleyin, bezi sık sık değiştirin ve değiştirirken /alkolsüz mendil ya da sabun kullanmadan ılık su ile yumuşak bir temizleme pamuğu/bezi kullanın. Bebeğinizde oluşan pişik türlerine göre çocuk doktorunuz size krem/merhem türleri konusunda tavsiyede bulunacaktır.
 
SORU: Bebeğimi ne sıklıkla yıkamalıyım?
CEVAP: Bebeğinizi haftada yaklaşık üç kez yumuşak, kokusuz bir sabun veya katkı maddesi içermeyen yumuşak bir temizleyici kullanarak yıkamalısınız. Bazen sadece suyla kısa bir süre ıslatmak çocuğun sakinleşmesine yardımcı olabilir ve sabun her zaman gerekli değildir. Her zaman bebek küveti kullandığınızdan, bebeği asla gözetimsiz bırakmadığınızdan ve su sıcaklığının vücut sıcaklığı civarında olduğundan emin olun.
 
SORU: Bebeğimi halka açık yerlere çıkarmaya ne zaman başlayabilirim?
CEVAP: Dr. Mutlu “Bebeğinizi halka açık yerlere çıkarma konusunda katı kurallar olmasa da genel fikir birliği, bebeğinizin ilk aşılarını olduktan sonra yani yaklaşık 2 ila 3 aylık olduğunda çıkarmanın daha güvenli olduğu yönündedir. Ancak bu, bebeğinizin ve ailenizin sağlık koşulları, çocuk doktorunuzun özel yönlendirmeleri, mevcut sağlık önerileri ve yerel bir salgın olup olmadığı gibi birçok faktöre bağlı olarak değişebilir” diyor.
 
 
 ]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/04/yenidogan-bakiminda-en-sik-sorulan-12-soru.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/04/yenidogan-bakiminda-en-sik-sorulan-12-soru_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/yenidogan-bakiminda-en-sik-sorulan-12-soru/4859/</link>
			<pubDate>Wed, 03 Apr 2024 10:07:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Gebelik Diyabeti Hakkında Bilinmesi Gereken 7 Nokta!</title>
			<description><![CDATA[Minik yavrusunu kucağına almak için gün sayan anne adayları hamilelikte ortaya çıkabilen gebelik diyabeti karşısında paniğe kapılabiliyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[ Halk arasında ‘gebelik diyabeti’ olarak adlandırılan Gestasyonel Diyabet’in hamilelikte en sık karşılaşılan endokrinolojik bir hastalık olduğunu belirten Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Perinatoloji (Yüksek Riskli Gebelik) Uzmanı Prof. Dr. Murat Yayla, sorunun erken teşhis edilmesi durumunda kontrol altına alınmasının da kolay olduğunu belirtirken “Gebelik diyabeti, açlık veya tokluk kan şekeri düzeylerinin izin verilen sınırlar dışında bulunması ile teşhis edilir. Bazı türleri ancak şeker yükleme testleri yapılarak anlaşılabildiğinden 24-26 hafta aralığında her gebeden bu yükleme testinin istenmesi genel prensiptir. Diyabeti ne kadar erken teşhis eder ve kontrol altına alırsak bebek ve anne üzerindeki olumsuz etkileri o kadar azaltmış oluruz” diyor. Tedavi edilmeyen yüksek şekerin bebeğin ve annenin sağlığını riske atabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Murat Yayla, gebelik diyabeti hakkında bilinmesi gereken 7 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
 
Tedavi edilmeyen gebelik diyabeti bebeği ve annenin sağlığını riske atar!
 
Gebelik diyabetinde annenin fizyonomisi bozulabilir, doğum öncesi ve doğumu sorunlu geçebilir. Kanama tedavisine, çeşitli müdahalelere, aletli doğuma (vakum) veya sezaryene gerek olabilir. Bebek doğumda yaralanmalara maruz kalabilir ve doğduktan hemen sonra düşük şeker komasına girebilir. Elektrolit dengesi bozukluğu, sarılık uzaması, kuvöz gereksinimi gibi risklere maruz kalabilir. Annesinin düşüremediği şeker düzeyini kendi pankreası ile düzeltmeye çalışan bu bebekler ileriki yaşamlarında diyabet hastalığına aday olurlar.
 
Gebelikte ‘gestasyonel diyabet’ risk faktörlerine dikkat!
 
Gebelikte fazla kilo alımı, bebeğin beklenenden daha fazla kilolu olması, amniyon sıvısının fazlalığı ve anne adayının ailesinde veya kendi gebelik geçmişinde iri bebek doğumu, diyabet, insülin direnci gibi sorunların bulunması risk faktörleridir.
 
Gebelik diyabetini kontrol altında tutmak için!
 
Gestasyonel diyabeti önlemek veya kontrol altında tutmak için sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek çok önemlidir. Gebelik diyabetinde temel prensip kalori dengesinin sağlanmasıdır. Alınan ve harcanan kalori kişiye ve gebeliğe özgü olmalıdır. Yemek porsiyonları fazla ise azaltılmalı, gün içine yayılmalı, aç kalınmamasına dikkat edilmelidir. Karbonhidrattan zengin gıdalar azaltılırken protein ve yağ gereksinimi en uygun seviyede tutulmalıdır. Günlük aktivite az ise artırılmalı, gebelik egzersizleri ve yürüyüşler ihmal edilmemelidir.
 
Gebelik diyabetini yönetmek mümkün!
 
Özellikle beslenmenin düzene sokulması, günlük kalori alımının gebelik haftasına, annenin çalışma şartlarına ve kilosuna göre ayarlanması önemlidir. Hem diyet hem de egzersiz programı belirlenmeli ve buna uyulmalıdır. Gerektiğinde günlük veya haftalık kan şeker düzeyi izlemleri yapılmalıdır. Aylık yerine yüz yüze olmasa da haftalık hekim ve/veya diyet uzmanı ile görüşmeler yapılmalı, haberleşilmelidir. Önemli olan bu tavsiyelere belirli bir disiplin içinde uyulmasıdır. Takipler aksatılmamalıdır. Gebelikte kan şeker düzeyi normal sınırlarda tutulabilirse doğumda görülebilecek riskler de en aza indirilmiş olur.
 
Tıbbi tedavi gerekirse mutlaka yapılmalıdır!
 
Gebelik diyabeti tanısı kesinleştikten sonra diyet ve egzersiz programları sorunu düzeltemiyorsa tıbbi tedaviye geçilmelidir. İlk seçenek doğum hekimi gözetiminde yeterli dozda ilaç kullanımıdır. Bu üçlü yaklaşımdan alınacak sonuç kan şeker düzeyi ve bebek gelişimi ile takip edilir ve karşılaştırılır. Sorunda düzelme yoksa endokrinolog veya perinatolog gözetiminde insülin tedavisine geçilmelidir. Gebelik diyabetinin sonraki gebeliklerde tekrarlama riski vardır. Eğer tekrarlamışsa daha sonraki yıllarda tip 2 diyabet riskinin de artacağı unutulmamalıdır.
 
Gebelik diyabetinde tam başarı mümkün!
 
Gebelik diyabeti genellikle doğumdan 6 hafta sonra tamamen kaybolur. Bunu anlamak için 6 haftanın bitiminde şeker yükleme testi yapılmalıdır. Test normal çıkarsa 3 yıl aralıklarla tekrarlanır. Test sonucu anormal ise tip 2 diyabet teşhis edilmiş olur ve gerekli tedavi verilir. Yeni bir gebelik oluşursa en erken dönemden itibaren diyabet hastalığı gibi takip ve tedavi edilir, o gebelikte artık şeker yükleme testi ile vakit kaybedilmez.
 
Farkındalık çok önemli!
 
Prof. Dr. Murat Yayla gebelik diyabeti riskini azaltmak için farkındalığın son derece önemli olduğunu belirterek “Genetik özelliği nedeniyle her birey ailesinde diyabetik bir kişi olup olmadığını bilmelidir. Yakın akrabaların geçirdikleri gebelikler ve akıbetleri hem diyabet hem de gebelik diyabeti yönünden sorgulanmalı ve araştırılmalıdır. Gebelik öncesinde ilgili tetkikler, kan şekeri kontrolü ve kilo ayarlamaları yapılmalıdır. Gebelik sırasında şeker yükleme taramalarından çekinilmemeli, zamanı geldiğinde bu taramalar gerçekleştirilmelidir” diyor.
 
 ]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/03/gebelik-diyabeti-hakkinda-bilinmesi-gereken-7-nokta.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/03/gebelik-diyabeti-hakkinda-bilinmesi-gereken-7-nokta_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/gebelik-diyabeti-hakkinda-bilinmesi-gereken-7-nokta/4858/</link>
			<pubDate>Wed, 27 Mar 2024 10:22:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sigara menopoz yaşını 2 yıl öne çekiyor! </title>
			<description><![CDATA[Kadınlarda adet döngüsünün ve doğurganlığın sona erdiği dönem ‘menopoz’ olarak adlandırılıyor. Ülkemizde kadınlar genellikle 45-49 yaşları arasında menopoza giriyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[ Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Burcu Yılmaz, ancak bazı hatalı alışkanlıklarımızın menopozu hızlandırdığına işaret ederek, “Menopoz önlenebilir ya da geciktirilebilir bir durum değildir. Menopoz yaşını öne çekebilen aile öyküsü, genetik etkenler, bazı cerrahi müdahaleler gibi faktörler de değiştirilemez. Ancak süreci hızlandırabilen bazı hatalı alışkanlıklara dikkat ederek menopoza daha erken yaşta girilmesi önlenebilmektedir. Özellikle sigara kullanımı menopoza girme sürecini hızlandıran en önemli etkenlerden biridir. Yapılan araştırmalara göre, sigara alışkanlığı menopozu ortalama 2 yıl öne çekmektedir” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Burcu Yılmaz, menopoz sürecini hızlandıran hatalı alışkanlıkları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.
Sigara içmek
Uzun süreli ve düzenli sigara içen her 10 kadından 1’inin erken menopoz için risk altında olduğunu gösteren çalışmalar mevcut. Günde bir paket ve üzeri sigara içen kadınların menopoza ortalama 2 yıl önce girdikleri belirtiliyor. Bu etkinin sigara dumanında bulunan polisiklik hidrokarbonların yarattığı doku toksisitesinden kaynaklandığı düşünülüyor.
D vitaminini ihmal etmek
Yapılan çalışmalarda, D vitamini eksikliğinde daha az folikül, yani yumurta geliştiği gözlenmiş. D Vitamini düzeylerini karşılaştırarak yapılan bir çalışmada, D vitamini alan grupta erken yaşta menopoza girme riskinin yüzde 17 daha düşük olduğu tespit edilmiş. D vitamini ve güneş ışığından maksimum düzeyde faydalanabilmek için Mart-Ekim ayları arasında, 11.00-15.00 saatleri dışında, her gün 25-30 dakika güneşlenmeniz çok önemli. Ayrıca her yıl mutlaka D vitamini seviyenize baktırıp, gerekirse takviye ilaç almak için hekiminize başvurmayı ihmal etmeyin.
Vücut ağırlığına dikkat etmemek
Beden kitle indeksinin normalin üzerinde veya altında olması da menopozu hızlandırabilenönemli bir risk faktörü. Çok zayıf olmak, örneğin yağ kitle indeksinin yüzde 12’inin altında olması daha az yağ dokusu, dolayısıyla daha az östrojen deposuna sahip olmak demek. Çünkü östrojen dengesi periferal yağ dokuyla birebir ilişkili oluyor. Anormal düzeyde düşük yağ dokusu adetlerin kesilmesine ve her 3 kadından 1’inindaha erken yaşta menopoza girmesine neden olabiliyor. Dr. Burcu Yılmaz, öte yandan obezitenin de menopozu hızlandıran önemli etkenler arasında yer aldığını belirterek,“Periferik yağ dokusu arttıkça östrojen dengesi bu sefer de terazinin diğer yönünde olumsuz olarak etkilenerek, adet döngülerini ve yumurta kalitesini olumsuz etkilemektedir” diye konuşuyor.
Kalsiyumdan yetersiz beslenmek
Yapılan çalışmalarda kalsiyumdan zengin beslenen kadınlardaerken menopoz yüzde 13 oranında daha az gözlenmiş. Dr. Burcu Yılmaz, menopozun daha erken yaşta gelişme riskine karşı kalsiyumdan zengin beslenmeye önem verilmesi gerektiğini hatırlatarak, “Beslenme listesine kalsiyumdan zengin gıdalar eklemek kemik sağlığının yanı sıra yumurtalık fonksiyonları açısından da önem taşımaktadır. En önemli kalsiyum kaynakları süt ve süt ürünleridir. Bunun dışında pekmez, susam, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler, kuru meyveler, fındık ile fıstık da kalsiyumdan zengin besinlerdir” diyor.
Hareketsiz bir yaşam sürmek
Hareketsiz bir yaşam tarzı toksinlerin vücutta birikmesine neden oluyor.Bunun aksine düzenli yapılan egzersiz sayesinde kalp hızının artması oksijenli kanın vücuda daha fazla pompalanmasını sağlıyor. Dolaşımdaki bu artış toksinlerin vücuttan atılmasına yardımcı oluyor. Ayrıca egzersiz vücut ısısını artırarak toksinlerin atılmasında rol oynayan ter bezlerini tetikliyor. Düzenli egzersiz menopozal geçiş dönemive semptomları da hafiflettiği için oldukça önemli. Haftada en az 3 gün düzenli olarak egzersiz yapmayı alışkanlık edinin.
Sağlıksız beslenmek
İşlenmiş besinler, rafine karbonhidrat ve basit şekerler kan şekerinde ani iniş ve çıkışlara sebep oluyorlar. Bunun sonucunda hormon regülasyonunu bozarak potansiyel olarak erken menopoza yol açabiliyorlar. Aynı şekilde doymuş ve trans yağlar da hormon regülasyonunu bozabiliyor. Bu konuda kanıta dayalı çalışmalar devam ediyor.
Kronik strese maruz kalmak 
Kronik strese maruz kalmak, uzun süren yüksek kortizol seviyeleri maruziyeti anlamına geliyor. Bu durum da vücuttaki hormon dengesini, özellikle östrojen ve yumurtlama düzenini, dolayısıyla adet düzenini etkileyebiliyor.
Bu belirtilerde mutlaka hekime başvurun! 
Özellikle adet döngüsündeki değişiklikler, örneğin kanamanın yoğunluğundaki ya da sıklığındaki ani değişimler menopoza işaret edebiliyor.Adet döngüsü normalde 28 günde gerçekleşiyor. Adet döngüsünün sıklaşarak 22 güne kadar düşmesi, yumurtalık rezervindeki azalmanın ilk sinyali olabiliyor. Dr. Burcu Yılmaz, adet döngüsünde yaşanan değişimlerde mutlaka hekime başvurulması gerektiği uyarısında bulunarak, “Hekiminiz sizi klinik ve ultrasonografik olarak değerlendirecek, tanıyı gerekirse laboratuvar bulgularıyla destekleyecektir. Yumurtalık rezervindeki azalmanın tespiti durumunda öncelikle yumurta dondurma ve yardımcı üreme yöntemleri gibi koruyucu doğurganlık önlemleriyle ilgili sizi bilgilendirecektir” diyor.
 
               
 ]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/03/sigara-menopoz-yasini-2-yil-one-cekiyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/03/sigara-menopoz-yasini-2-yil-one-cekiyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/sigara-menopoz-yasini-2-yil-one-cekiyor/4857/</link>
			<pubDate>Tue, 19 Mar 2024 10:17:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Hipofiz Tümörü Kalıcı Körlüğe Neden Olmasın!  </title>
			<description><![CDATA[Hipofiz bezi, salgıladığı hormonlarla birçok organımıza müdahale ederek yaşamsal fonksiyonlarımızı düzenleyen bir bezdir. Vücuda salgılanan tüm hormonların ‘orkestra şefi’ olarak tanımlanan hipofiz bezinden köken alan tümörlere ise ‘hipofiz tümörü’ deniliyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[ Genellikle yavaş büyüyen ve iyi huylu olan hipofiz tümörleri her yaş grubunda görülse de 45 yaşından sonra daha sık gelişiyor. Tam olarak oluşum nedeni bilinmeyen hipofiz tümöründe genetik etkenlerin ve çevresel faktörlerin rol oynayabileceği düşünülüyor. Hormon salgılayan ve salgılamayan olmak üzere iki gruba ayrılan hipofiz tümörlerinin tedavisinde geç kalındığında pek çok sağlık sorunu gelişebileceği için erken teşhis büyük önem taşıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Bayraklı, hipofiz tümörlerinin en yakın komşusu olan göz sinirlerine yaptığı baskı nedeniyle kalıcı körlüğe yol açabileceğine dikkat çekerek, “Dolayısıyla görüş alanının dış taraflarında görme kaybı, çift veya şaşı görme gibi şikayetlerde zaman kaybetmeden hekime başvurmak çok önemlidir. Hasta şikayetlerini dikkate alır ve hekime başvurursa, teşhis tümör küçükken konulup, görme kaybının ilerlemesi önlenebilir. Ancak hasta bulguları göz ardı ederse tümörün boyutları iyice artabilir, bunun sonucunda tedavi daha komplike hale gelebilir. Çok daha önemlisi kalıcı körlük ile sonuçlanabilir” diyor.
Erken dönemde teşhis çok önemli
Hipofiz tümörleri, boyutlarına ve salgıladıkları hormonun tipine göre belirti veriyorlar. Bazı hipofiz tümörleri büyümelerine rağmen hormon salgılamayan özellikte oluyor. Bu tümörler büyük boyuta ulaşıncaya dek sinyal vermeyebiliyor. Prof. Dr. Fatih Bayraklı,hormon salgılayan tiplerinin ise tümörün boyutları küçükken belirti vermeye başladığına işaret ederek, “Hastalar şikayetlerini önemser ve hekime başvururlarsa tedavisinden etkin sonuçlar alınır. Tedavide geç kalındığında ise tümör büyüdükçe bulunduğu bölgenin çevresindeki önemli damar ile sinirlere baskı yaparak ciddi sorunlar oluşturabilir. Ayrıca tümörün cerrahi olarak tam çıkarılmasının artık mümkün olamaması nedeniyle radyoterapi gibi ek tedavilere başvurmak gerekebilir” diyor. 
Gözlerdeki 3 sinyali göz ardı etmeyin! 
Hipofiz bezi,  ‘optik kiazma’ olarak adlandırılan ve göz sinirlerimizin birleşim yeri olan bölgeye komşu bir organ. Dolayısıyla hipofiz tümörleri büyüdüklerinde bu bölgeye baskı yaparak göz sinirlerinin iletimini bozabiliyor. Bunun sonucunda hastaların görme yeteneğinde çeşitli sorunların gelişmeye başladığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Bayraklı, “Hipofiz tümörünün yaptığı baskılar sonucunda görüş alanımızın dış taraflarında görme kaybı, çift veya şaşı görme gibi üç önemli şikayet oluşabilir. Bu tablo tümörün boyutunun ileri seviyelere geldiği, genelde bir santimi aştığı durumlarda daha sık olarak karşımıza çıkar. Görme yeteneğindeki bu tür yakınmalarda zaman kaybetmeden hekime başvurmak gerekir, zira tedavide gecikildiğinde kalıcı körlük gelişebilir” bilgisini veriyor. 
Salgıladığı hormona göre belirti veriyor
Hipofiz tümörleri hormon salgılayan özellik sergiliyorsa, bu hormonların etkilerine göre belirti veriyor. Prof. Dr. Fatih Bayraklı, belirtileri şöyle özetliyor:
Prolaktinsentezliyorsa: Her iki cinsiyette de infertilite, libidoda azalma ve osteoporoz gelişebilir. Bu yakınmalara kadınlarda adet düzensizlikleri ve meme başından süt gelmesi; erkeklerde ise erektil bozukluklar eşlik edebilir.
Büyüme hormonu salgılıyorsa: Baş ağrısı, görme şikayetleri, yüzük ve ayakkabı boyutlarında artış, dilde büyüme, karpal tünel sendromu ve aşırı terleme sorunu yaşanabilir. Hastaların genel vücut hatlarının kalınlaşmış olduğu görülür.
ACTH (Adrenokortikotropikhorman) salgılıyorsa:Cushing hastalığı gelişen bu tabloda kilo alımı, kas zayıflığı, osteoporoz, psikolojik bozukluklar ve hafif travmalarda bile kolayca oluşan yaralar gelişebilir. Hastalarda yuvarlak ve kırmızı/kızarık bir yüz, karında ve koltuk altlarında mor renkli çizgilenmeler, vücutta çürükler (ekimoz) görülür.
TSH (Tiroit stimülan hormon) salgılıyorsa: Çarpıntı, aritmi, kilo kaybı, guatr ve ellerde titreme yaygın belirtilerini oluşturur.  
Üç ana tedavi yöntemine başvuruluyor 
Hipofiz tümörlerinin büyük bir kısmının tanısı biyokimyasal ve radyolojik tetkikler ile rahatlıkla konulabiliyor. Erken dönemde tedavi edildiğinde vücutta oluşan sorunlar ortadan kaldırılabiliyor, böylece hastanın kaliteli bir yaşam sürmesi sağlanabiliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Bayraklı, hipofiz tümörlerinde ilaç, cerrahi işlem ve radyoterapi olmak üzere üç ana tedavi seçeneği olduğunu belirterek, şöyle devam ediyor: “Bu üç tedavi yöntemi genelde beraber kullanılır. İlaç tedavisinin ilk basamak olarak uygulandığı tümörler, prolaktin salgılayan tümörleridir. Bu tümörlerin dışındaki tümörlerde ise cerrahi yöntem ilk sırada gelir. Cerrahi tedavide hedef, hormon salgılamayanlarda tümörün tamamının çıkarılarak çevre dokulara yaptığı baskının ortadan kaldırılması; hormon salgılayanlarda da yine tümörün tümüyle çıkarılarak hormonal dengenin tekrar sağlanmasıdır. Cerrahi yöntem endoskopik veya mikroskopik olarak yapılır. Endoskopik cerrahi daha güncel tedavi seçeneğidir. Radyoterapi yöntemi ise tümörün çeşitli nedenler ile  tamamençıkarılamadığı veya tekrar oluştuğu durumlarda devreye girebilir. Uygun tümörlerde, cerrahi yöntem sonrasında hormon değerleri normale dönmediyse, medikal tedaviye başlanabilir”
 
 ]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/02/hipofiz-tumoru-kalici-korluge-neden-olmasin.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/02/hipofiz-tumoru-kalici-korluge-neden-olmasin_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/hipofiz-tumoru-kalici-korluge-neden-olmasin/4855/</link>
			<pubDate>Thu, 29 Feb 2024 10:03:32 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Soğuk Havalar Romatizmal Şikayetleri Artırıyor!</title>
			<description><![CDATA[Kas ve eklemlerde ağrı, şişlik, sertlik ve hareket kısıtlılığına yol açarak yaşam konforunu önemli ölçüde düşüren romatizmal hastalıklar soğuk havaların da etkisiyle daha fazla ve sancılı yaşanıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Romatoloji Uzmanı Dr. Mert Öztaş “Soğuk hava koşulları genellikle kan damarlarını daraltıp, eklem ve çevresindeki dokuların kanlanmasını azaltarak ağrı ve rahatsızlık hissini artırabilir. Bu nedenle bazı romatizmal hastalıkların seyrini kötü yönde etkileyebilir]]></description>
		    <news><![CDATA[Özellikle romatoid artrit gibi iltihaplı romatizmal hastalıklara sahip kişilerde soğuk hava koşulları eklem iltihaplanmasını şiddetlendirebilir” diyor. Romatoloji Uzmanı Dr. Mert Öztaş romatizmal hastalıklar hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı, soğuk havalarda kas ve eklem ağrılarına karşı alınabilecek önlemleri açıkladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
Halk arasında sıklıkla ‘romatizmalarım arttı’ şeklinde yakınışlarla ifade edilen ve yaşlılık hastalığı olarak bilinen romatizma en çok ağrı ile kendini gösteriyor. Özellikle soğuk havalarda iyice tetiklenen bu ağrılar kimi geceler uyku uyutmazken, gün içerisinde de kas ve eklemlerde şişlik ve sertliğin de etkisiyle yaşam konforunu iyice düşürüyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Romatoloji Uzmanı Dr. Mert Öztaş romatizmanın, bilinenin aksine bir değil çok sayıda farklı hastalığı içeren bir grubun genel ismi olduğunu belirterek “Romatizma terimi, genellikle bir dizi eklem, kas, tendon ve bağ dokusunu etkileyen romatolojik hastalıkları kapsıyor. Osteoartrit, romatoid artrit, lupus, fibromiyalji gibi birçok farklı hastalık romatizma olarak adlandırılabiliyor” diyor. Romatizmanın sadece yaşlılıkta değil genç yaşlarda da görüldüğünü, romatizmal hastalıklara neden olan pek çok faktör olduğunu söyleyen Dr. Mert Öztaş şöyle konuşuyor: “Romatoid artrit, lupus gibi otoimmün hastalıklar bağışıklık sisteminin vücudun kendi dokularına karşı bir tepki geliştirmesi olarak nitelendiriliyor. Bu hastalıkların birçoğu genetik faktörlere bağlı olarak ortaya çıkabiliyor. Ailesel öykü, bireyin bu tür hastalıklara yatkınlığını etkileyebiliyor.”
Yanlış yaşam alışkanlıkları da zemin hazırlıyor!
İltihaplı ve iltihapsız şekilde kendini gösteren romatizma sadece şikayetin olduğu bölgeyle sınırlı kalabilirken vücudun tümünü de olumsuz şekilde etkileyebiliyor. Romatizmaya genetik  faktörler gibi, geçirilen kaza sonrası zedelenmelerin, mikrobik hastalıkların ve bazı ilaçların da neden olabildiğini belirten Dr. Mert Öztaş, yanlış yaşam alışkanlıklarının da bu hastalıklara davetiye çıkarabildiğini vurguluyor. Yapılan bilimsel çalışmalarda; özellikle son yıllarda hızla yaygınlaşan hareketsiz (sedanter) yaşam tarzı, aşırı stres, alkol ve sigara gibi bir çok etkenin romatizmal hastalıklarla ilişkisi olduğunun gösterildiğini belirten Romatoloji Uzmanı Dr. Öztaş sözlerine şöyle devam ediyor: “Romatizmal hastalıklarla yaşayan kişilerin sağlıklı bir yaşam tarzını benimsemeleri önemlidir. Düzenli doktor kontrolleri, sağlıklı beslenme, stresten kaçınma ve uyku düzenine dikkat etmeleri bu hastalıkların yönetimine yardımcı olabilir.”
Soğuk havalarda bu uyarılara dikkat!
Soğuk havanın, romatizmal hastalıkları tetikleyerek mevcut belirtileri kötüleştirdiğine dikkat çeken Dr. Mert Öztaş, soğuk havalarda sürekli ağrı, şişlik, sertlik ve hareket kısıtlılığı sorunları yaşayanların kalın kıyafetler giyerek mutlaka düzenli egzersiz yapmaları gerektiğini söylüyor. Kas gücünü ve eklem esnekliğini korumak için haftada dört-beş kez en az yarım saat yürümek ve yüzmek en önemli önlemlerin başında yer alıyor. Bunlara rağmen kas ve eklem şikayetlerinin devam etmesi durumunda, herhangi bir tanı almamış olanların mutlaka Romatoloji uzmanına başvurarak gerekli tetkikleri yaptırmalarını öneren Dr. Mert Öztaş “Erken tanı ile tedaviye bir an önce başlanması sayesinde hastalığın ilerlemesini durdurmak veya yavaşlatmak mümkün olabiliyor” diyor.
 ]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/02/soguk-havalar-romatizmal-sikayetleri-artiriyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/02/soguk-havalar-romatizmal-sikayetleri-artiriyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/soguk-havalar-romatizmal-sikayetleri-artiriyor/4854/</link>
			<pubDate>Wed, 21 Feb 2024 11:19:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Böbrek Taşına Yol Açan 8 Önemli Hata!</title>
			<description><![CDATA[Doğum sancısından bile şiddetli ağrılara neden olabilen, kapısını çaldığı kişinin acil servise kendini ‘zor atmasına’ yol açan böbrek taşı hastalığı günümüzde giderek yaygınlaşıyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[  Acıbadem Fulya Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Zeren, ülkemizde her 10 kişiden birinde görülme oranıyla dünya ortalamasının üzerinde seyreden böbrek taşına genetik etkenlerden yanlış yaşam alışkanlıklarına dek bir çok etkenin neden olduğunu belirterek bu ciddi sağlık sorununa karşı özellikle günlük yaşantıda bazı kritik kurallara mutlaka uyulması gerektiğini vurguluyor. Böbrek taşı olanların ise “Taşımı herhalde düşürdüm ama görmedim, ağrım geçti” şeklinde yanılgısına çok sık düştüklerini ancak bu düşünceyle tedavinin bırakılmasının böbrek kaybına dahi götürebildiğini belirten Prof. Dr. Zeren “Taş problemi yaşayanların sonraki 10 yıl içinde tekrar benzeri şeyleri yaşama ihtimali yüzde 50’dir. Bu nedenle benzer yakınmaları olmasa bile düzenli kontrollerini yaptırmaları gerekir” diyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Zeren böbrek taşına yol açan 8 önemli hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
Az su içmek: YANLIŞ!
DOĞRUSU: Az su içmek böbrekte kum ve taş oluşumuna zemin hazırlar. Günde 2-2.5 litre idrar çıkarmak özellikle de böbrek taşı oluşturmaya yatkın kişilerde taş oluşum riskini yüzde 50 azaltır. Bu nedenle her gün en az2.5 litre su içmeye özen gösterin. Ayrıca alınan sıvının bir kısmının limon, portakal suyu şeklinde olması da idrarda taş oluşumunu engelleyen sitrat maddesini artıracağından ayrıca faydalı olacaktır. Son yıllardaki bazı çalışma sonuçları kahvenin de taş oluşumunu engellediği yönündedir.
Fazla tuz ve şeker tüketmek: YANLIŞ!
DOĞRUSU: Fazla tuzlu yemek idrarla kalsiyum çıkışını artırarak çoğunluğu kalsiyum içerikli olan taşların oluşumunu tetikleyebilir. Fazla tuzlu yemek zaman içinde yüksek tansiyon nedeni de olabileceğinden böbrek damarlarının etkilenmesiyle böbrek fonsiyon bozukluklarına da yol açabilmektedir. Tuz yanında rafine şeker tüketimi de idrarla kalsiyum çıkışını artıran diğer bir risk faktörüdür. Bu nedenle fazla tuz ve şeker tüketiminden kaçının.
Bilinçsizce vitamin takviyesi kullanmak: YANLIŞ!
 
DOĞRUSU: Son yıllarda öne çıkan vitamin ve mineral takviyeleri kişinin ihtiyacına göre doktor tavsiyesiyle değil gelişigüzel kullanıldığında uzun vadede böbreklere de çok ciddi zararlar veriyor. Örneğin; en masum görünenlerden biri vücut direncinin düştüğü, gribal durum hissedildiğinde ilk akla gelen destek ürünlerden olan C vitamininin alımını abartmak böbrek taşı oluşumuna zemin hazırlar. Günlük yiyeceklerle alınan doğal C vitamini için böyle bir risk söz konusu değildir. Vücudunuzun vitamin ve mineral ölçümleri yapılmadan ve doktor tavsiye etmedikçe vitamin ve mineral takviyesini gelişigüzel kullanmaktan kesinlikle kaçının.
Hareketsiz olmak: YANLIŞ!
DOĞRUSU: Hareketli olmak taşların büyümeye fırsat bulamadan kristal veya kum halindeyken idrarla atılmasını kolaylaştıracaktır. Bu nedenle fiziksel bir engeliniz olmadığı takdirde hareketsiz kalmaktan mutlaka kaçınmak ve her gün düzenli yürüyüş/egzersiz yapmak, işyerinde dahi öğle tatillerinde mutlaka kısa da olsa yürümek gerekir. Egzersiz yaparken terlenebileceğinden beraberinde bol su içilmesi de unutulmamalıdır.
Hayvansal gıdaları aşırı tüketmek: YANLIŞ!
DOĞRUSU: Kırmızı et, yumurta, tavuk, balık gibi hayvansal proteinler idrarı asit hale getirip, kalsiyum dengesini bozması yanında idrardaki taş oluşumu için koruyucu olan maddelerin azalmasına da neden olmaktadır. Bu nedenle hayvansal gıdaların tüketiminde aşırıya kaçmamak, günlük tüketimde 150-160 gramı geçmemeye dikkat etmek gerekir. Salam, sucuk ve sosis gibi işlenmiş etler de ciddi oranda tuz içerdiğinden tüketiminden uzak durulmalıdır. Diyete dikkat ederek taş oluşum riski oldukça azaltılabilmektedir.
Kas yapmak için aşırı protein almak: YANLIŞ!
 
DOĞRUSU: Özellikle vücut geliştirmek amacıyla spor yapanlar kas oluşturmak için protein tozlarına ağırlık veriyor. Ancak dikkat! Yapılan bilimsel çalışmalar; aşırı protein alımının böbrek fonksiyonlarını bozduğunu ve kas yapsa da böbrekte taş oluşumuna zemin hazırladığını ortaya koyuyor. Bu nedenle doktorunuzun önerisi olmadan protein takviyesi kullanmayın.
 
Yoğurt, süt ve peyniri az tüketmek: YANLIŞ!
 
DOĞRUSU: Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Zeren “Taşların büyük kısmı yapı olarak kalsiyum oksalat taşlarıdır. Bu nedenle çok eskiden süt, peynir, yoğurt gibi kalsiyumdan zengin gıdaların az tüketilmesi önerilirdi. Artık bunun yanlış olduğu bilinmektedir. Ancak kalsiyumlu yiyeceklerin ana öğünlerde tüketilmesi gerekir! Çünkü; domates, koyu yeşil yapraklı sebzeler, çilek, armut, kuruyemişler, çikolata ve çay gibi birçok yiyecekte bulunan oksalat maddesi kalsiyumdan zengin gıdalarla beraber tüketildiğinde oksalatın vücuda girişini engellemek büyük ölçüde mümkün olabilmektedir” diyor.
Yetersiz idrar yolu enfeksiyonu tedavisi: YANLIŞ!
 
DOĞRUSU: İdrar yollarında enfeksiyona neden olan mikroplardan bazıları idrarın yapısını değiştirerek “enfeksiyon taşı” denen kalsiyum oksalattan farklı yapıdaki taşlara neden olmaktadır. Çok kısa süre içinde hızla büyüyebilen bu farklı yapıdaki taşların tamamen temizlenmesi ve idrarın uygun antibiyotik tedavisi ile tamamen mikropsuz hale getirilmesi çok önemlidir. Taşlar ameliyatla alınsa bile enfeksiyon tam temizlenmediği takdirde çok kısa süre içinde aynı yapıdaki taşlar hızlıca tekrarlamaktadır.
 
Böbrek taşı olanlar dikkat!
Ağrınız kesildi diye tedaviyi bırakmayın!
Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Zeren “Böbrek taşı olanların çok sık düştüğü bir yanlış; taşın düştüğü görülmeden, ağrı kesildi diye tedavinin yarım bırakılmasıdır. Takibin bırakılması böbrek kaybına kadar gidebilecek çok riskli bir durumdur. Eğer taş düşerken kısmi tıkanıklık yapacak şekilde yolda takılıp kalırsa idrarın taşın yanından az da olsa geçiyor olması ağrının ortadan kalkmasına neden olacaktır. Hastalar genellikle bu dönemde ‘taşımı herhalde düşürdüm, görmedim’ düşüncesi ile günlük yaşantılarına dönerler. Kısmi de olsa tıkanıklık devam etmesi böbreğin zamanla şişmesi ve kaybıyla sonuçlanabilir. İdrar yollarından taş, kum dökmüş veya ameliyat geçirmiş olanların sonraki yaşantılarında benzer yakınmaları olmasa bile düzenli kontrollerini yaptırmaları gerekir. Taş problemi yaşayanların sonraki 10 yıl içinde tekrar benzeri şeyleri yaşama ihtimali yüzde 50’dir” diyor.
 ]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/02/bobrek-tasina-yol-acan-8-onemli-hata.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/02/bobrek-tasina-yol-acan-8-onemli-hata_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/bobrek-tasina-yol-acan-8-onemli-hata/4853/</link>
			<pubDate>Tue, 20 Feb 2024 10:05:19 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ödemden Kurtulmanın 7 Etkili Yolu!</title>
			<description><![CDATA[Aşırı tuz tüketimi, karbonhidrat ağırlıklı beslenme, yeterince su içilmemesi ve hareketsizlik gibi yanlış yaşam alışkanlıkları ile bazı ilaçlar vücutta ödeme yol açabiliyor. Çoğunlukla kollarda, bacaklarda, el ve ayaklarda şişkinliklegöz altı torbalarına neden olan, tartıya çıktığınızda diyetinize rağmen sizi birkaç kilo fazla gösteren ödem yol açtığı sağlık sorunlarıyla da kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Beyza Erdoğanbazıbesinlerin vücutta su tutulumunu kolaylaştırıp ödeme neden olduğunu, bazılarının ise ödemden kurtulmaya fayda sağladığını belirtirken, ödem söktürücü çaylar konusunda uyarıyor. Masum görünen bu çayların bilinçsiz kullanıldığında fayda yerine ciddi zararlara yol açabildiğini belirten Erdoğan “Mısır püskülü, kiraz sapı, yeşil çay ve beyaz çay gibi ödem söktürdüğü söylenen bitki çaylarına dikkat edin.Özellikle tansiyon ve böbrek hastalığınız ya da kullandığınız ilaçlar varsa mutlaka hekiminize danışarak ve belirlenen kullanım miktarına uygun şekilde tüketin” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Beyza Erdoğan ödemden kurtulmanın 7 etkili yolunu, ödem attıran ve ödemi artıran besinleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
 

	Tuzu azaltın

Sofra tuzu ve işlenmiş gıdalarda bulunan sodyum ödemi artırıyor.1 gram tuz vücutta 200 ml su tutulumuna yol açtığından yüksek tuz içeriğine sahip hazır çorbalar, cips gibi tuzlu atıştırmalıklar, ketçap, hardal ve mayonez gibi hazır soslardan kaçınmak, salça, turşu, zeytin ve peynir gibi besinleri dengeli tüketmek gerekiyor.
 

	Bol su için

Her 1 kg vücut ağırlığınız için her gün mutlaka 30-35 ml su tüketmeyi ihmal etmeyin. Yeterli su tüketilmemesi dolaşım problemleri ve selülit gibi sorunları artırırken, ödemi vücutta kalıcı hale getiriyor, böbrekleri de hızla yıpratıyor. 
 

	Hareketsizlikten kaçının

Uzun süre oturmak ya da ayakta kalmak kan dolaşımını düzensizleştirerek ödemi artırıyor.  Özellikle bacak ve kollardaki ödemden kaçınmak için hareket etmek etmek ve egzersiz yapmak şart. Kol ve bacakları gün sonunda yukarı doğru kaldırarak dinlendirmek ve ödemli bölgelere hafif masaj uygulamak da etkili olacaktır.
 

	Ödem tutan besinlere dikkat edin

Beslenme ve Diyet Uzmanı Beyza Erdoğan “Çok fazla hamur işi, şekerli besinler ve paketli gıdalar tüketen kişiler vücuduna çok fazla tuz ve karbonhidrat alır. 1 gram karbonhidrat vücutta yaklaşık iki gram kadar su tutar. Bu nedenle her gün paketli gıda tüketimi yapan kişilerin vücudu daha ödemlidir. Ayrıca yetersiz veya çok yüksek proteinli beslenmek, fast-food tarzı ürünler tüketmek de ödemin temel sebeplerindendir” diyor.
 

	Uykunuza özen gösterin  

Yetersiz ve kalitesiz uyku ile birlikte oluşan stres vücutta kortizol salınımını artırıyor ve vücut su tutmaya hazır hale geliyor. Bu nedenle günlük yedi saat uyku kişilerin ödem riskini azaltıyor.
 

	Kahve ve çayı aşırı tüketmeyin

Sağlıklı yetişkinlerin günde ortalama 300-400 mg kafein yani bir fincan kahveve üç bardak çay tüketmesi normal kabul ediliyor. Ancak aşırı kafein tüketimi vücutta ödem oluşumuna yol açabildiğinden ölçüyü aşmamaya ve her kahve sonrası bir bardak su içmeye özen gösterin.
 

	Bu besinlere mutlaka sofranızda yer verin

Beslenme ve Diyet Uzmanı Beyza Erdoğan “Maydanozu çiğ tüketmek ya da haşlayıp suyunu içmek ödem atılmasında önemli fayda sağlar ancak aşırısıtansiyon düşüklüğüne neden olabileceğinden dikkatli olunmalıdır. Sağlıklı bağırsak ve düzenli dışkılama alışkanlığı da ödemden kurtulmada çok etkili olduğundan ıspanak, semizotu, kereviz, kabak ve salatalık gibi sebzeleri, kayısı ve muz gibi meyveleri ve kurubaklagilleri beslenmenize ekleyerek vücudunuzun ödem tutmasını engelleyebilirsiniz” diyor.
 ]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/02/odemden-kurtulmanin-7-etkili-yolu.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/02/odemden-kurtulmanin-7-etkili-yolu_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/odemden-kurtulmanin-7-etkili-yolu/4852/</link>
			<pubDate>Mon, 19 Feb 2024 09:50:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Çocuklarda güçlü Bir Bağışıklık Sistemi İçin 8 Önemli Kural! </title>
			<description><![CDATA[Kış mevsiminde havaların soğuk olması ve kapalı ortamlarda uzun süre kalınması nedeniyle çocuklar soğuk algınlığı ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına daha kolay yakalanabiliyorlar. Mikroplardan korunmaları veya hastalığı kolay atlatabilmeleri için  çocukların bu dönemde güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmaları ayrı bir öneme sahip.]]></description>
		    <news><![CDATA[Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, sağlıklı beslenmenin çocukların bağışıklık sistemini güçlü tutan en önemli etkenlerden biri olduğuna dikkat çekerek,  “Güçlü bir bağışıklık sistemi içindengeli, yeterli ve çeşitli vitamin ile minerallerden oluşan bir menü planı oluşturmak gerekir. Karbonhidrat  ve protein kaynaklarının yanı sıra sağlıklı yağ kaynaklarına da yer vermek çocuğun hem bağışıklığının korunmasında hem de hastalıklarla baş edebilmesinde kilit rol oynar.  Besin değeri oldukça düşük olan paketli ve işlenmiş gıdalardan kaçınmak, bunların yerine besin değeri yüksek yoğurt, kefir, ceviz, fındık, badem gibi ürünlere yer vermek önem taşır.  Yine ana ve ara öğünlerde mevsime uygun taze sebze ve meyveleri bulundurmak da güçlü bir bağışıklık sistemine önemli katkı sağlar” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, çocukların bağışıklık sistemini güçlendirmek için ebeveynlerin dikkat etmeleri gerekenbeslenme kurallarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!
 
Her öğün taze sebze ve meyve şart! 
 
Mevsimine uygun taze meyve ve sebzeler, içerdikleri C vitamini ile A vitamini gibi bağışıklığı güçlendiren vitamin içerikleri nedeniyle çocukların her öğününde bulunmaları gerekiyor.  Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, “Öğünlerde mevsime uygun sebzelerden salata ve ara öğünlerde meyve tüketmelerini sağlamak, çocukların günlük vitamin ihtiyaçlarını karşılamalarına katkı sağlar. Meyvelerin iyi yıkanmış olmalarıve taze tüketilmeleri ise enfeksiyonlardan korunmanın yanı sıra besin içeriğini korumak için de önemlidir” diyor.
 
C vitamini içeren meyve çok önemli
 
Yeteri kadar C vitamini almak güçlü bir bağışıklık sistemi sağlayabilmede önemli bir rol üstleniyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, kış mevsiminde özellikle kivi, portakal ve mandalina gibi C vitamininden zengin meyveleri çocukların beslenme listesine mutlaka eklemek gerektiğine işaret ederek, “Bir yumruk kadar meyve bir porsiyon olarak baz alınmalı. Çocukların günlük beslenmelerine 1-2 porsiyon meyve, öğünlerine 5-6 yemek kaşığı sebze yemeği veya bir büyük kase salata ekleyerek, günlük C vitamini ve diğer vitamin ile mineral gereksinimlerini sağlamak mümkün” bilgisini veriyor.
 
Demir eksikliğine karşı koruyun
 
Dünyada en sık görülen mikro besin öğesi eksikliği, genellikle yetersiz beslenmeden kaynaklanan demir eksikliği oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, bağışıklık sisteminin korunmasında demirin önemli bir rol oynadığını belirterek, “Demir eksikliği anemisi mental ve fiziksel gelişimi etkiler. Demir,  bağışıklık hücrelerinin çoğalmasında rol alır veeksikliğindeyeterlibir bağışıklık cevabı oluşturulamaz. Bu nedenle demir eksikliği oluşmaması için kırmızı et, yumurta ve hindi eti gibi besin kaynaklarınınçocukların öğünlerinde mutlaka yer alması gerekir” diye konuşuyor.
 
Sağlıklı yağları ihmal etmeyin
 
Sağlıklı yağlar, hem çocukların sağlıklı bir gelişim sürmeleri hem de bağışıklık sistemlerinin korunması için yeterli ve dengeli olarak alınması gereken bir besin grubu. Kızartma ya da hazır gıdalardan gelen  kontrolsüz yağlar yerine zeytinyağı, tahin, ceviz ve badem gibi sağlıklı yağ kaynaklarını çocukların günlük beslenmelerine eklemek gerekiyor. Çocukların her gün 2 adet ceviz veya 8-10 adet çiğ fındık, badem gibi kuru yemişler tüketmeleri, yemeklerinde zeytinyağı kullanılması, günlük sağlıklı yağ alımlarına katkı sağlıyor.
 
Öğün atlamalarını engelleyin
 
Çocukların günlük besin öğesi ve enerjialımlarını dengeli bir şekilde sağlayabilmeleri için öğün düzeni oluşturulması şart. Zira kahvaltı ya da herhangi bir öğünü atlamaları yetersiz beslenmeye neden olmasının yanı sırapaketli veya sağlıksız olarak adlandırabileceğimiz besinlere yönelimlerini arttırabiliyor.Bu nedenle evde veya okulda besin alımlarını takip ederek her öğünde yeterli beslendiklerinden emin olmak gerekiyor.
 
Çinko eksikliğine dikkat! 
 
Çinko bağışıklık sisteminin devamlılığı için gerekli bir mineral. Eksikliğinde büyüme geriliği ve bağışıklık sisteminde bozulmalar görülebiliyor. Bu nedenle çocukların öğünlerine bu besinleri eklemek önem taşıyor. Kırmızı et, kuru baklagiller, balık ve tam tahıllar çinko bakımından zengin besinler arasında yer alıyor.
 
Hazır gıdalar değil ‘ev yapımı’ yemekler
 
Çocuklar lezzetiyle ön plana çıkan fastfoodtipi hazır yemekleri çoğunlukla ev yemeklerine tercih ediyorlar. “Ancak ne yazık ki bu ürünler çoğunlukla besin değeri düşük, işlenmiş ürünlerden oluşurlar ve çocukların büyümelerine ya da bağışıklık   sistemlerinin gelişmesine katkı sağlamazlar” uyarısında bulunan Nur Ecem Baydı Ozman, sözlerine şöyle devam ediyor:“Çocuklar besin değeri olmayan bu ürünleri tükettiklerinde besin değeri yüksek sebze, meyve ile balık gibi ürünlerden mahrum kalırlar.]]></news>
		    <image>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/02/cocuklarda-guclu-bir-bagisiklik-sistemi-icin-8-onemli-kural.jpg</image>
		    <thumb>https://www.saglikhaberajansi.com/images/haberler/2024/02/cocuklarda-guclu-bir-bagisiklik-sistemi-icin-8-onemli-kural_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.saglikhaberajansi.com/cocuklarda-guclu-bir-bagisiklik-sistemi-icin-8-onemli-kural/4851/</link>
			<pubDate>Fri, 16 Feb 2024 09:38:35 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>